Geziyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geziyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2019

Feriköy Antika Pazarı


Merhabalar! Bir zamanlar hatta çok eski bir zamanlarda blogumda gezdiğim yerleri de paylaşıyordum. Seneler sonra böyle bir yazı daha yazmak nasip oldu tekrardan. Bloga geri dönme fikri aklıma geldiğinden beri çeşitli yazılar hep aklımın bir köşesinde bekliyor. İki hafta önce gittiğim Antika Pazarı da aralarındaydı ve nihayet laptopun başına oturabildim. Öncelikle ismini pek çok kez instagramdan takip ettiğim kişilerden duymuştum ve yakın bir arkadaşım bu tarz yerlere çok meraklı olduğu için beraber gitme kararı aldık. Yenikapı-Hacıosman metro hattında Osmanbey durağında inerek sorduğunuz her manav, bakkal vb. dükkandan yerini kolayca bulabileceğiniz antika pazarı metrodan indikten sonra on- on beş dakika yürüme mesafesi uzaklığında.
Pazardan içeri girdiğiniz gibi her taraf antika çay takımları, pikaplar, oyuncaklar ve kitaplarla dolu sahaf tezgahlarıyla dolu. Her bir tezgahı başında durup incelemeden geçmedik. Tabii ki ben özellikle kitap tezgahlarını çok dikkatlice gezdim. İlk uğradığım sahaf tezgahında İnce Memed'in Remzikitapevinden çıkan ilk baskılarından biri vardı. Hatta kitabın son satırından sonra "SON" yazıyordu çünkü meğerse Yaşar Kemal aslında sadece ilk kitapla Memed'in öyküsünü bitirmeyi düşünüyormuş başta, sonradan seri olarak devam ettirmiş. Bunu da öğrenmiş oldum o tezgahtaki nazik bayan sayesinde.
Her taraf eski broş, takı ve fincan takımlarıyla doluydu. Annem yanımda olmadığı için fincan takımlarını çok yakından incelemedim. Ama broşlar konusunda çok zarif ceket broşları bazen 50-60 aralığında olabiliyordu. Bir dahaki gittiğimde daha zengin olursam o tarz bir broşu bu sefer satın almak isterim. Onun yerine ben daha uygun ve çok tatlış birkaç broş aldım, taneleri 5 liraydı. 

Ve pazarın kitap okurlar için en güzel yanlarından biri harika bir İngilizce kitap arşivi bulundurması. Her taraf Penguin baskılı klasik kitaplarla doluydu. Gerçekten bayılarak gezdim. Bunun haricinde çok dikkatli incelerseniz giysi tezgahlarında da kendinize yakışacak bir şeyler bulabilirsiniz.
Mesela ben Tom Jones'ın bu kitabını 15 lira gibi cuzi bir miktara satın aldım. Paul Auster'ında bir kitabı vardı fakat onu bir daha gelirsem alırım diye bıraktım. Ayrıca yine sahaf tezgahlarında Türkçe'ye ilk çevrilen klasiklerin baskılarını bulmak da bolca mümkün. Ben şansıma tam da dört cmlik lastiğe ihtiyacım varken tuhafiye malzemeleri satan bir tezgah bile bulabildim. Ayrıca benim en çok bayıldığım şeylerden biri de oyuncak tren setleriydi. Babam oyuncakçı olduğu için küçükken en sevdiğim oyuncağımız kahverengi tren takımıydı. Rayların altına lego parçaları sıkıştırıp trenin zıplamasını keyifle kıkırdayarak izlerdik. Hala tren takımlarına ve lego setlerine karşı asla tükenmeyen bir hayranlığım var. Belki bir dahaki gittiğimde uyguna bulabilirsem almayı çok ama çok isterim.
Mesela bu tarz bir sürü broşla karşılaşıyorsunuz. Ama bu broşlar daha çok Amerikan ve Alman markalı cafelerin, yiyeceklerin amblemlerinden oluşuyor. Ayrıca plak sevdalıları için o kadar çok çeşit mevcuttu ki bir gün oradan bir pikap satın almayı da delice isterdim. Lafın kısası bizim için çok güzel bir pazar sabahı oldu. Erkenden pazarı gezip sonra ünlü Yapı Kredi Bomontiada kısmına geçip orada bir kafede kahve içtik, bolca sohbet ettik. Sizlere de farklı bir gezi olacak Feriköy Antika Pazarı'nı gezmenizi öneririm. Sadece kitap arşivi için bile olsa gidilmeli. Bir sonraki gezi yazımla görüşmek üzere!
Continue reading Feriköy Antika Pazarı

10 Nisan 2016

Heybeliada Gezimiz!

Blogumda bu kısıma pek yazmıyorum ama aslında anladığınız üzere çok geziyorum. Nedense bu kısma hep başka yazılar eklemek istesem de üşenip başına oturamıyorum. Aklımda bu kısımda hakkında yazmak istediğim bir sürü mekan var. Geçen sene bir ara adalara gittiğimden bahsetmiştim sanırım yazı nasıl geçirdiğime dair karaladığım yazımdaydı. Adalara gitmeyi çok seviyorum. Şu ana kadar iki kere Heybeli adaya, iki kere de Büyükadaya gittim ve her seferinde de çok hoşuma gitti bu gezilerimiz. Normalde adalara bisiklet sürmek için gidiyoruz. Günlük hayatımda hiç pantolon giymediğim için sadece bisiklet süreceğim zaman pantolon giyiyorum. Ve bunu seneler sonra ilk defa Büyükadaya giderken yapmıştım. Fakat bu sefer bisiklet sürmeye gidemedik. Çünkü iki kuzenim de iki tekerlekli süremiyor! Evet, doğru duydunuz! Aslında isteseler biraz uğraşıp sürerler ama işlerine gelmiyor. O yüzden biz de piknik yapmaya gidelim dedik. İlk defa Heybeliadaya gittiğimizde yine aynı mekanda piknik yapmıştık ama elimizde poşetler çantalar falan çok yorucu olmuştu. Bu yüzden bu sefer ciddi ciddi minik bir bavul hazırlayıp her şeyi onun içine koydum. Zaten kız kardeşim ve kuzenim pek mutfakta (aslında kız kardeşim hiç) iyi olmadıkları için onların yerine de ben iki çeşit yaptım. Zaten diyette olduğum için neredeyse hiç mutfağa girmiyordum benim için de güzel oldu. Diğer iki kuzenim de kurabiye ve börek yapmıştı. Böylece haftalardır beklediğimiz Heybeliada piknik gezimiz gerçekleşecekti. İlk defa Heybeliadaya gittiğimizde vapur seansını kaçırıp bir buçuk saat beklemiştik. Aynı rezilliği beş dakika arayla az daha tekrar yaşıyorduk çünkü kız kardeşim taksiye binip gidelim dedi ama ben ya trafik olursa diyerek Fındıkzade'den kabataş tramvay hattına binmeye onları ikna ettim. Şansımıza hiç trafik yoktu ve taksiyle gitsek rahat on beş dakika önce varırdık. Bir ara tramvayda karalara bağlayıp kesin yetişemeyeceğiz dedim umutsuzca. Yetişemesek ve orada oturup beklesek dördü de beni yerdi. Ama son beş dakika apar topar yetiştik ve tabii vapur tıklım tıklımdı. Ayrı ayrı oturabildik. Vee sonunda o bir buçuk saatlik yolculukta Hayat Kitabı'nı yarılayabildim. Kitap elimde sürünüyordu ve dünkü vapur yolculuklarımız sayesinde kitabı bitirebildim. Daha sonra Heybeliada'ya vardık ve piknik alanına doğru yol aldık. Zaten sanırım çok ünlü sadece bir tane piknik alanı var ve deniz manzaraları olduğu için bu sefer de orayı tercih ettik. Hiç kimse bir şey yememişti ve saat bire doğru sonunda soframızı hazırlamış olduk.
Hazırladığımız sofra harikaydı! Tıka basa yedim resmen. Yanımıza içecek su almayı unutmuştuk ve ne yazık ki çayımız da biraz azdı ama yine de çok güzel bir sofra çıktı ortaya. Masadaki her şeyi bitiremedik elbette ama yarısında çoğu bitti. Hazırladığımız çeşitlerden az az bir tabağa koyup karşımızdaki Tayvanlı olduğunu tahmin ettiğimiz arkadaş grubuna da ikram ettik. Muhabbet de çok güzeldi. Hem uzaktan kuzenim hem de best kankim olan Beyza bu yılın sonunda kısmetse evleniyor. O yüzden bu sene ona doymaya çalışıyoruz. Ne zaman diğer kuzenlerimizle adalara gitsek bize kızıyordu. O yüzden bu sefer aslında sırf o geleceği için gittim. Yani gelmeseydi adalara gitmenin bir manası olmayacaktı bizim için de. Hatta onu gelmeye ikna etmek için sana orada papatyadan taç yapacağım demiştim. Sizce yaptım mı? Elbette yaptım!
Güya Beyza için yapmıştım ama herkes kafasına takıp fotoğraf çekildi. Yapmak da baya zamanımı aldı açıkçası, sürekli kopup durdu ama pes etmedim. Sonrasında saatlerce orada oturup tıkanan midelerimiz açıldıkça bir yavaş yavaş yaptıklarımızdan yedik. Kızkardeşim hala ısrarla diyette olduğu için biz cips yerken kendisi bir köşede oturmuş form büskivisini tadıyordu.
Bu sefer etrafın çok fazla fotoğrafını çekmedim çünkü geçen yaz baya çekmiştim. Bu sefer kuzenlerim rekor sayıda birbirlerini çekti. Ben pek kendimi çekme taraftarı değildim, zaten tipim fena kaymıştı. Oradan oraya oturup duruyordum. Islak mendilimiz bitmişti. Papatya tacı sağolsun ellerimi pisletti ama yanımızda su yoktu. Böyle huysuz bir şekilde gezindim bir ara :( Sonunda bir camiye girip ellerimi yıkayınca manyak rahatladım. Çok güzel bir gündü. Dün o kadar fazla yedim ki bu sabah kahvaltıda sadece çay içtim ve dün çok yorucu bir gündü. Eve gelince güya sabaha kadar kitap okuyacaktım ama birkaç kitap yorumu girip yine bookstagram hesabıma gömüldüm, ardından gözlerim acıyana kadar Sonsuzluğun Kıyısında'nın yarısını geçtim ve ölü gibi uyudum.
Heybeliadaya ya da herhangi bir adaya gitmeyi düşünenler varsa yapmanız gereken Kabataş vapur iskelesine varmak ve akbilinize öğrenciyseniz 2.50 kadar yetişkinseniz 4 lira kadar yüklemeniz ve bir buçuk saat içinde Kınalıada, Burgazada, Heybeliada ve Büyükada arasında istediğinizde inmek. Şayet gitmeye niyetliyseniz kesinlikle seans saatlerine dikkat edin çünkü kesinlikle yolcu beklemiyorlar. Giderseniz piknik yapmaktan ziyade gezmenizi ve bisiklet sürmenizi öneririm. Bir daha büyük ihtimalle Büyükadaya bisiklet sürmeyi gideriz. Almanya'dan kuzenim gelince yine gideceğiz ama belki ondan önce yine kafamıza esip vapura atlayabiliriz! 
Continue reading Heybeliada Gezimiz!

5 Şubat 2016

Fethi Paşa Sosyal Tesisleri | Üsküdar

15 tatil yazımda Üsküdar'a geçmeyi ne kadar çok istediğimi belirmiştim. Ve sonunda çarşamba günü gidebildim. Kuzenimde kaldığım için bir de tee Başakşehir'den Üsküdar'a gittik. Yolun uzunluğunu ne siz sorun ne ben yazayım. Fethi Paşa sosyal tesislerine bu seferle birlikte üç kez gitmiş oldum ve bayılıyorum buraya! Ulaşımı da oldukça basit. Marmaray ya da vapurlar Üsküdar'a geçince direk ana caddenin aşağısına Paşa Limanı caddesine doğru dümdüz yürüyorsunuz. Bu sefer iki durak için otobüse bindik. Fethi Paşa'ya ilk geldiğimde diğer kısımdaki açık bölümde oturmuştuk. Fiyatları aşırı uygundu. İkinci gidişimde kuzenlerimle sosyal tesislerde yemek yemiştik. Bu sefer de açık bölümde oturduk ve sahlep içtik. Kahvaltı için gitmek de gayet uygun. Fiyatları yakınlarındaki mekanlara göre daha uygun.
Tabii bir de Fethi Paşa korusu var yukarısında. Hemen yemekten sonra ufak bir yokuşu çıktıktan sonra harika bir manzara çıkıyor karşınıza. Ne zaman oraya çıksak bir sürü fotoğraf çekiliyoruz. Sadece arkadaşlarımla değil, kendi başıma da gidip uzun uzun oturmak istediğim bir yer. Fakat annem tek başıma karşıya geçmemem konusunda hala ısrarını koruyor. En son gittiğimde çektiğim manzarası ise;
Pazar günleri ailecek gitmek istediğim bir yer ama arabayla karşıya geçmek konusunda babamın sıkıntılı kuralları var. Bu yüzden henüz ailecek gidebilmiş değiliz. Bir cumartesi sabahtan annemlerle gitmeyi planlıyorum bu sene. Kısacası Fethi Paşa gitmeyi çok sevdiğim manzarası mükemmel bir mekan. Hem fiyatları uygun hem de sıcak bir ortamı var tabii kalabalık olmadığında. On beş tatilden ötürüydü sanırım çünkü bu sefer dışarıda zor yer bulabildik. Bu arada yarın Taksim'e gidiyorum yine. Aslında yarın tekrar Karaköy'e gitmek istiyordum ama hava çok fena yağmurlu. Bir diğer "geziyorum" yazılarım muhtemelen Otağtepe, Hafız Mustafa 1864, Boon Cafe, Nev-i Cafe, Paşalimanı, Lena Cafe ve Grand Cafe hakkında olacak. Tabii bir de Karaköy'e gidebilsem Press hakkında.
Not: Kitap olarak Winter'i okuyorum fakat epub olarak 1300 pageden oluşan kitabın henüz 350'sini ancak okuyabildim. Çok akıcı ama kendimi başka bir kitaba kaptırmış durumdayım. Pazar akşamı olmadan Winter yorumumum blogumda olacak!
Continue reading Fethi Paşa Sosyal Tesisleri | Üsküdar

14 Ocak 2016

Dem | Karaköy

Bugün çok ayrı bir sevgi pıtırcığıyım! Dem Karaköy'e geçen sene on beş tatilden bu yana gitmeyi çok istiyordum ama ne yazık ki dostlarım benim gibi yeni yerleri keşfetme konusunda çok meraklı olmadıkları için tek başıma gitmeye karar verene kadar erteleyip durdum. En sonunda zaten Karaköy'e işim düşmüşken bu sefer Dem'e gitmeyi es geçmek istemedim. Karaköy'e öğrenci paso işlerimi halletmek için gittim. İETT Karaköy Binası ile Dem'in arasında baya yol farkı vardı ve ben daha önce Kemeraltı caddesinde hiç gezmedim. Ee bir de şansıma internet paketim olmayınca galerimi harita resimleriyle doldurdum. Hatta paso işlemimi bitirip kafeyi yavaştan sorarak aramaya başladığımda bile bulabileceğimden ümitli değildim çünkü Kemeraltı'nın alt sokakları çok karışık. Hele de ilk defa giden için! Tabii önüme gelen herkese sokak adına kadar sorduktan sonra büyük bir mutlulukla Hoca Tahsin Sokağı bulabildim. Bir daha ki sefere gittiğimde yine sokak ve cadde ismi sorabilirim ama yine de kesin bulacağımdan eminim. Peki yine gider miyim? Niye yine giderim? Ondan bahsedelim.
Dem'i ilk defa İnstagram'da keşfetmiş olmalıyım. Geçen sene ilk defa Galata'ya gittiğimde Konak Cafe'ye oturmuştuk ve (gitmenizi önermem.) Onun dışında ben uzun zamandır Karaköy'e gezme amaçlı gitmek istiyordum fakat bir arkadaş bulamadım yanıma. Sonunda pes ederek kendim gitmek için Dem'i araştırmaya başladım. Aslında çok geniş bir kafe gibi görünüyor fotoğraflarda ama göründüğünden çok daha ufak bir yer. Zomato uygulamasını biliyor musunuz bilmiyorum ama kesinlikle kullanmaya başlayın. Bir yere ilk defa gideceksem öncelikle kesinlikle Zomato yorumlarını okurum. Hem menü hakkında hem de önceden giden müşterilerin yorumları hakkında bilgi almış oluyorum ve ne yazık ki -ekşi sözlük- yorumlarını bile okuduğum Dem Karaköy hakkında çok az olumlu yorum alabilmiştim. Özellikle de çalışanlarının çok suratı asık ve burnu havada insanlar olduğu yazılmıştı. Bu konu yüzünden gitmekte çekincelerim vardı. Hatta oraya vardığımda Dem'e girmeden önce acaba onun yerine yanındaki kafe olan Press'e girip bir latte mi içsem diye düşünüp durdum.
Sadece çalışanları değil, menüsü de çok eleştiriliyor ve bu konuda baya haklılar çünkü çay severler için bu kafe biraz pahalıya kaçıyor. 60 çeşit çay bulunduran Dem bir fincan çayı 11-12 lira arası değişirken demlik 15-19 lira arası değişebiliyor. Tatlıları aklımda değil ne yazık ki. Ama kendilerine ait bir special oluşturup hem kafelerindeki tatlı ve tuzlu türleriyle birlikte bir demlik çayı 40 liraya sunuyorlar. Ben kuzenlerimle gidip o menüden almak istiyordum ama onun yerine -büyük bir çay sevdalısı olarak- ve uzun zamandır gitmek istediğim bir yere kavuştuğumu da göz önünde bulundurursak demlik olarak 17 liraya Chineese Spring sipariş ettim ve yanında minik tatlı atıştırmalıklar getirdiler. Hatırlatmakta fayda var; hiçbir kahve satışı yok ve çay bardağında bir bardak çayı 5 liraya veriyorlar.
Kitapsız bir yere gideceğimi mi sandınız :) Elbette yanıma da Kızıl Kraliçe'yi aldım ve onu okumaya başladım. Dem'e ilk girdiğimde içerisi ağzına kadar dolu olduğu için dışarıda oturdum. Yarım saat geçmeden içeri alındım. Dışarı kısmı kitap okumak için harikaydı. Çok sessiz ve bir yandan hafif üşürken sıcak çay yudumlamak çok hoşuma gitti. İçerisi doğal olarak biraz sesliydi ama odaklandığımda kitap okumak için çok büyük bir ilgi dağınıklığına engel olacak kadar gürültü yoktu.
Şimdi merak edilen ve beni şaşırtan kısma gelirsek çalışanlar çok nazikti. Benimle sadece bir kişi ilgilendi ve kendisi çok sıcak kanlı bir insandı. Çayımı beğenip beğenmediğimi, ilk defa mı geldiğimi, tekrar geleceğimi sorarak beni şaşırttı. Tahminimi sorarsanız o kadar eleştiriye karşın çalışanlarını değiştirdiler sanırım ve çok iyi yaptılar bence. Bu nedenle benden tam puan aldılar. Müsait oldukça gitmeyi çok isterim. Hem artık yerini bulmakta da zorlanmayacağım. Karaköy tramvay durağı zaten Kemeraltı caddesinden geçiyor. Telefonunuzda internet paketi olmasa bile bir kenara Necatibey Caddesini not edin. Necatibey Caddesini bulduktan sonra Hoca Tahsin Sokağını sorun ve tabelayı görüp ilerledikten sonra Dem Karaköy'ü karşınızda bulacaksınız.
Bu da bendeniz Betül işte. Işığın altındaki peçetelerin, son fotoğrafın ve Kızıl Kraliçeli olan fotoğraflar elbette bana ait. Bu sefer hafıza kartımı evde unutmadım :) Ayrıca merak ediyorsanız gördüğünüz minik bardakla o demlikten -saymadım ama- sanırım otuza yakın kez doldurup içtim. Yanında verdikleri atıştırmalıklar da çaya ayrı bir tat kattı. Lafın kısası Karaköy'e işiniz düşse de düşmese de çay içmeyi seviyorsanız bir kerelik fiyatları çok da gözde bulundurmayarak gitmenizi öneririm. Görüşmek üzere :)
Continue reading Dem | Karaköy

11 Ocak 2016

Çikolata Kahve | Çengelköy

İyi akşamlar herkese! Bugün lisan dersimin son günüydü o yüzden biraz buruğum. Birinci dönem hocamla ikinci dönem hocam değişecek. Bol Arapçalı bir günün ardından ve Mim Kahve Eminönü yazımın çokça tıklanılmasından dolayı blogumda bir başka mekan daha tanıtmak istedim. Bugün sizlere Çengelköy'ün ünlü Çikolata Kahve'sini tanıtacağım. Bu mekana geçen sene nisan ayında gitmiştim. Fatih'de oturan biri olarak Çengelköy bize baya uzak kalıyor ama Marmaray sağ olsun gitmemizi kolaylaştırıyor. Çikolata Kahve'ye şimdiye kadar iki kere gittim ve iki seferinde de bayıldım. Gittiğim zamanlarda mekanı tanıtmak gibi bir şey aklımda bulunmadığı için kafeye ait internetten bulduğum resimleri koyacağım.
Bu çikolatacıya uzun zamandır gitmek istiyordum. Çünkü hem gördüğüm kadarıyla harika sıcak çikolata servis ediyorlardı, ayrıca çikolataları da pek güzel görünüyordu. Mekanın adresine gelirsek öncelikle; Üsküdar meydanından Çengelköy otobüsüne bindiğinizde ünlü Çengelköy caddesinde inmeniz yeterli. Zaten caddede ilerledikçe ara sokakları görürsünüz. Cadde üzerinde herhangi birine sorduğunuzda size direk yerini gösterirler. Zaten bulması da çok kolay. Benden size tavsiye hafta sonu gitmemeniz. Çünkü hafta sonu gittiğinizde hem sıra beklemek zorunda kalıyorsunuz hem de içeri geçip oturduğunuzda yeni gelenlerin artmasıyla içeridekilerin "kalk artık" bakışlarını size çevriliyor. Pek ufak bir mekan. İkinci kez gittiğimde dışarısı tadilatta olduğu için içeride oturmuştum. Kalabalık olduğundan kuzenimle çok oturamamıştık.
İşte böyle çeşit çeşit çikolata var ki ben gittiğimde daha çok çeşit vardı. Benim bildiğim kadarıyla İstanbul'daki ilk çikolatacılardan biri. Çok hoş ve sıcak bir mekan. Çikolata Kahve'den ilham alarak daha yeni Fatih'de bir çikolatacı açıldı. Aynı şekilde Fındızade'de bir tane açıldı. İkisini de gittim ama ben çok Çengelköy'dekini daha çok beğendim. Zaten diğerleri de Çikolata Kahve'den ilham aldıklarını çok belli ederek aynı onun gibi dekore etmişler dükkanlarını.
İşte bu da benim çektiğim fotoğraf. Şansıma o gün de fotoğraf makinamı yanıma almıştım fakat hafıza kartını karıştırdığım için onca yol boyunca boşu boşuna ağırlık taşımıştım. Sıcak çikolatası harikadır ama aman yanınızda su olmadan içmeyin çünkü aşırı tatlı. Bitirdiğinizde aşırı su içmek istiyorsunuz ve şanslıyız ki suyu hemen parasız olarak ikram ediyorlar. Fiyatlarına gelirsek gördüğünüz sunumu bile harika olan sıcak çikolata son içtiğimde 5 lira idi. Olduysa da 6 lira olmuştur ki en son ağustosta gitmiştim. Çikolataların tanesi de bir ile iki lira arasında değişebiliyor. Çikolatalarının tatları da enfesti. Ayrıca çok da sevimli bir kağıt poşetleri var. Çikolataları bitiremezseniz ona koyarak paket yapıyorlar. Yani hatırladığım kadarıyla çikolatalara ve sıcak çikolatalara yirmi beş lira gibi bir para ödemiştik ve inanın çok ucuz. Birçok kafede on liraya sıcak çikolata içtiğimi bilirim ve içerik olarak bu sıcak çikolatalar çok daha zengindi. Yani işiniz Çengelköy'e düşmese bile takın kolunuza arkadaşınızı ve oraların yolunu tutun derim! Bir dahaki mekan yazımda ya Sultanahmet'teki favori mekanlarıma değineceğim ya da sizlere Otağtepe'yi tanıtacağım. İyi akşamlar :)
Continue reading Çikolata Kahve | Çengelköy

9 Ocak 2016

Mim Kahve | Eminönü

İyi akşamlar herkese! Aslında çok gezenti bir insan olmama rağmen burada hiç bir mekan hakkında yazmadım. Fakat bayadır aklımdaydı bu yüzden Geziyorum tagını koydum bloguma. O zaman ilk mekan yazımla merhabalar! Dün aslında bu kafeye gitmek hiç aklımızda yoktu ama sonra bu sabah son anda kararlaştırdık kuzenlerimle ve bir araya gelmemiz de ayrı uzun bir hikayeydi.
Fotoğraf makinemi çantama attım ve Eminönün'e gelip kafeyi bulduk ki fotoğraf çekmeye çalışmamla hafıza kartını evde unuttuğumu fark ettim. Evet, koca makineyi yanımda taşıyorum ama kendisi minicik bir kart olmadan bir hiçten ibaret. Bu yüzden ben de etrafın resmini kız kardeşimin telefonuyla çektim. Kafeden bahsetmem gerekirse ben kendisini İnstagram'dan görmüş ve ortamını çok beğenmiştim. Bu yüzden uzun zamandır aklımdaydı gitmek. Sonunda nasip oldu ve bundan sonra da arada sırada giderim diye tahmin ediyorum.
Şu çizilen iki resim de çok hoşuma gitti. Bir Frida Kahlo hayranı değilim. Hatta filmini bile çok beğenemedim. Yine de bir yerlere -abartılmadığı sürece- resminin konması hoşuma gidiyor. Mim Kahve, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin karşı tarafında başlayan geniş yokuşlu caddenin yan tarafında kalıyor. Zaten kafenin İnstagram hesabında mekanın tarifine dair fazlaca detay verilmiş. Böyle güzel kafeler bize yakın olunca seviniyorum. Her kafama estiğinde Kadıköy'e Üsküdar'a gitmek kolay olmuyor ki bugünlerde akbil sorunu yaşıyorum. Güya bir aydır Karaköy'e gideceğim ama hafta içi yoğunluktan ötürü gidemedim bir türlü.
Bu da tatlı ayakkabılarım ve bendeniz Betül. Kısacası Mim Kahve tarzıyla, bulunduğu yerle ve hizmetiyle çok hoş bir mekandı. Ayrıca çok güzel bir teras manzarası da var ama makinem çekemediği için öyle telefonla çekmek de istemedim. 15 tatil kapıda ki benim pazartesiden itibaren lisan derslerim ikinci döneme kadar yok. Bu da demektir ki "Geziyorum" tagımı çok boş bırakmayacağım. Görüşmek üzere!
Continue reading Mim Kahve | Eminönü

17 Eylül 2015

,

Yaz Gene Bitti

Evet, yaz gene bitti. Ama inanıyorum ki bu sene yazın tadını baya çıkardım. Ders sezonumun bitmesiyle hemencecik biricik eski dostlarımla buluştum ve bu yazın en güzel görüşmesiydi diyebilirim. Ardından ramazanın girmesiyle yaz daha da güzel bir hal aldı. Ramazan boyunca elimdeki dizileri bitirmeye çalıştım ve birkaç Hint ve Japon filmi çevirdim. Sonra ramazanın bitmesiyle laptop bana veda edip uzak diyarlara gitti kardeşime eşlik edip. Diyeceğim şu ki kardeşim iki sene üstüne memlekete Trabzon'a gitti. Gitme nedeni annaneme eşlik etmekti. Onsuz bir ay kadar geçirdim. Laptopun mu gidişi yoksa kardeşimin gidişi mi daha çok acıttı karar veremiyorum :P O sıralar telefonum da bozuktu. Hatta telefonum beş ay kadar bozuktu. Eski masaüstümüzle idare ettim ama film izlerken bile donan bir bilgisayardır kendisi. Ben de kendimi pdf kitaplara verdim. Yazın sonunda 70 kadar kitap bitirdim. Güzel yaz günlerini evde geçirdim çoğunlukla. Temmuz ayını bu sene hiç sevemedim. Telefonum olmadığı için adam gibi gezemedim de. Araya da bahsettiğim zamanlarda çektiğim fotoğrafları serpiştiriyorum.
Sonra temmuzun ortalarının sonunda telefonum tamir oldu ve bana geri verildi. Bunca telefonsuz ay boyunca arabada giderken müzik dinlemeyi, galeride gezinmeyi ve en çok da dışarıda telden internete girmeyi ne kadar özlediğimi fark ettim. Aslında telefonsuz kalmak biraz başımı dinlendirmişti ama gene de olmadan olmuyor cidden.
Temmuz ayı boyunca  o kadar çok kitap okudum ki kışın başında kafamda oluşturduğum romanı yazmaya başladım. Önce çok detaya girmeden yazdım daha sonra kuzenim wattpad'e koymam konusunda tavsiyede bulundu. Henüz düzenlemeleri bitirmediğim için hala wattpad'e ekleyemedim. Ve ardından artık İstanbul'dan uzaklaştım. Ağustosun ilk haftası önce Balıkesir'e gittim. 

Orada teyzemde kaldım ama denizli tatilim dört gün kadar sürdü. Daha uzun süreceğini tahmin etmiştim ama yine de dört günde o sıcaklarda bana yetti.
Sonra da Trabzon yolcusuydum. Gardaşımın yanına gitmek üzere bir diğer teyzemle yolculuğa çıktım. Bende kaç teyze olduğunu sormayın derim :) Sonra Bursa'da oturan teyzemin yanına gittik. Orada iki gün kadar kaldım ve teleferiğe binme şansı elde ettim. Harikaydı!
Sonra iki hafta kalacağım Trabzon yolculuğuna çıktım artık. Bir günün ardından memlekete vardık. Gardaşım kollarını açmış beni bekliyordu.
Köy ilk başta çok güzeldi. Hava harikaydı ama ikinci hafta çok soğuktu. Sabaha kadar kuzenlerle oturmalarımız, bazen ısıtıcı açmamız ve çay içmek bile güzeldi.
Bir gün hava gene çok güzel tabii ilk haftadan, çaylarımızı termoslara doldurduk sırtlandık ve küçük sel denen tepeye çıktık. Orada internet full çekiyordu. Beş saat kadar orada oturduk, hava harikaydı.
İki haftalık serüvenin sonunda Uzungöl'e indik ve o gece Trabzon'a veda ettim.
Sonunda evime İstanbul'a vardım ve eve vardığım için çok mutluydum. Üç hafta anasız gezmek bana yetti :) Eve döndükten sonra pek gezme fırsatım olmadı. Bir kere Çengelköy'e gittim.
Ve ders sezonum başlamadan yaz tatilimi son olarak Büyük ada gezisiyle bitirdim.
Bu hafta itibariyle ders sezonum başladı. Bu sene Arapça lisan dersleri alacağım. Ayrıca iki güne sığdırabilirsem dikiş dersleri de almak istiyorum. Bir de seneye alacağım Fransızca dersleri için ufaktan her gün kelime ezberi yapıyorum. Bu sene dikiş dersleri de alırsam aşırı yoğun bir sene olacak bu yüzden çeviri konusunda geçen seneki aktifliğim olmayacak. Ayrıca bu sene çok fazla dizi film çevirmek istemiyorum. Çünkü kendimi yazdığım romana vermek istiyorum. Bu seneden daha güzel bir 2016 yazı dileklerimle yazıma son veriyorum.
Continue reading Yaz Gene Bitti