İzlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2016

,

Me Before You (Senden Önce Ben) | Film Yorumu

Merhaba dostlarım! İşte aylardır beklediğim o an geldi ve film vizyona girdiği gibi soluğu en yakın simemada aldım. İnternetten çok fazla film izleyen biri olarak yaklaşık iki seneden fazla sinemaya gitmiyordum çünkü fiyatlar aşırı derece pahalı fakat konu Jojo Moyes'un büyük bir hayranlıkla okuduğum kitabı Senden Önce Ben'in film uyarlaması olunca akan sular durdu. Fragmanını izlediğimde yarım saat sırıtmıştım. Oyuncu kadrosunu da çok beğenmiştim ama filmle birlikte buna daha iyi karar vereceğimi belirtmiştim ve verdim! Kesinlikle iki karakter de Lou ve Will için mükemmeldi. İki oyuncuya da ayrı bayılıyorum. Filme gelirsek harikaydı! Tamamen kitaba sadık kalmaları -düşünün mektup kısmında bile- çok büyük zevk alarak izlememi sağladı. Mühim soruyu soruyorsanız evet, ağladım! Ama sinemada olduğum için anca gözlerimdeki yaşları silmekle meşgul oldum. Dilediğim gibi ağlayamayarak boğazımdaki düğüme de son veremedim. Kitaptaki gibi sonunun size dokunması açısından harika işlenmişti. Beni rahatsız eden tek bir kısım oldu. O da Emilia Clarke'in yani bizim Lou karakterinin sonlara doğru ağlama sahnelerinde bana o beklediğim duyguyu vermemesiydi. Biraz zorlama gibi geldi bana ağlaması. Tabii bunun dışında o neşesi, giyim tarzı, konuşurkenki heyecanı ve içtenliği mükemmel bir şekilde yansımıştı. Will de aynı kitaptaki gibi huysuz, bencil, kendini beğenmişti.
Filmini beğeneceğimi biliyordum ama beklediğimden daha çok beğendim. Çok kaliteli bir filmdi. Oyunculuk, kadro, işleniş ve her şey. Hele de ost parçaları kalbimi oradan oraya savuracak kadar harikaydı. O mükemmel kitaptaki dünyayı önümüze serdikleri için çok mutluyum. Me Before You her zaman için favori kitaplarımın başında gelecek. Filmi kesinlikle izlemenizi öneririm, pişman olmazsınız!
Continue reading Me Before You (Senden Önce Ben) | Film Yorumu

9 Mayıs 2016

Outlander | Dizi Yorumu

Blogumu takip ediyorsanız gözlerinizi kırpıştırabilirsiniz. Betül dizi yorumu giriyor hem de YABANCI bir dizi yorumu giriyorum. Oysa bu blogun sahibi son üç aydır adam gibi film bile izlemiyor. Tabii ki bu diziyi izlememi sağlayan yine kitap aşkım oldu. Uzun zamandır kitaplarını görüyorum ve okumak aklımdaydı ama henüz satın alamadım. Dizisini izlemeyi de istiyordum ama düşünmüyordum açıkçası. Son zamanlarda o kadar çok karşıma çıktı ki dayanamadım ve cumartesi gecesi oturup izlemeye başladım. Bir gecede sekiz bölüm izledim ve bu saat itibariyle yeni sezonun da 5. bölümünü bir güzel yutup bitirdim. MÜ-KEM-MEL bir dizi gerçekten. Tek kelimeyle bayıldım. Hafif eleştirilerim olacak ama genel olarak bu yazı övgülerimi ve dizide neleri beğendiğimi özetleyecek.

Öncelikle konusu aşırı orijinal bir dizi. Hele de dizi için "What if your future was the past" diye bir başlık geçiyor ki bu kadar güzel özetleyebilir koca diziyi. Aslında ben bu Claire'i ciddi ciddi hiç sevemedim çünkü bana hem soğuk, hem çok bilmiş, hem de itici gelmişti. Ta ki ilk sezonun sonuna kadar. Jamie'ye olan aşkının derinliğini anlayınca tamam testten geçtin dedim kendi kendime. Jamie desen onu sevmemem imkansızdı sanırım. Historical aşk romanlarını okumaya bayılıyorum ve okuduysanız bu tür kitaplarda bazen İskoç erkekleri geçer. Onların aksanlarını hep merak ederdim ve işte hayalimdeki aksan resmen Jamie'de bütünleşmiş. Bugün öğrendiğime göre aksanı gerçekmiş yani harbi harbi İskoç'muş. Cidden çok şaşırdım ve sevindim. Jamie'nin oyunculuğuna böyle methiyeler düzebilirim çünkü özellikle de ilk sezonun sonunda resmen ölüp bittim onu izlerken. Gözlerinden dökülen her bir yaşla mahvoldum. O yüzden oyunculuğu bakımından kesinlikle gözümde Claire'i geçti. Claire'i başta zaten hiç sevemedim çünkü Jamie'ye birkaç beden büyük görünüyordu. 
Dizinin konusunu çok kısa özet geçmek gerekirse; Claire'nin zamanda yolculuk yapması ve kendini eski İskoçya'da bulmasıyla başlıyor. Ama Claire gelecekte çok sevdiği kocasını arkasında bırakmış olur. Tabii geçmişte Jamie ile karşılaşıyor. Ben ikilinin hemen yakınlaşacağını sanmıştım ama yakınlaşsalardı sinirlendim çünkü Claire gelecekte kalan kocasını gerçekten seviyordu, ilk bölümlerde bunu görüyorduk. Bu yüzden basit bir kadın olup hemen Jamie ile birlikte olursa diziyi basit bulabilirdim. Ama o bakımdan beni baya şaşırttı. Hatta evlenene kadar aralarında hiçbir şey geçmedi.
Evet, arkadaşlar geldik eleştiri bölümüne. Bu dizi ciddi anlamda tüm saflığıyla çıplaklık içeriyor. Zaten bunu ilk bölümden anlıyorsunuz. Yakınlaşma sahnelerine kadar normal bir sahnede bile kadının ne kadar düşük kullanıldığına tanık olduğumuz sahneleri görüyoruz. O yüzden tek başınıza izleminizi öneririm. Aslında o sahneler beni rahatsız etmedi ama artık her tarihi dizide böyle şeylerle karşılaşmamız ve gözümüzün alışması beni asıl rahatsız eden oldu. Onun dışında Claire'nin daha genç biri olmasını tercih ederdim. Daha sonra Claire'i de sevdiğim yerler oldu ama beni tüm dizi boyunca bir Jamie kadar etkileyemedi.
Aralarında geçen aşk hikayesi mükemmel gerçekten. Hem Jamie'nin hem de Claire'nin aşkları için göze aldıkları şeyleri izlerken nefes nefeseydim. Sezon finali tek kelimeyle mükemmeldi. Ne yazık ki ikinci sezondan henüz beş bölüm çıktı. O beşinci bölümün sonu zaten ayrı manyaktı. Nasıl bekleyeceğim şimdi bir hafta hiç bilmiyorum. Sonuç olarak bu diziye bayıldım. Beş senedir güncel yabancı dizi takip etmiyordum. Artık altyazı geldiğinde mailime bildiri gelmesini sağlayacağım. Diziyi torrent olarak izliyorum, sizi de öyle öneririm. Üç günde 21 bölümünü bitirdiğim bu çok ama çok güzel diziyi kesinlikle izlemenizi öneririm. 
2. sezonda 5. bölümde bu sahneyi izleyip benim gibi çığlık atmanız dileğiyle kendinize iyi bakın!
Continue reading Outlander | Dizi Yorumu

23 Şubat 2016

,

Remember (2016) | Kore Dizisi

Neredeyse on gündür buralarda yoktum. Şubat ayında neler yaptığımı yazınca geçen hafta neden hiç girmediğimi de anlayacaksınız. Remember dizisini normalde izlemeye niyetli değildim ama ortak çeviri projesi olduğu için ve 19. bölüm bana ait olduğu için izlemeye başladım. İzlememin asıl sebebi benim sorumluluğumda olan bölümü çevirene kadar diziye adaptasyon sağlamaktı. Böylece geçen hafta pazar gecesi gibi izlemeye başladım ve ilk bölümle dizinin iyi çıkacağını anladım. Öncelikle dizinin kadrosu mükemmeldi. Başrollerden bahsetmiyorum sadece. Oyunculuk konusunda benim beğendiğim asıl başka iki isim mevcut, onlara da değineceğim.
Yoo Seung Ho'yu en son Miss You adlı mükemmel dizide görmüştük ve kendisi askere gitti. Döndüğünde hemen son hızla yapımlara devam etmeye başladı. Remember dizisinin konusu kısaca; Yoo Seung Ho'nun dizideki karakteri olan Seo Woo Bin'in babasının haksız yere hapse girmesi ve Seo Woo Bin'in babasını kurtarmak için avukat olmayı başarıp babasını hapse sokanlardan intikam almasını konu ediniyor. Tabii bir de bu sırada babasının hastalığı olan alzhaimer ile savaşıyor. Dizide geçen baba oğul sahnelerinin dokunaklılığı öyle yoğun ki defalarca kez gözlerim doldu.
Dizide Park Dong Ho karakteriyle önümüze çıkan Park Sung Woong'un oyunculuğuna hayran kaldım. Bu adamın Running Man'e katıldığı bölümü çevirmiştim ve kendisi bana her zaman soğuk nevale itici bir oyuncu gelmişti ama bu diziyle kalbimin tahtına oturdu. Öyle güzeldi ki oyunculuğu sahnelerini tekrar izledim. O dizideki aksanı, gülümseyişi, yüzünde beliren çaresizlik derken hayran kaldım oyunculuğuna.
Kore sektörünü ayakta alkışlıyorum! Siz bu adamı bundan sonra en ponçik karakter yapın dizilerde, bir daha asla soğukkanlı manyak hallerini unutamayacağım. Ya bu adam ne kadar sevimliydi. Gülümsemesi bile sımsıcaktı. Siz bu adamı ne yaptınız bu dizide! O nasıl bir oyunculuktu! İnsan role nasıl bu kadar mükemmel uyup tüm seyircileri kendinden nefret ettirebilir işte kanıtı; Namgung Min! The Girl Who Can Sees Smells dizisinde de ucundan manyak bir karakterdi ama ben böylesini görmedim. Resmen adamın karakterinden değil kendinden bile iğrendim demek isterdim ama dizinin finalinde bu adam beni hüngür hüngür ağlattı. Dizide asıl masumca acı çekenlere ağlamadığım kadar bu adama ağladım.
Dizinin her şeyi mükemmeldi. Konusu, kadrosu, şarkıları! Hele de bir ost parçası vardı ki ne zaman çalsa tüylerim diken diken oldu; buyurunuz. Diziyi izlerken kendimi fena kaptırdım. Böyle harika bir dizide adım geçip bir bölümünü çevirdiğim için kendimi şanslı hissediyorum gerçekten. Ah dostlar! Bu diziyi izlemezseniz çok şey kaybedersiniz. Bir dizide romantizmi unutup sadece drama ve gelişen olaylara odaklanmaya ayrı bayılıyorum. Bu da o dizilerden biriydi. Romantizm ucundan vardı ama olaylar öyle harika işleniyordu ki romantizm izlemeye ihtiyaç duymuyorsunuz! O halde sizi bu mükemmel diziyle baş başa bırakıyorum. Kesinlikle izleyin. Her an dram dolu bir sahneyle karşılaşabilirsiniz. Aman peçetesiz oturmayın başına :)





Continue reading Remember (2016) | Kore Dizisi

20 Ocak 2016

Film Köşemden Öneriler #2

Me, Earl and Dying Girl filmi ardından birkaç film daha izledim ve bir yazıda toplayacaklarım arasına fazladan katmak istediğim filmler de mevcut. O zaman kemerleriniz bağlayın ve önereceğim filmleri okumaya başlayın!
White God (2014)
Bu filmi ilk defa geçen kış tesadüf üzere görmüştüm ve izleyen kişi her kimse çok beğendiğini söylemesine rağmen araştırmamıştım. Geçen aylarda tekrar karşıma çıktığında bir şans vermek istedim ve tek kelimeyle favorilerime girdi. Filmin her şeyi farklıydı. Konusu, işlenişi, verdiği mesaj...  Konusu ise başroldeki kızın bir süreliğine babasının yanına gitmesine ve babasının büyük dostu olan köpeği evde istememesiyle başlıyor. köpekle olan dostluk hikayesini anlatıyor. Filmin sonunda ise gözlerim dolmadı diyemem. Kesinlikle öneriyorum, izleyin derim. Köpeğin oyunculuğuna hayran kalacaksınız.


The Interview (2014)
Büyük bir James Franco hayranı olarak bu filmi altyazısı düştüğü gibi torrent olarak indirmiştim fakat hatalı torrent yüzünden filmi izleyemeyip bir daha indirmeyi de nedensizce ertelemiştim. Yazın sonlarına doğru kuzenim filmi izleyip izlemediğimi sorduğunda hayır deyince bana hemen izlememi söyledi ve 21 Jump Street'tan bile daha çok beğendiğini söyledi ki 21 Jump Street benim favori komedi filmlerim arasında başı geçer. Bu yüzden ben de hemen -düzgün- bir torrent indirip izledim ve gerçekten deli gibi kahkaha attım. Film manyak iyiydi. Tabii artık Amerikan filmlerinde alıştığımız pis espri anlayışını da katmak zorundayız ki  filme ayrı bir komedi sağladığını söyleyemeden geçemem. Anlayacağınız bu ikili bir harikaydı ve gülmek istiyorsanız hemen izleyin derim. Kuzey Kore başkanını canlandıran adama ayrı güleceksiniz.


Mad Max: Fury Road (2015)
Daha önce burada da değinmiş olmalıyım ki Tom Hardy'e bayılıyorum. Adamın her filmini sırf o olduğu için izliyorum ve Mad Max'in ilk fragmanı çıktığında aksiyon olduğunu görünce üzülmüştüm çünkü aksiyon filmleri izlemeyi pek sevmiyorum. Altyazısı çıktığı gibi hemen izlemiştim ve şimdi baktığımda favorilerime eklediğimi gördüm. Demek ki filmi beğenmiştim. Niye beğendiğini unuttun derseniz filmde beni rahatsız eden ağır sahneler vardı. Kanlı sahnelere gelemiyorum. Ama filmin şöyle bir yanı var ki; hiç durak vermeden sürekli hareretliydi. Ayrıca kadroyu cımbızla seçmişler resmen.
Filmi izledikçe o insanlardan biri biz olsaydık nasıl mücadele ederdik demeden edemiyorsunuz. Aksiyon filmleri seviyorsanız bakın derim ama yine de şiddetle öneremeyeceğim.
Ego (2013)
Şu filmi bulduğum için o kadar şanslıyım ki. Şans eseri türkçe altyazısının çıktığını görünce gözüme takıldı sonra bu uşak nerede oynuyordu dedim ki meğerse Mr. Robot'taki o harika iki çift gözün sahibi bu çocukmuş. Fragmanını izleyince film baya hoşuma gitti ve hemen indirdiğim gibi izlemeye başladım ve gerçekten çok ama çok hoşuma gitti. Konuysa; oğlanın kısa bir süre kör olmasını ve o sırada onunla ilgilenen kızı anlatıyor. Oğlan her zaman çok gösterişli kızlardan hoşlandığı için görmeye başladığında bizim sade kızımızı beğenmiyor. Böylece aralarındaki dostluk ve filizlenmeye hisler kaybolmaya başlıyor. Filmde sinirimi bozan olay şuydu ki; bu kız hiç de çirkin değil. Sade ama hoş bir güzelliği var. Ayrıca sempatik halleri de cabası. Oğlan kızın kalbini kırdığında sanırım üzüntüden suratım domatese dönmüş olabilir. Lafın kısası bu filmi kaçırmayın. Çok güzel bir romantik komediydi.
Room (2015)
Girişe şöyle başlamak istiyorum; "Harika!" En çok altyazısı indirilenlere baktığımda gözüme takıldı ve sağ olsun güzel insanların yorumlarıyla da merakla hemen izlemeye başladım. Filmin konusuna değinmek istemiyorum; hatta fragmanını bile izlemeyin. Bana sorarsanız fragmanı bile spoiler içeriyor. O başroldeki oğlanın tatlılığı, bilmişliği ve doğallığına bayıldım. Bu senenin en iyi filmlerinden diyebilirim. Daha çok ödül alır. Zaten imdb puanı bile beni izle dedirtiyor. Filmde baya baya gözlerim doldu. Hem de bir kez değil, defalarca. Film önerisi isteyene gözüm kapalı önereceğim bir film. Konusunu okumayın, fragmanını izlemeyin ve sadece direk izleyin. Her şeyi çok iyi anlayacaksınız ve daha büyük bir merakla izleyeceksiniz. Tereddütsüz izleyin. Filmi bitirdikten sonra tekrar afişi izlemeye başlayın. Ayrıca final sahnesi çok güzeldi.

Edit: Blog sahibi bu yazıyı bir saatte yazdı çünkü interneti nedensizce berbat çekiyordu :( Şu anda yaklaşık dört beş tane film indiriyorum. Onları bitirdiğim zaman da #3 olarak köşeme devam edeceğim. İyi akşamlarr
Continue reading Film Köşemden Öneriler #2

9 Ocak 2016

, ,

Warm and Cozy (2015) | Kore Dizisi

Çevirdiğim bir Kore dizisiyle karşınızdayım! Warm and Cozy'e dair bir blog yazısı yazmayı düşünmüyordum ama gördüğünüz gibi blogumda popüler yazıların arasında hala kore dizileri bulunduğu için ben de Warm and Cozy hakkında bilgi edinmek isteyenler adına bu yazıyı yazmak istedim. Warm and Cozy 16 bölümden oluşan tatlı mı tatlı bir Kore dizisi. Konusu ise ana karakterler olan Baek Gun Woo ile Lee Jung Joo'nun Jeju Adası'nda yaşadığı olayları dize alıyor.
Baek Gun Woo karakterini canlandıran Yoo Yun Suk'u daha önce hiç sevmezdim. Kendisini ilk defa Reply 1988'de izlemiştim ve sıkı bir çöpçü olduğum için kendisini hiç sevmemiştim. Fakat Warm and Cozy dizisinde resmen bayıldım. Bir insan bu kadar sevimli olabilir! Ayrıca izlediğim diğer yapımlarına bakarak harika bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim çünkü her role bürünebiliyor. Dizi boyunca beni kırıp geçirdi resmen. Sayesinde bazı sahneleri defalarca kez izledim.
Bu ablamızın tüm yapımlarını izledim ve kendisini Misaeng yapımına kadar hiç sevmezdim ama oradaki hallerini çok beğenmiştim. Tabii Warm and Cozy dizisiyle sevgim daha da arttı. Lee Jung Joo karakteri de çok sevimli, sıcak, içten bir karakterdi. Dizideki her şey ismi gibi sıcacık zaten.
Bütün kadro harikaydı. Asıl başrolleri geçin zaten bir ahjussi koymuşlar ki o adam beni kırıp geçirdi gülmekten. Sağ olsun kendine çok özgüveni olan ama bir yandan da reddedilmeyi hazmedemeyen süper bir karakterdi. Aslında -abartma istersen- diyecekseniz ama o adamı da bu diziye kadar hiç sevmezdim.
Bana sorarsanız harika bir diziydi. Aynen dediğim gibi isminde olduğu gibi çok sıcak ve samimi bir diziydi. Ana karakterlerin birbirlerinden hoşlanma evreleri çok eğlenceliydi. Baek Gun Woo'nun bitmek bilmeyen sevimlilikleri hele! Bundan sonra yapımlarını daha sık takip edeceğim.
Mesela şu sahne ilk bölümlerde geçmişti ve Geon Woo'nun duygusal halleri beni bitirmişti. O yüzden hayran kaldım ya kendisine.
Şu sahnede biraz gözlerim dolmuş olabilir. Kang So Ra'nın oyunculuğu bana sorarsanız her yeni dizisiyle birlikte daha çok gelişiyor. Daha replik olarak almak istediğim çook fazla yer vardı ama çevirirken durup durup not alamadım.
Hiç beklemiyordum bu dizinin çevirisini. Sonra bir arkadaşın ortaklığını kabul ettim ama o zamanlar elimde bunun dışında iki dizi daha vardı. Aynı anda üç dizi çevirmek demek artık baya çeviri konusunda kafayı yemişsiniz demek anlamına geliyor. Güncel dizileri yetiştirmek derken o ara hepsini nasıl sıraya sokuyordum şimdi kendime şaşıyorum. Ama bazı zamanlar çevirisi aceleye gelse bile ben bu diziyi bayıla bayıla çeviriyordum. Sonrasında yaza doğru kendi bölümlerimi vererek diziyle alakamı bıraktım fakat ortak arkadaşım bazı durumlardan ötürü çevirilere devam edemedi ve son bölümleri de geri ben devraldım. Ama sen mi ara verdin çeviri yapmaya... Ciddi anlamda laptopun başına oturup çeviri yapasım gelmedi. İlk başta iki hafta içinde veririm dediğim bölümleri üç ayda anca verdim. O da en sonunda bir arkadaşım diziye başladı ve benden çevirmemi rica etti. Onun gazıyla artık uzatmak istemeyerek geçen hafta son iki bölümü de çevirip bir diziye daha veda ettim.
Yalnız ben size söyleyeyim! Bu ikisi gerçekten de birbirlerine çok benziyorlar. Gerçek hayatta çok uzaktan akraba olma ihtimalleri mevcut bana kalırsa. Diziyle ilgili söyleyecek başka sözüm yok sanırım. Sadece son bölümleri biraz uzattıklarını düşünüyorum. Yeter artık birlikte olun gibi isyan ettim bir ara. Onun dışında hiçbir zaman çizgisinden çıkmayan ve sıkmayan bir dizi oldu. Zaten kaynağını dramawiki çıkarmıştı o yüzden çok severek çeviriyordum. Kaynağında sorun yaşadığım yapımları hep bir gıcık kaparak çeviriyorum. Bunun dışında dizide her bölümün sonunda dendiği gibi sıcak ve samimi bir akşam diliyorum sizlere! Warm and Cozy dizisini kaçırmayın derim. Şayet son kalan bölümleri uzun süre Yeppudaa'dan bekleyenler varsa buradan hep ortağım hem de kendi adıma da özürlerimi bildiriyorum. Umarım bir daha sorumluluğunu aldığım hiçbir yapımda çevirim aksamaz.
Continue reading Warm and Cozy (2015) | Kore Dizisi

11 Aralık 2015

Ben, Earl ve Ölen Kız | Film Yorumu

Merhaba, merhaba, merhaba! Normalde böyle üst üste çok film yorumu yapmıyorum. Daha çok filmleri biriktirip bir yazıda topluyorum yorumlarımı ama sonra dedim ki bu film tek bir yazıyı hak ediyor. Hazırsanız size harika bir film önereceğim.

17 yaşındaki Greg Gaines'ın sosyalleşmeyle ilgili sorunları vardır, lise hayatını mümkün olduğunca görünmez bir tip olarak geçirmeyi planlamaktadır. Ancak annesinin hiç de bu durumu kabullenmeye niyeti yoktur. Annesi Greg'in yakın zamanda kanser teşhisi konulan sınıf arkadaşı Rachel ile arkadaşlık kurmasını istemektedir. Greg annesinin bu teklifini isteksizce kabul etmek zorunda kalır ve böylece iki genç arasında hayal bile edemeyecekleri bir dostluk başlar. Jesse Andrews'un kendi romanından uyarladığı filmin yönetmeni henüz ikinci uzun metrajına imza atan Alfonso Gomez-Rejon. Sundance Film Festivali'nde büyük ses getiren ve büyük ödülü kazanan filmin başrollerini ise genç oyuncular Thomas Mann ile Olivia Cooke paylaşıyor.
Evet, gördüğünüz üzere konumuz böyle. Thomas Mann'i ilk defa Project X'de izlemiştim ve hala oradaki oyunculuğuyla aklımda kalmış. Diğer başrolleri tanımıyorum ama Olivia Cooke, Rachel için biçilmiş kaftan olmalı. İlk defa izledim kendisini ve doğallığına, sevimliliğine hayran kaldım.
Pekala, filmimize dönelim. Aslına bakarsanız bu filmi izlemeyi düşünmüyordum sadece çeviri duyuru sayfasını görmüştüm ve ilgimi çekmişti ama sonra ne ara torrentını indirdim cidden unutmuş durumdayım. Dün de belirttiğim gibi Maze Runner'ı bitirdiğim gibi film izleme şevkim tutuşunca bir de üstüne bu filmi izledim. Aslında hiç de beni etkileyecek, hatta gözlerimi dolduracak ve saf saf sırıttıracak bir film gibi görünmüyordu. Ben de şaşırmayı seviyorum ya.
Kitapta işlenen dostluk ilişkisi, Greg'in Earl ile olan bir garip dostluğu, çektikleri filmler, yavaş yavaş Greg'in hayatına yeni giren bir dostluk yumağı derken sarmadan izleyeceğiniz, sonunda ne olacak diyeceğiniz çok hoş bir film çıkıyor karşınıza. Kısacası size özet geçersem filmdeki samimiyeti sevdim sanırım ya da sonunda kızımız gidici mi kalıcı mı diye kendime sormayı sevdim. Kısacası çok sevdim. Hatta sonunu o kadar çok sevdim ki kitabını almayı düşünüyorum. Önce internetten sipariş etmeyi düşündüm ama sonra D&R'da kitabının çok da pahalı olmadığını gördüm. Sanırım ilk İngilizce kitabım Me and Earl and the Dying Girl olacak. Hadi bakalım hayırlısı!
Tabii benim satın alacağım kitabın kapağı muhtemelen bu olmayacak, filmin afişinden olacak ve ciltili de olmayacak ama kitabı okumak için sabırsızlanıyorum!
Son olarak filmden çok beğendiğim iki kısmı da atarak elveda ediyorum. Thomos'ın bazı olayları kafasında nasıl kurguladığını ve bu hikayeyi nasıl kısımlara ayırdığını seveceksiniz. İzleyin, izletin :)
"I've never been beautiful, and that'a fine because that's not important to me." - RACHEL
Continue reading Ben, Earl ve Ölen Kız | Film Yorumu

10 Aralık 2015

,

The Maze Runner: Alev Deneyleri | Film Yorumu

 
Merhabalar merhabalar! Oku oku nereye kadar değil mi? Arada eski filmkolik Betül'e bürünüp birkaç film izliyorum. The Maze Runner'ın ilk filmine ait yorumumu yapalı neredeyse bir yıl olmuş. Zaman çok hızlı geçiyor gerçekten. Aslına bakarsanız ben bu filmi sinemada izlemeyi çok istiyordum ama sonra vazcaydım. Çünkü artık torrent diye bir lütuf var ve sinemaya para vermek mantıksız geliyor. Sadece bir ay bekleyip torrent çıktığı gibi filmi izliyorsunuz. Hele de İngilizceniz varsa türkçe altyazının çıkmasını da beklemiyorsunuz. Filmi indirdiğim gibi altyazıyı atıp laptopu televizyona bağlıyorum. Işıkları da kapayın zaten televizyon plazmaysa oh mis resmen. Evet, böyle olması gerekiyordu değil mi? Ama şansıma Maze Runner'ın ikincisinin adam gibi torrentını baya bekledim. Aslında istesem internetten izlerdim ama video dolacak da bekliycem de sinir krizi geçiremem boş yere. Bu yüzden düzgün torrent çıkmasını bekledim ve iki ay olmuştur film vizyona gireli, belki de daha fazla. Neyse işte, sonunda dün gece oturdum mis gibi torrentımla filmi izleyecektim ki saat ikiyi vurmadan zorla pcden kaldırıldım ki düşünün Maze Runner serisi deli gibi aksiyon dolu. Zorla ayrıldım yani.
Bugün dersim bittiğinde eve geldiğim gibi kalan bir saatini izledim. Ne diyebilirim ki? Gerçekten harika bir filmdi. En az ilk film kadar iyiydi. Belki ilk filmden bile daha iyiydi diyebilirim ama o da ilk göz ağrım. Bir kere seriyi sevmememiz için elimizde hiçbir sebep yok. Öncelikle fındık burunlu Dylan O'brien ve Koreli uşağımız, üstüne üstlük ergenlik dönemimde baya baya fanı olduğum Kaya Scodelario (bir zamanlar soyadını bakmadan ezberden yazardım) var. Lafı açılmışken şunu söyleyeyim. Eskisi gibi film dizi manyağı olsaydım bu film vizyona girdiği gibi sinemada izlerdim. Ama artık değilim. Şükürler olsun ki değilim. Öyle her şeyi abartan, kadro için ölüp biten bir fan değilim. Bir daha da o halime dönmeyeceğimden eminim. Filmi beğendim, kitaplarını alacağım ama artık hiçbir film dizi için ölüp bitemem. Geçti o günlerim.
Ne diyordum işte? Alev Deneyleri mükemmel gerçekten. Bir an bile aksiyon kesilmiyor. Bir daha ki hararetli sahneler ne olacak diye düşünüp duruyorsunuz. Kuzenim Labirent serisini bitirdi ve bana sürekli övüp duruyor. Kitapların harika olduğunu söylüyor. Eminim öyledir. Her ay bir seri almaya çalışıyorum. Bir daha ki ay için sepetim dolu olsa da sonraki ay Labirent serisini büyük bir ihtimal sonunda sipariş edeceğim. Yorumumu daha fazla uzatmayacağım. Üçüncü filmi dört gözle bekliyorum. Bu gazla birkaç film daha izleme niyetindeyim. Bu sıralar okuduğum seride Ağıt'a geçtim, Ayrılık yorumum yolda. Öyle işte. İzleyin izletin. Seriyi okumak için sabırsızlanıyorum! İSYAN, iyidir dostlarım :)
Continue reading The Maze Runner: Alev Deneyleri | Film Yorumu

6 Ekim 2015

,

Bir Güzel Hint Filmi / Dil Dhadakne Do

Evet, bu köşemde yazdan sonra önereceğim ilk hint filmi; Dil Dhadakne Do.
Bu filmi afişini gördüğümden beri çevirmek istiyordum. İki ay kadar çeviri yapmadım ve bir ay boyunca kim ne çevirdi, hangi filmin kaynağı çıktı, hangi film vizyonda haberim bile yoktu. Sonra İstanbul'a döndüğümde bu filmin kaynağının çıktığını gördüm. Hatta başka bir arkadaş daha çevirmeye başlamıştı ama o kadar hevesliydim ki onun çevirmesini umursamadım. Bugüne kadar çevirdiğim filmler arasında en uzun satır sayısı olan filmdi muhtemelen. O kadar çok satır birleştirme yaptım ki başım döndü artık. Şimdi film hakkında konuşmaya gelirsek ben gayet beğendim. Çevirirken çok nadir sıkıldığım sahneler oldu. Ayrıca film beni bir yönden baya şaşırttı. Bugüne kadar Ek Villain ve Aahiqui 2 haricinde tüm ost parçalarını beğendiğim bir film olmamıştı ki Dil Dhadakne Do da o kervana katıldı. Bir filmin her ost parçası mı bıkmadan dinlenir?!
Filmin konusundan ziyade beni ilk çeken harika kadrosu ve Türkiye'de uzun süren çekimleri oldu. Film zengin bir ailenin kendi aralarındaki çatlaklarını uzun uzadıya anlatıyor. Bu sırada araya yan karakterler ve aşklar da giriyor. 
Benim film boyunca özellikle hayran kaldığım şey; Ranveer Singh'in oyunculuğuydu. Aslında bu filme kadar kendisine karşı özel bir ilgim yoktu ama bu filmle oldu desem yeridir. Onu önceki filmlerinde hep uzun saçları ve bıyıklarıyla tanıyordum. Hatta bazen bana itici geliyordu. Ama bu filmdeki görünüşü ve sevimli halleri beni kendine hayran bıraktı.

Ayrıca bir diğer hayranlığım da Priyanka Chopra'yaydı. Bu kadını Barfi filminden beri çok severim. Ayrıca filmde Ranveer ile abla kardeş ilişkileri çok hoş ve samimiydi.
Evet, bir de Ranveer'in aşkı vardı. O role de Anushka Sharma'yı koymuşlar ama bu kız bana estetik yaptırmadan önce de sevimsiz geliyordu. Hala da öyle geliyor. Belki ilerde ki rolleriyle gözüm alışır.
 Ne kadar Ranveer'e bu filmde tutulsam da benim dikkatimi diğer çiftler çekti.

Bu ikisini de izleyin ama onlar hakkında spoiler vermeyeyim :)
Son gifleri de dans sahnesinden ekliyorum :)
Filmi genel olarak beğendim ve izlemenizi öneririm. Zaten o kadar çok çiftin hikayesini barındırıyor ki birinden sıkılsanız eminim diğerini beğenirsiniz.
Ayrıca inanın tüm şarkıları çok güzel. Filmi çevireli bir aydan fazla oluyor ama hala dinliyorum
şarkılarını.





İyi seyirler dilerim :)
Continue reading Bir Güzel Hint Filmi / Dil Dhadakne Do