10 Nisan 2016

Heybeliada Gezimiz!

Blogumda bu kısıma pek yazmıyorum ama aslında anladığınız üzere çok geziyorum. Nedense bu kısma hep başka yazılar eklemek istesem de üşenip başına oturamıyorum. Aklımda bu kısımda hakkında yazmak istediğim bir sürü mekan var. Geçen sene bir ara adalara gittiğimden bahsetmiştim sanırım yazı nasıl geçirdiğime dair karaladığım yazımdaydı. Adalara gitmeyi çok seviyorum. Şu ana kadar iki kere Heybeli adaya, iki kere de Büyükadaya gittim ve her seferinde de çok hoşuma gitti bu gezilerimiz. Normalde adalara bisiklet sürmek için gidiyoruz. Günlük hayatımda hiç pantolon giymediğim için sadece bisiklet süreceğim zaman pantolon giyiyorum. Ve bunu seneler sonra ilk defa Büyükadaya giderken yapmıştım. Fakat bu sefer bisiklet sürmeye gidemedik. Çünkü iki kuzenim de iki tekerlekli süremiyor! Evet, doğru duydunuz! Aslında isteseler biraz uğraşıp sürerler ama işlerine gelmiyor. O yüzden biz de piknik yapmaya gidelim dedik. İlk defa Heybeliadaya gittiğimizde yine aynı mekanda piknik yapmıştık ama elimizde poşetler çantalar falan çok yorucu olmuştu. Bu yüzden bu sefer ciddi ciddi minik bir bavul hazırlayıp her şeyi onun içine koydum. Zaten kız kardeşim ve kuzenim pek mutfakta (aslında kız kardeşim hiç) iyi olmadıkları için onların yerine de ben iki çeşit yaptım. Zaten diyette olduğum için neredeyse hiç mutfağa girmiyordum benim için de güzel oldu. Diğer iki kuzenim de kurabiye ve börek yapmıştı. Böylece haftalardır beklediğimiz Heybeliada piknik gezimiz gerçekleşecekti. İlk defa Heybeliadaya gittiğimizde vapur seansını kaçırıp bir buçuk saat beklemiştik. Aynı rezilliği beş dakika arayla az daha tekrar yaşıyorduk çünkü kız kardeşim taksiye binip gidelim dedi ama ben ya trafik olursa diyerek Fındıkzade'den kabataş tramvay hattına binmeye onları ikna ettim. Şansımıza hiç trafik yoktu ve taksiyle gitsek rahat on beş dakika önce varırdık. Bir ara tramvayda karalara bağlayıp kesin yetişemeyeceğiz dedim umutsuzca. Yetişemesek ve orada oturup beklesek dördü de beni yerdi. Ama son beş dakika apar topar yetiştik ve tabii vapur tıklım tıklımdı. Ayrı ayrı oturabildik. Vee sonunda o bir buçuk saatlik yolculukta Hayat Kitabı'nı yarılayabildim. Kitap elimde sürünüyordu ve dünkü vapur yolculuklarımız sayesinde kitabı bitirebildim. Daha sonra Heybeliada'ya vardık ve piknik alanına doğru yol aldık. Zaten sanırım çok ünlü sadece bir tane piknik alanı var ve deniz manzaraları olduğu için bu sefer de orayı tercih ettik. Hiç kimse bir şey yememişti ve saat bire doğru sonunda soframızı hazırlamış olduk.
Hazırladığımız sofra harikaydı! Tıka basa yedim resmen. Yanımıza içecek su almayı unutmuştuk ve ne yazık ki çayımız da biraz azdı ama yine de çok güzel bir sofra çıktı ortaya. Masadaki her şeyi bitiremedik elbette ama yarısında çoğu bitti. Hazırladığımız çeşitlerden az az bir tabağa koyup karşımızdaki Tayvanlı olduğunu tahmin ettiğimiz arkadaş grubuna da ikram ettik. Muhabbet de çok güzeldi. Hem uzaktan kuzenim hem de best kankim olan Beyza bu yılın sonunda kısmetse evleniyor. O yüzden bu sene ona doymaya çalışıyoruz. Ne zaman diğer kuzenlerimizle adalara gitsek bize kızıyordu. O yüzden bu sefer aslında sırf o geleceği için gittim. Yani gelmeseydi adalara gitmenin bir manası olmayacaktı bizim için de. Hatta onu gelmeye ikna etmek için sana orada papatyadan taç yapacağım demiştim. Sizce yaptım mı? Elbette yaptım!
Güya Beyza için yapmıştım ama herkes kafasına takıp fotoğraf çekildi. Yapmak da baya zamanımı aldı açıkçası, sürekli kopup durdu ama pes etmedim. Sonrasında saatlerce orada oturup tıkanan midelerimiz açıldıkça bir yavaş yavaş yaptıklarımızdan yedik. Kızkardeşim hala ısrarla diyette olduğu için biz cips yerken kendisi bir köşede oturmuş form büskivisini tadıyordu.
Bu sefer etrafın çok fazla fotoğrafını çekmedim çünkü geçen yaz baya çekmiştim. Bu sefer kuzenlerim rekor sayıda birbirlerini çekti. Ben pek kendimi çekme taraftarı değildim, zaten tipim fena kaymıştı. Oradan oraya oturup duruyordum. Islak mendilimiz bitmişti. Papatya tacı sağolsun ellerimi pisletti ama yanımızda su yoktu. Böyle huysuz bir şekilde gezindim bir ara :( Sonunda bir camiye girip ellerimi yıkayınca manyak rahatladım. Çok güzel bir gündü. Dün o kadar fazla yedim ki bu sabah kahvaltıda sadece çay içtim ve dün çok yorucu bir gündü. Eve gelince güya sabaha kadar kitap okuyacaktım ama birkaç kitap yorumu girip yine bookstagram hesabıma gömüldüm, ardından gözlerim acıyana kadar Sonsuzluğun Kıyısında'nın yarısını geçtim ve ölü gibi uyudum.
Heybeliadaya ya da herhangi bir adaya gitmeyi düşünenler varsa yapmanız gereken Kabataş vapur iskelesine varmak ve akbilinize öğrenciyseniz 2.50 kadar yetişkinseniz 4 lira kadar yüklemeniz ve bir buçuk saat içinde Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada arasında istediğinizde inmek. Şayet gitmeye niyetliyseniz kesinlikle seans saatlerine dikkat edin çünkü kesinlikle yolcu beklemiyorlar. Giderseniz piknik yapmaktan ziyade gezmenizi ve bisiklet sürmenizi öneririm. Bir daha büyük ihtimalle Büyükadaya bisiklet sürmeyi gideriz. Almanya'dan kuzenim gelince yine gideceğiz ama belki ondan önce yine kafamıza esip vapura atlayabiliriz! 

4 yorum:

  1. İstanbul'a gelince ilk önce Adalara gideceğim :)

    YanıtlaSil
  2. Ben bisikletle gezmistim çok eglenmistik;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bisikletle çok daha güzel oluyor :)

      Sil