3 puan verdiğim kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 puan verdiğim kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2017

,

Gerçek Renkler - Kristin Hannah | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Gerçek Renkler
Orijinal Adı: True Colors
Yazar: Kristin Hannah
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 512
Goodreads Puanı: 3.89/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Bir gün gelir, en yakınlarınız size sırt çevirebilir; kız kardeşiniz bile..
Dünyanın dört bir yanında kadınlar Kristin Hannah’nın Ateşböceği Yolu romanını okuduktan sonra güldüler, ağladılar ve arkadaşlarının değerini bir kez daha anladılar. Yazar bu kez kız kardeşlerin dokunaklı, muhteşem ve karmaşık dünyalarını keşfe çıkıyor…
Gerçek Renkler, New York Times’ın çok satan yazarı Kristin Hannah tarafından şimdiye dek anlatılan en kışkırtıcı, en etkileyici ve en yürek burkan hikâye. Kimliğiyle özdeşleşen parlak kalemi ve unutulmaz karakterleriyle yazar, birbirine kenetlenmiş dünyaları kıskançlık, ihanet ve türüne nadir rastlanan bir ihtirasla darmadağın olan üç kardeşin hikâyesini anlatıyor.
(Yorumum spoiler içerebilir)
Yazardan okuduğum sekizinci kitabında herkesin dediği gibi artık bir zamandan sonra benzer konular üzerine kalemini eline aldığına katılıyorum. Bu kitap da Kızkardeşler Arasında ile Gece Yolu'ndan tutamlar alınıp çok da uzak olmayan bir kurguyla meydana gelmiş bir romanıydı. Fakat bayılıp mükemmel bulmamamdaki sebep bu romanlara benzemesi değil, kesinlikle başka nedenler. Öncelikle kitap çok güzel başlıyor ve zaten genel havasıyla elden bırakmayarak merakla kendini okutturuyor. Kitabı beğenmediğimi söyleyemem ve hatta kitabı bitirene kadar çok beğenmiştim ama sonrasında üzerinde biraz fazla düşününce bazı şeylerin kitabın güzelliğini sömürdüğü kanısına vardım. Vivi Ann ile Dallas'ın aşkı kitabın kesilikle en güzel yanıydı ve yazarın en büyük hatası da bu güzel ikiliyi parçalama nedeniydi. Derinlemesine araştırma yapmadan, çok hızlı verilen kararlarla bir aile karaltılıyor. Beni en çok öfkelendiren daha sonrasında olayın temize kavuşmasının da bu kadar kolay olması. Yani sanki adamı hapse sokmak için soktular gibi geliyor. Ve yazarın senelerin geçmesi konusunda bu kadar zalim olması bu kitapta beni oldukça rahatsız etti. Ayrıca kitaptaki kıskançlık ve ihanet duygularının ağır bastığı konusunda hemfikirim fakat çok büyük kırgınlık, geri dönülemez bir olay bekleyerek kitabı "ee" diyerek geçirdim. Beş yüz sayfalık bir roman olmayı hak edecek dolu dolu bir roman olduğunu düşünmüyorum. Evet severek okudum ve Vivi Ann karakterine bayıldım ancak bu bahsettiğim durumlar beni kitaptan irrite etti. Yazardan okuyacağım sıradaki kitabın yorumuyla görüşmek üzere..
Continue reading Gerçek Renkler - Kristin Hannah | Kitap Yorumu

10 Haziran 2017

,

Buz - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Buz
Orijinal Adı: Iced
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 560
Goodreads Puanı: 4.13/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
MacKayla Lane yıllarca Karanlık Fae’ye karşı savaştı. Ancak savaşma sırası artık cesur Dani “Mega” O’Malley’de. Dani şimdiye kadar hep kendi kurallarıyla oynadı. Ne var ki devir değişti ve Dani’nin en büyük kuralı, hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapmak! Ender görülen yeteneklere ve gücü tartışılmaz Işık Kılıcı’na sahip olan Dani, kendini Unseelie’lere karşı koruyabilecek az sayıda insandan biri. Yine de beklenmedik bir şekilde buza hapsolan insanlarla çevrili bu yeni dünyada kendini koruyabilecek mi?
Dublin’in en baştan çıkarıcı gece kulübü buzlarla örtülünce, Dani’nin kaderi, kulübün ölümsüz sahibi Ryodan’ın insafına kalacak. Dani bir yandan kurşunlardan, sivri dişlerden ve yumruklardan kaçarken bir yandan da korkunç pazarlıkların ortasına düşüp sevgili Dublin’ini kurtarmak için çaresiz iş birlikleri yapmak zorunda. Yoksa tüm şehri buz gibi bir son bekliyor.
 
Serinin altıncı kitabında Mac ve Barrons'un oldukça arka planda olacağını ve kitabın daha çok Dani ile Ryodan bazlı olacağını biliyordum, öyle de ilerledi. Okumaya ilk başladığım gibi Dani'nin hala 14 yaşında olmasına şaşırdım. Ama diğer türlü yaşı ilerlemiş, aradan seneler atlamış olsalardı Mac ile arasında neler geçtiğini okuyamayacaktık. O yüzden yazar yine her zamanki gibi mantıklı bir şekilde aynı vakit diliminde ilerlemiş. Dani'nin daha ergen, daha tripli bir karakter olmasını bekliyordum ama aksine özellikle de annesiyle geçen küçüklüğüne değinildikçe kendisini daha çok sevdim. Ayrıca beklediğimin aksine daha olgun, duygularını belirtmeyecek kadar sert bir karakterle ilerledi kitapta. Bu kitapta Ryodan ile Dani arasında herhangi bir şey geçeceği ihtimaline bir an kapıldım ama elbette öyle bir şey olmadı. Bunun için kesinlikle Dani'nin biraz daha büyümesini bekliyorum. Zaten Ryodan şerefsizi gidip Dani'nin en yakın arkadaşına yaklaştı kitap boyunca. Ne zaman Ryodan hafiften o kızı korumaya kalkışsa sayfaları yırtmak istedim sinirden.
Bu kitapta ağır boğucu bir hava vardı. Bunun nedeni de yazarın ağır bir ısrarla erkek karakterler arasında asla kimin ağzından neyi okuduğumuzu belirtmemesi. Çoğunlukla bölümün yarısına gelince anca bir şeyler oturdu kafamda. Ryodan sanarak başka bir karakterin ağzından bölümü okuyup güya Dani ile yakınlaştıkları sahnelerde heyecanlandım. Sonra tek bir satırla bunu Ryodan yapmaz diyerek zaten onun olmadığını anlayarak düş kırıklığına uğradım. Ayrıca kitabın gidişatı bakımından benim gözümde kesinlikle sıkıcı bir kitaptı. İlk kitaplarda Mac'le yaşadığımız o aksiyonlu havanın tadı bu kitapta benim için hiç yoktu. İlk kitaplar aşk olmadığı halde fantastik havasıyla kalbimi feth etmişti ama bu kitapta ne aşk var ne de beni heyecanlandıracak olaylar. Genelliğini beğenerek okudum, bazı yerleri çok beğendim, arada bir heyecanlandırmadı değil ama beklediğimin aksineydi. Dani'yi sevmemi sağladığı için artı puan kazandırdı ve söylediğim gibi bazı kısımlarını oldukça beğendimKitabın sonu çok iyiydi ve sıradaki kitabın daha çok Barrons ve Mac odaklı olacağını öğrendiğimden beri Alev için deliriyorum çünkü ikiliyi çok özledim. Sıradaki kitabın yorumuyla görüşmek üzere...
Continue reading Buz - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

13 Nisan 2017

,

Kusursuz Evcil - Kate Jarvik Birch | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kusursuz Evcil
Yazar: Kate Jarvik Birch
Yayınevi: Mesis Kitap
Sayfa Sayısı: 292
Goodreads Puanı: 3.63/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
“ Kusursuz olmanın bir bedeli vardır...”
        İnsanların genetiklerinin değiştirilip “evcil”
olarak satılmalarına izin veren yasa çıkar çıkmaz,
varlıklı ve güçlü aileler Ella gibi güzel kızları satın
almak için harekete geçmişti.
             Doğumundan itibaren zarif, ağırbaşlı ve her
şeyin ötesinde “kusursuz” olmak üzere eğitilen bu “aile dostları” sahiplerinin evlerine lüks bir hayat yaşamaya hazır olarak giriyorlardı.
       Ella, bir milletvekilinin küçük kızının arkadaşı olarak geldiği yeni evinde,yakışıklı ve asi Penn ile karşılaşmayı
beklemiyordu. Penn, kusursuz görünümünün altında yatan kızı görebilen tek kişiydi. Ona âşık olmak, Ella’nın bildiği her kuralıçiğnemesi anlamına geliyordu.
       “Kusursuz Evcil” insan olmanın anlamına ürperticibir bakış, aşkın göz kamaştırıcı gücünün bizi nasıl özgür
bırakabileceğinin şaşırtıcıbir hikâyesi...

Kitap tahmin ettiğim kadar beğenimi kazanamadı. Öncelikle eksikleri oldukça göze batan türdendi. Evcil diye yeni bir kavramın oluşmasının nedenini, insanların niçin böylesine saçma bir akıma ihtiyaç duyduğuna dair mantıklı bir cevap elde edemiyoruz. İnsan evladı bir kızın süs köpeği yerine konulması sinirden güzel bir çıldırmanızı sağlıyor. Değindiği aşk hikayesini de oldukça sıradan buldum. Beni nadir heyecanlandıran bir kitap oldu. En beğendiğim kısımsa yazarın Ella'nın ilk defa deneyimlediği hisleri bu kadar sıcak ve samimi ifade etme biçimiydi. İlk defa tatlı bir şey yediğinde ya da Penn'e karşı hislerindeki hiç tatmadığı hislere suratınızda tebessüm oluşturacak kadar güzel değinilmişti. Kitabın arka kapağında yer alan insan olmanın anlamına ürpertici bir bakış edinmemizi sağlayabileceği ihtimaline katılıyorum çünkü okudukça empati duygusunu alevlendiriyor. En bariz dile getirebileceğim şeyse yazarın özgün konusunun orijinalliğini yeteri kadar keskin ilerletemiyor olmasıydı. Bu kadar gündelik ve bilindik kısımları fazla içermemesini beklerdim. Sıradaki kitabından beklentim daha yüksek. Serinin iki kitapla bitiyor olması gayet güzel ama ilk kitabın bu kadar dolu dolu olmamasıyla ikinci kitaba bence büyük yük düşüyor. Keyifli okumalar dilerim..
Continue reading Kusursuz Evcil - Kate Jarvik Birch | Kitap Yorumu

9 Mart 2017

,

Kar Taneleri - John Green, Maureen Johnson, Lauren Myracle | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kar Taneleri
Orijinal Adı: Let It Snow
Yazarlar: John Green, Maureen Johnson, Lauren Myracle
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 336
Goodreads Puanı: 3.84/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Son 50 Yılın En Feci Kar Fırtınası...
Kara Kışın Ortasında, Üç Romantik Aşk Masalı!
Gracetown tam da yılbaşına günler kala kara gömülmüştür. Ancak zorlu hava koşulları, can sıkıcı bir durum olmanın da ötesine geçer. Her şeyden habersiz bir kız, fırtına yüzünden yolda kalan treninden dışarı adım attığı anda hayat değiştirecek, kaçınılmaz olaylar silsilesini de tetikler.
Çok geçmeden, aşırı enerjik on dört ponpon kız kasabanın kafelerinden birine hücum eder. Dük’ün sinema gecesi onur meselesine dönüşen bir görevle sevimsizce bölünür ve aşk acısıyla kıvranan bir genç kız, minicik bir evcil hayvanın kaderinde çok önemli bir rol oynar.
Üç hikâye bir araya gelirken yabancıların yolları kesişecek ve aşk filizlenirken herkesin yüreği ısınacaktır...
Dokunaklı, yeni yıl kutlamalarının heyecanıyla dolu ve komik… Günümüzün çoksatan üç yazarından başka ne beklenirdi ki zaten?
Farklı yazarların bir araya geldiği ve bağlantılı olaylardan oluşan üç hikaye okuyoruz. Kitap aslında harika bir girişle başlıyor çünkü ilk hikayeye tek kelimeyle bayıldım. Yılbaşı filmlerindeki samimiyeti ve sıcaklığı hissedip tebessüm edersiniz ya ilk hikaye de o kadar güzeldi. Her şeyiyle elden akan ve karakterlere tutulacak kadar çok güzeldi. İkinci hikaye ise John Green tarafından yazılmış ve rica ederim bu adamın okuyucuyu kafa yormadan yazabileceği bir roman yok mu? Kız kim erkek kim ortalarda anlıyorsunuz hatta erkek olan karakteri baya bir süre kız sanarak okudum. İkinci hikaye de güzeldi ama öyle kafa karıştırıcıydı ki sadece sonlara doğru beğenimi kazanabilirdi. Üçüncü hikayeye gelirsek onu da aşırı beğenemedim. Oldukça basit bir konu üzerine ilerledi ve başroldeki kızı da ısınamadım. Anlayacağınız üzere en çok ilki beğendim, kesinlikle çok güzeldi. Farklı yazalardan oluşan kitapları seviyorsanız keyifli okumalar...
Continue reading Kar Taneleri - John Green, Maureen Johnson, Lauren Myracle | Kitap Yorumu
,

Bırak Beni - Gayle Forman | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Bırak Beni
Orijinal Adı: Leave Me
Yazar: Gayle Forman
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 360
Goodreads Puanı: 3.67/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Tüm hayatınızı bir günde ardınızda bırakabilir misiniz?
İşten eve dönüp yemek yapmak yerine gaza basıp yola devam etmeyi hayal eden tüm kadınlar… Kimseyle uğraşmak zorunda kalmayacağı bir yere giden trene atlayıp uzaklaşmayı düşleyen tüm kadınlar… 
Kocası ve çocuklarına bakmakla meşgul olduğu için kalp krizi geçirdiğini bile fark etmeyen yılgın anne Maribeth Klein için hayat tam da böyle bir çıkmaza sürüklenmekteydi... 
İyileşmeye çalışan Maribeth bu sürecin, onsuz yaşayamayacak insanlara külfet gibi geldiğini fark ettiğinde akla hayale sığmayacak bir şey yapar: Çantasını toplayıp çeker gider. Ailesinden ve kariyer hayatının beklentilerinden uzaklaşan Maribeth çıktığı bu yolculukta kendisinden ve sevdiklerinden sakladığı sırlarla yüzleşecektir. 
Kocaman yürekleriyle eşler, arkadaşlar ve sevgililerin tökezleyip düştüğü, büyüyüp affettiği Bırak Beni, herkesi kaçtığı korkularla karşı karşıya getirecek. 

Yazarın henüz iki kitabını okudum ve bununla beraber normalde yazdığı türün aksine biraz daha yetişkin tarzı bir konu edindiğini söylebilirim. Gençlik aşkından ziyade evli ve orta yaşlı bir kadının hayatının önemli bir kısmına şahit oluyoruz. Maribeth orta yaşlarda henüz kırkına varmadan hiç beklemediği bir anda kalp krizi geçiriyor. Bunun ardından hafif bir hastalıkla yüzleşirken elbette sıkıntılı günler geçiriyor. Erken yaşta anne olması sebebiyle bu zor günlerinde ikizlerine bakmak gibi bir sorumluluğu da mevcut. Aslında kitap çok hoş bir girişle başlıyor ve kuvvetli bir ihtimal gitgide beğeneceğimi söyledi. Hatta öyle ki ortadan sonra kafamda mükemmel kısımlar hayal edip baya beğeneceğim diye düşündüm fakat ne yazık ki yazarın kaleminde çok güçlü bir şey eksik. Resmen pastayı önünüze koyup tattırmıyor. Kitap boyunca geçebilecek en önemli ve en kalbe dokunacak kısımları irdileyip okuyucuya duygusal hisler yaşatacağına ısrarla üzerinden geçiyor. Kitabın sonuna kadar aklımda çok hoş bir kavuşma oluşturmuştum fakat ona bile ucundan değinince elimde olmadan öfkelendim. Genel olarak keyifle ve beğenerek okudum. Maribeth her ne kadar ailesinden uzaklaştıktan sonra birkaç beklemediğim harekette bulansa da ailesiyle arasındaki bu boşluğu nasıl gidereceğini meraklanarak okudum. Değindiğim gibi kesinlikle harika bir kitap olabilirdi fakat yazarın konuları böylesine yüzeysel işlemesi kitabın gözümde eksi yemesini sağladı. Konusunda farklı havayı sevdim ve bazı yerlerini tekrar okuyacak kadar beğendim fakat çok çok harika diyemem. Umarım önümüzdeki kitaplarında okuyucuya istediğini verir. Keyifli okumalar..

Continue reading Bırak Beni - Gayle Forman | Kitap Yorumu

26 Şubat 2017

,

Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Tehlikeli Kızlar
Orijinal Adı: Dangerous Girls
Yazar: Abigail Haas
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 375
Goodreads Puanı: 4.15/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
Lisedeki son yılları bitmişti. Anna, erkek arkadaşı Tate, en yakın arkadaşı Elise ve diğer yakın arkadaşlarıyla birlikte, hayatlarının en güzel yaz tatilini yaşayacaklarını düşündükleri Aruba’ya doğru yola koyulmuşlardı.
Ancak tatil sırasında Elise vahşi bir cinayete kurban gittiğinde, Anna kendisini yabancı bir ülkede, çok ağır ve küçük düşürücü suçlamalarla baş etmeye çalışırken bulmuştu. Arkadaşının katilini bulmaya kararlı olan Anna, kurduğu dostluklarla, gerçeğin güvenilmez doğasıyla ve aşk acısıyla ilgili korkunç şeyler keşfedecekti.
Yargıcın kararını bekleyen Anna'nın etrafındaki herkes onun suçlu olduğunu düşünüyordu ancak hiçbirine güvenilemezdi. Gerçek hikâye ise, kimsenin aklına gelmeyecek kadar şoke ediciydi...
  • Kitap harika bir girişle başlıyor. Gerilim tarzı filmlerde ilk sahneye bir telefon sahnesinden bölük börcük arkadan gelen korku nidalarıyla başlanır ya; bu kitabın da en başında aynı şekilde polisle geçen bir konuşma geçiyor ki zaten sırf bu konuşmanın arka perdesini öğrenmek istemek için hemen hızlı ve kalite bir başlangıçla sayfaları çeviriyorsunuz. Kitabın ana konusu Anna'nın en yakın arkadaşı Elise ve sevgilisi Tate'in dahil olduğu arkadaş grubuyla birlikte evlerinden uzak bir adaya tatile gitmelerini anlatıyor. Tabii bu tatil sona ermeden Elise bir şekilde vahşice öldürülüyor ve bu cinayetten hüküm giyecek olan suçsuz kişi de en yakın arkadaşı olan Anna. Hem geçmişten yani ikilinin tanışma evrelerinden hem de günümüzde soruşturmanın nasıl devam ettiğine dair oldukça detaylı bölümler okuyoruz. Geçmiş kısımlarda bu kadar detaya girilmesi arada sıkılmamı sağladı. Kitabı henüz yarılamadan katili aklımda tahmin etmeye çalışmıştım ama düşündüğüm gibi ilerlemedi. Hukuk yasaları konusunda yazarın kalemi çok kaliteliydi çünkü kadın araştırarak ve gerçekçi yazmış. Kitabı baştan sona çok severek ve sıkılmadan merakla okudum fakat bunun baş etkeni en sonunda her şeyin ortaya çıkacağına kuvvetli bir ihtimal vermemdi.

  • Son sayfalara doğru Anna'nın hüküm yiyeceği suçu o kadar büyük bir heyecanla okudum ki; satırlarla ellerimi kapayıp okudukça elimi geri çektim. Kitap boyunca öyle çok kişi atıp tutup başka bir şey ortaya sürüyor ki bunların hepsinin mantıklı bir sonuca varmasını beklemeniz gitgide imkansızlaşıyor. Anna'nın yalan olarak söylediği şeylerin başka biri tarafından ciddi bir tasdikle doğru olarak ortaya koymasının aklımı karıştırmasına hiç izin vermedim. Anna'ya her zaman inanmayı amaçladım çünkü kitabı baştan sona onun ağzından okuduğumuz süreç boyunca böyle bir şeyi yapmasına hiç ihtimal vermedim. Kitabın cinayete dair en kilit noktası o gün evde Elise sabahtan akşama kadar odasından çıkmamışken Anna ve Tate'in kısa süreliğine eve döndüklerinde ne yaptıkları. Kitap boyunca Anna duş aldığını ve Tate de odada onu beklediğini söylüyor. En sonunda nihayet son bölümde bu kısmın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. Peki neye yarıyor biliyor musunuz? Hiçbir şeye yaramıyor çünkü kocaman bir çöp. Son bölümü o kadar beklenmedik bir yerden vuruyor ki tüm kitap boyunca okuduğumuz hiçbir şeye anlam yükleyemiyoruz. Hangi kaba koyarsam koyayım tahminlerim hiçbir yere sığıp bir manaya ulaşamıyor. Delillerden birine anlam versem başka bir delil katıksız bir saçmalığa dönüşüyor. Büyük bir hevesle okudum ve her dair her şeyin o son bölümle ortaya döküleceğine inandım ama resmen kendimi avutmuşum. Rica ediyorum böyle ipucu verdiğini sanarak yazmasın yazarlar. Son bölümün çok vurucu olduğunu yazarak övgülere sığdıramayanlar var ama bana göre keşke üstün körü yapayım derken bu kadar elini gözüne bulaştırmasaydı yazar. Bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattığı için gerçekten üzgünüm. Benim sevemediğim ortada ama öylesine övenler var ki belki siz beğenebilirsiniz. Heyecanlı okumalar..

Continue reading Tehlikeli Kızlar - Abigail Haas | Kitap Yorumu

19 Ocak 2017

,

Saka Kuşu - Donna Tartt | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Saka Kuşu
Orijinal Adı: The Goldfinch
Yazar: Donna Tartt
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 864
Goodreads Puanı: 3.87/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
İlgisiz bir babanın ve hayatını ona adayan bir annenin oğlu olan on üç yaşındaki Theodore Decker bir patlamanın ardından mucize eseri hayatta kalır. Ancak New York gibi koca bir şehirde kimsesiz bir çocuk olarak felaketin ardından hayatta kalmak yeni bir felaketin içine düşmek gibi olur onun için. Bu yangın yerini andıran hayatın içinde ona annesini hatırlatan tek bir şeye tutunur Theo: küçük, sarı bir kuş; bir saka… 
Büyüdükçe zenginlerin tablolarla dolu odalarında ve çalıştığı antikacının tozlu koridorlarında hayatın çok daha farklı yönlerini keşfeder genç adam. Aşkı bulur ama tılsım gibi yanından ayırmadığı Saka Kuşu tablosu kadar kırılgan ve ürkektir bu aşk. Ve onun kadar yakın ama bir o kadar da uzak…
Saka Kuşu ruhani bir yolculuk gibi. Oradan oraya sürüklenen bir hayatın, kaybın, ölümün, takıntının, bağımlılığın, aşkın, kaderin ve kadersizliğin romanı. Tablonun içinden bakan o küçük kuş, size evreni, iyiyi, kötüyü, güzeli, benliğin ve zaman kavramının derinliklerinde yatan sırrı sorgulatacak kadar güçlü ve tüneğine zincirlenmiş olmasına rağmen alabildiğine özgür. 

Kendi kendimi nasıl bir beklenti girdabına sürükledim emin değilim ama beklediğim kitap kesinlikle bu değildi. Öncelikle bu kitabı bitirebildiğim için kendimi kutluyorum çünkü bu kadar kalın olmasına rağmen benim de ısrarla daha ince olmasını dilediğim bir kitap oldu. Eğer beğendiğim takdirde harika bir anlatımla devam etseydi bin küsür sayfayı bile mızmızlanmadan okurdum ama bu kitap beni sürekli soyutlayan ve bu kadar uzatmaya ne gerek vardı tarzında cümlelerle kafamın kurcalanmasını sağlayan boğucu bir anlatıma sahipti. Kitaba dair aklımda nasıl bir hava hayal ettiğimi hemen dile getireyim. Bir tablo üzerinden kurulacak olan bir kurgunun kesinlikle kaliteli olacağını biliyordum. Peki kurgu kaliteli miydi diye sorarsanız; evet layığıyla kaliteliydi, en azından alt yapısı.
Kitabın geçmiş zamanda geçiyor olduğunu ve buna artı olarak kesinlikle beni hayran bırakacak bir olay örgüsüyle yazıldığı da tahminlerim arasında güçlü olasılıklardı. Kitap boyunca gerçekten garip hislere boğuldum ve bunlardan en çoğu da öfkemi nasıl dile getireceğimi izah etmeyi düşünmek oldu. Okuyorum, okuyorum fakat içimde sinsi bir şey fırlayıp "benim beklediğim bu değildi" deyip moralimi bozup durdu. Kitaba Theo karakterinin annesiyle beraber ünlü bir müzeyi gezerken uğradıkları terör saldırısının sonucunda hayatta kalmasıyla annesiz yaşamına nasıl devam ettiğini okumakla başlıyoruz. Yazar en başlarda Theo'nun on üçlerinde yaşadığı bu acının üzüntüsünü o kadar güzel, detaylı, harika betimlemelerle süslü hislerle yazmış ki hayran kaldım. İlerledikçe Theo'nun çaresizliği sizi de içine çekiyor ve başka bir ailenin yanında sığıntı gibi yaşamasını büyük bir merakla okuyoruz. Onun bu sürekli kendini ezen tavırlarını okumak benim açımdan harika bir duygu yoğunluğuydu. Edindiği yüzük sayesinde Pippa ve Hobie tanışmasını okumakla güzel bir yolda ilerleyeceğini ısrarla düşünerek ilerde yaşayacaklarını zevkle tahmin ediyordum. Fakat ne zaman ki olay Theo'nun Las Vegas'a taşınmasına ve orada Boris ile aralarındaki dostluğun detaylı bir anlatımına geçti; ben de büyük bir şaşkınlığa uğradım. Çünkü benim istediğim detay bu değildi.
Evet, Boris karakteri Theo'nun hayatını geri dönülemez bir yola sokuyor fakat dostluklarına dair her şeyi inatla yazmak şart mıydı emin değilim. Genen olarak da Theo'nun çocukluğuna değinen kısma bu kadar uzun bir sayfa aralığı verilmesini manasız buldum. Boris ile arasında geçen gündelik olaylar, babasıyla yaşadıkları ve benzeri durumların çoğundan bazıları büyük beğenimi kazanabildi. Ve elbette bir de Theo'nun hayatıyla umarsızca oynayan bir tablo mevcut. Bu tablo gerçekten Theo'nun annesinin ölümünden sonraki hayatını yöneten tek piyon oluyor. Çoğu belaya, dönülmez yollara bu tablo yüzünden sapıyor. Bu yüzden tablo da ismi de kitap için böylesine önemli. Hislerimi daha açıklayıcı belirtmeyi amaçlarsam söyleyebileceğim en öz cümle; bir türlü kitabın içinde istediğim tutkuya şahit olamadım. Daha parçalayıcı, daha keskin olmasını diledim ama bir türlü yüzüme gülmedi. Theo'nun daha baskın bir karakter olmasını, deli gibi bir tutkusu varsa bunu o kişiye itiraf etmesini ve buna benzer kendini açıklamak konusunda hep ağır basmasını bekledim. Ama ne zaman ki kitap Boris'le tanıştığı zamanlarda bulaştığı içki ve uyuşturucu pisliğine bulandı, benim de beklentilerim balon olup uçtu. Çünkü bu girdap her seferinde beni de çaresizliğiyle yakıyor. Kitabın sonlarına doğru artık elimde sıkı sıkı tutacak kadar beni heyecana boğması son umudumdu.
Ama her yeni eklenen ve devam eden bölüm "kitabın bu kadar kalın olmasına anlam veremiyor olmama" yeni bir neden ekledi. Theo'nun Boris'e neden uyuşturucuyu bırakmadığını sorması karşısında verdiği cevapsa basitliğiyle insanı altında kalacağı türden ağırdı. Bir tablodan bahsediyorsak bu ana karakterin hayatını değiştirebilir. İlla da geçmişte değil, günümüzde geçen bir kurguya da sahip olabilir. Fakat bana sorarsanız bir tablo yüzünden bir sürü olay geçiyorsa bunlar daha açıklayıcı nedenlerle ortaya çıkmalı ya da girip çıkan karakterlerle aklımız bulanmamalı. Bir aşk geçiyorsa bu aşk hisleriyle beni yakmalı ve edindiği dostluğun samimiyetiyle beni vurmalı. Olay örgüsü öyle bir yere bağlanmalı ki ister kötü olup beni küfrettirecek raddeye gelsin; yine de içimde doldurup taşırdığı hislerle bir yandan çok hoşuma gittiğini itiraf ettirecek kadar güzel olmalı. Anlayacağınız Saka Kuşu layık olduğunu düşündüğüm beğeni hissini benden alamadı. Sizden alır mı bilemem ama bundan sonra yazara ait çevrilecek kitaplara ön yargıyla yaklaşacağımı inkar edemem.
Continue reading Saka Kuşu - Donna Tartt | Kitap Yorumu
,

Çöl Rüyası - Ayşe Ebru Tezcan | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Çöl Rüyası
Yazar. Ayşe Ebru Tezcan
Yayınevi: Dexpub
Sayfa Sayısı: 376
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
“Dünyaları versen beni satın alamazsın.” Dedi Serap. “Yerinde olsam bu kadar büyük konusmazdım.” Dedi Omar. Omar hiç reddedilmemisti, Serap hiç bu kadar asagılanmamıstı. Ama ask atesi, İstanbul Boğazı’ndan bedevi çöllerine... ikisini de yaktı.
Arka kapağının oldukça kendinden emin yazısından sonra kitaba karşı içim pır pır etmişti. Okumaya başladığım gibi dilinin güzel olmasıyla şaşırdım. Bariz klişeler vardı ama yazar en baştan beri bunları bir şekilde göze batmayacak halde kitaba iliştirdi. Bu benim kitapta en sevdiğim şey oldu çünkü yazar herhangi bir olayı uzatarak ya da rahatsız edecek şekilde yapay bulduğum cümlelerle kitabı süslememişti. İlk yarıya kadar kitabı çok beğendim çünkü Omar ve Serap arasında geçenler okumaktan keyif aldığım bir şekilde devam etti. Hatta bazı yerlerde beni güldürmeyi başardı. Özellikle de dansöz bölümünde Omar'ın verdiği tepki çok iyiydi. Kitapta arada sırada sırıtan olaysa Omar'la Serap'ın sürekli İngilizce konuşması ama ikidebir bunu Türkçe söyledi, bunu da Arapça söyledi şeklinde geçen satırların karışıklığıydı. İlk yarıdan sonra kitabı aynı heyecanla okuyamadım. Akıcı ama farksız geçti benim için. Bazı can alıcı olaylar oldu ve yazarın bunları anlatış şekli de gayet güzeldi. Anlayacağınız ben keyifle okudum ve eleştirebilecek çok bir şey bulamadım. İlk kitapta bu kadar şey yaşandıktan sonra ikinci kitap dolu dolu olmaz diyordum ama arka sayfasını okuyunca vazgeçtim. İkinci kitabı da elime geçtiği gibi okuyacağım umarım.
Continue reading Çöl Rüyası - Ayşe Ebru Tezcan | Kitap Yorumu

5 Ocak 2017

,

Poseidon Varisi - Anna Banks | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Poseidon Varisi
Orijinal Adı: Of Poseidon (#1)
Yazar: Anna Banks
Yayınevi: Dexpub
Goodreads Puanı: 4.05/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
HAYATININ AŞKINDAN VAZGEÇEBİLİR MİSİN?
Emma ile tanışana kadar, herhangi birini öpmek aklının ucundan bile geçmemişti. Son zamanlarda ise, dudaklarında onun dudaklarını hissetmekten başka bir şey düşünemiyordu.
Galen, balıklarla iletişim kurabilen bir kızı bulmak için karaya gönderilmiş bir Syrena prensiydi. Emma ile tanıştığında aralarında ikisini de sarsan, güçlü bir çekim oluştu.
Aradığı kız o olabilir miydi?
Onunla vakit geçirdikçe, Galen aradığı kızın o olduğunu anlamıştı. Ama onun yeteneklerinin farkına varmasını sağlayabilecek miydi? Ve de en önemlisi, ona karşı hislerini bastırabilecek miydi? Emma krallığının anahtarı olabilirdi
ama kalbinin anahtarı olması mümkün değildi.
Çıktığı zaman kapağı ve baskısıyla çok ilgimi çekmişti. Elime geçtiği gibi de öncelik vererek büyük bir şevkle okumaya başladım ve tahmin etmediğim bir şekilde hayal kırıklığına uğradım. Kitabın konusu gerçekten çok güzel ve farklı fakat yazarın kalemi ve buna ek olarak çevirinin yer yer kötü olmasıyla beraber gözümde sınıfta kalan bir kitap oldu. Üç kitaptan oluşan serinini ilk kitabı olan Poseiodon Varisi en sevmediğim durumlardan birine; sanki tüm çözülmesi gereken olayları ve heyecanı öteki iki kitapta patlayacakmış gibi ilk kitabın gündelik yaşamdan ve kızla erkek arasında filizlenen bütün klasik klişeleri hiçbir farklılık yaratmadan tıpatıpında olduğu gibi harika bir iticilikle işleyen bir aşktan farkı yoktu. Baş karakterimiz Emma denen kızın da güçlü bir karakteri veya yazarın kalemiyle beraber onun hislerindeki duygu yoğunluğunu bize geçirmesi sayesinde sevebileceğimiz bir kız değildi.
Kitaptaki çeviri konusunda en saçma bulduğum kelime elbette ve elbette; "Amanallahımyarabbim" tepkisiydi. İngilizceden türkçeye çevrilen bir kitapta bunu şayet dalga maiyetinde koydulursa daha üzücü elbette. Aynı şekilde kendi gençlik dilimizde kullandığımız kelimelere bolca değinilmesini de gereksiz buldum. Anlayacağınız çeviri tadında değil de, yeni Türk bir yazarın yazdığı fantastik roman tadındaydı. Emma'nın annesi olan karakter o kadar saçma, o kadar yersiz bir insandı ki şaşırarak okudum. Verdiği tepkiler, kızına olan gereksiz korumacı tavırları sıkılmamı sağladı. Romantizm açısından ve karakterlerin arasında geçen olaylar akabinde harika olmasa da akıcı okunabilecek kadar güzeldi. Bunların dışında kitapta bir farklılık, can alıcı bir güzellik bulamadım. En çok beğendiğim kısmı ise sonuydu çünkü gerçekten "hadi be" dedirten tık kısım orasıydı. Sırf olayların gidişatını merak ettiğim için sıradaki kitabı ufak bir heyecanla bekliyorum.
Continue reading Poseidon Varisi - Anna Banks | Kitap Yorumu

3 Ocak 2017

,

Kendine ait Bir Oda - Virginia Wolf | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kendine Ait Bir Oda
Orijinla Adı: A Room of One's Own
Yazar: Virginia Wolf
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 136
Goodreads Puanı:4.08/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
"Yapabileceklerim, sizlere önemsiz sayılabilecek
bir noktada fikir sunmakla sınırlıydı; eğer kurmaca bir
metin yazmak istiyorsa, bir kadının parası ve kendine ait
bir odası olmalıydı."
Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un yazdıkları arasında yazıldığı dönemi en iyi yansıtan ve en akılda kalıcı kitaplardan biridir. Yazıldığı dönemin ve hatta öncesinin “kadın” algısını mükemmel bir şekilde resmeden Woolf, tek özellikleri “kadın olmamak” olan erkeklere kalemini hiç sakınmadan savurur.
Ünlü klasik yazarlarından ilk defa okumak için bu ay Virginia Woolf'u seçmiştim. Ve uzun zamandır kalemi hakkında övgülere şahit olduğum için zannımca en ünlü eseri olan Kendimize Ait Bir Oda kitabıyla başladım. Fakat kitabın deneme türüne hitap ettiğini bilmiyordum. Bu kitapla beraber klasik ve ağır anlatıma sahip kitaplarda kurgu olmadığı müddetçe en azından iki sene için deneme okumayı düşünmüyorum. Denemeye hitap eden bu kitabı okurken de o kadar daraldım ki önce kendime kızdım ve elbette bir ara beğenmek zorunda olma hissiyatına büründüm fakat sonrasında bu düşünceden silkelendim çünkü herkesin övmesi benim bir kitabı beğenmek zorunluluğa girmemi sağlamamalı. Bu yüzden okudukça kafamı karıştırmaya ve beni sıkmaya devam etti. Bir ara kitabı beğenecek gibi oldum fakat en ufak bir konuya değindiğinde bile oradan oraya atlaması bana en çok boğucu gelen kısmıydı. Bu yüzden sürekli aynı satırları tekrar okuma isteği içimde yeşerdi ve bu da kitabı çok da isteyerek okumanın yanı sıra elimde biraz sürünmesini sağladı. Baştan sona kadın bir yazarın feminizm; kadın erkek eşitliği hakkında düşünlerini ileri savunmasıyla geçti. Fakat ben yazarın bahsettiği zamana dair o kadar çok tarihi roman okudum ki; değindiği zaman diliminde kadınların yazarlık ve benzeri durumlarda yaşadığı sorunlara dair hiçbir satırda büyük bir duygu yoğunluğuna girip şaşkınlığa uğramadım. Çok uzun paragraflar olması da gözlerimin yorulmasını sağladı. İçindeki alıntılar yer yer elbette çok güzeldi ama çoğunluğu bakımından sevemedim. Büyük beğeni kazanan klasikler arasında bana hitap etmediğini kesin bir dille söyleyebileceğim ikinci kitap oldu. Açıkçası genel kitlenin çok sevdiği kitapları gerçekten beğenmek isteyerek okuyorum fakat aksi olduğu zaman; önce ısrarla beğenmek istemeye devam edip, en sonunda herkesin zevki farklı olabilir diyerek haliyle vazgeçiyorum. Anlayacağınız Virginia Wolf ne yazık ki bana hitap eden bir yazar olmadı. Yazara dair elimde Deniz Feneri kitabı da mevcut. Gün geçer de gerçekten merak edersem belki elime alabilirim diyerek yorumdan ziyade baya içimi döktüğüm bu yazıyı da sonlandırıyorum.
Continue reading Kendine ait Bir Oda - Virginia Wolf | Kitap Yorumu

25 Aralık 2016

,

Güzelleştiğim O Yaz - Jenny Han | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Güzelleştiğim O Yaz
Orijinal Adı: The Summer I Turned Pretty (Summer #1)
Yazar: Jenny Han
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı:
Goodreads Puanı: 3.96/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
Güzellik bazı yazların kaderinde var.
HER ŞEY BU YAZ OLDU.
VE ONDAN ÖNCEKİ BÜTÜN YAZLAR,
BU YAZ İÇİN VARDI.
Belly, her sene okullar kapanınca, hayatının bütün yazlarını geçirdiği aile dostlarının evine gelir ve kendini müthiş bir tatilin kollarına atar. Annesinin en yakın arkadaşı Susannah ile samimi sohbetler, geceleri onu bekleyen havuz eğlenceleri, nefis bir kumsal ve vazgeçemediği iki genç adam... Belly’nin kendini bildi bileli âşık olduğu ulaşılmaz Conrad ve genç kızı gerçekten ciddiye alan tek kişi, arkadaş canlısı Jeremiah.
Ama bu yıl başından beri bir şeyler farklı.
Herkes Belly’yi ilk kez fark etmiş gibi.
Harika bir yaz olacak.
Belly’nin asla unutamayacağı bir yaz...
Jenny Han'ın kalemini daha önce okumuş biri olarak kitaplarını bazen çok güzel bir çizgide, bazen de insafsızca klişeye batırdığına şahit olmuştum. Bu kitabını da çoğu bakımdan eksik buldum ve tahmin ettiğim seviyede beğenemedim. Belly denen kızımız her yaz ailecek annesinin en yakın arkadaşı olan Susannah'ın yazlığına gider. Susannah'ın da eşit derecede çekici sayılabilecek iki oğlu vardır. Belly ise on iki yaşından beri Condrad'a takıktık ama Jeremiah için de tam anlamıyla abi hisleri beslediği söylenemez. Öncelikle burada bir stop diyelim. Sevgili yazar; kızın aklını bulandıran kişileri niye kardeş yapıyorsun? Bu sorun kitapta en sinirlendiğim şey oldu ki; seri olduğunu öğrenip diğer iki kitabın konusunu güzel bir spoi yiyeceğimi bilerek okuduğumda bu öfkem ikiye katlandı. Kitabın ana kurgusuna bakarsak pek bir orjinalliği yoktu. Anlatım tarzı bakımdan tatlı ve eğlenceliydi. Hatta bir yerde neredeyse gözlerimi doldurabilecek kadar dokunaklı olmayı başarıyordu ama bunun dışında kesinlikle fazla sadeydi.
Özellikle de yazarın bölümleri bu kadar kısa tutması yine öfkelenmemi sağladı. Tam iki karakter arasında uzun bir diyalog konuşması beklerken bölümün kesileceğine dair bana göz kırpan kalın yeni bölüm yazısını görmekten gına geldi. Bir bölüme otuz sayfa koysan elbette daralırdım ama en fazla sekiz sayfa uzunluğundaki bölümler sayesinde kitap gözümde kesinlikle dolu dolu değildi. Benny ise Condrad'a dediği halde asıl kendisi pek bir ayrangönüllüydü. Aynı hikayenin devamı olan diğer iki kitapta daha da kararsız kalıp saçma yollara sapacağından kuşkum yok. Kitaptaki ortam ve yaz havası da çok güzeldi. Ayrıca okumaya devam etmek açısından sıkıcı olmayan elde akan türdendi. Fakat bunların dışında devam etmesem de olur diyebileceğim sade ve aşk üçgeninin iki erkek kardeşi kaplamasıyla rahatsız edici bulduğum bir kitap oldu. Lafın kısası okumasanız da çok bir şey kaybetmezsiniz.
Continue reading Güzelleştiğim O Yaz - Jenny Han | Kitap Yorumu
,

Karantina - Beyza Alkoç | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Karantina
Yazar: Beyza Alkoç
Yayınevi: İndigo
Sayfa Sayısı: 448
Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Yıldızları görebilmek için duvarları arasında yaşadığımız evimizden vazgeçtik. sadece bedenlerimizi değil, ruhlarımızı da karantinaya aldılar. Ne bu karantinadan çıkabiliyoruz, ne de birbirimizden ayrılabiliyoruz. Bundan sonraki tek savaşımız bu karantinadan kurtulmak. Kurtulduğumuzda da birlikte olacağız, ama özgür Savaş bitti, ve biz sağ kaldık. Savaş bitti, ve biz hâlâ ayaktayız.
Zeynep, yeni okuluna başladığı ilk gün kendini bir felaketin ortasında bulmuştu. Salgın bir hastalık nedeniyle okulu karantinaya alınmış, akşamında ise kendini okulun karanlık koridorlarında bir kız öğrencinin cesedinin başında bulmuştu. Üstelik yalnız değildi, onlar da yanındaydı; mahşerin diğer üç atlısı. Bu, yalnızca bedenleri değil ruhları da karantinaya alınmış dört kişinin hikâyesi.
Bu, onların özgürlüklerine ulaşmak için yaşadıkları esaretin hikâyesi. Bu, birbirlerinin her şeyi haline gelen, gökyüzündeki son yıldız yanıp kül oluncaya kadar birlikte olacaklarına söz veren dört arkadaşın hikâyesi. Bu, mahşerin dört atlısının hikâyesi. Şimdi, bizimle misiniz?
Kitapları asla yarım bırakmayan bir insan olarak ne olursa olsun kitabın son satırını görmeyi her daim amaçlarım. Ve ilk defa bu yarıda bırakma hissi o kadar ağır bastı ki; sonuna kadar nasıl okuyacağım diye kara kara düşündüm. Fakat aynı şekilde ilk defa sabredip kitaba devam ettiğim için kendimi kutladım çünkü kitap gerçekten gittikçe güzelleşti. İlk yarıya kadar sabredecek kadar büyük bir hisle kitaba devam etmem öfkemi ikiye katladı ama söylediğim gibi ardından kitabı çok beğendim. Hatta son yüz elli sayfasını ciddi anlamda beğendim. Öncelikle elbette her zaman olduğu gibi kitapta eleştirebilecek bir sürü detay buldum. Bu sefer bunları ısrarla uzun uzun anlatmamak yerine aklıma gelenlerden beni en çok rahatsız edenleri dile getireceğim. İlk olarak kitabın kurgusunda ciddi hatalar vardı. Hatta ilk başlarda "kurgu" denen bir şey kesinlikle yoktu çünkü bölümler resmen günlük hayatın sadeliği ve basit akışıyla doluydu. Yazarın telefon kullanımını bu kadar bariz yazarak "whattsap" grubu bile oluşturması ısrarla gözüme giren en büyük sorundu. Bu uygulamanın uzunca kitapta tutulması bazı konular gereğince saçma değildi ama her ne olursa olsun kitap olmuş bir eser olarak baktığımızda telefon mesajlaşmalarına uzunca yer vermenin savunulur bir tarafı yoktu.
Zeynep denen karakter dibine kadar klişeydi. Onur desen aynı şekilde kötü çocuk havalarında artık görmekten gına gelen tiplerdendi. Aralarındaki aşkın filizlenmesi ya da herhangi bir olayın gerçekleşmesi ne kadar okunur ve göze güzel gelse de yazarın ısrarla "Ben Zeynep Akay'dım, o Onur Zorlu"ydu cümlesini okumaktan gözlerim kanadı artık. Bu tür vurguları gereksiz bulan biri olarak bu tür cümlelerin benzerlerine de ısrarla yer verilmişti. Kitapta bazı mantık hataları da üstünden geçilmişti. Anlayacağınız kitabın ilk yarısını okumak benim için ufak bir işkence gibiydi. Fakat daha sonrasında tahmin edemediğim bir şekilde güzelleşti. Kurgusu mantıklı ve heyecan verici bir şekilde yol aldı. Zeynep'in paragraflarca süren gereksiz iç sesini duymamız da azalmaya başladı. Ve en güzel kısımlardan biri de yazarın başarıyla Onur'un katil olup olmadığını bize bile merak ettirtecek kadar heyecanla okutmasıydı. Bir diğer en güzel kısmı da espri anlayışıydı. İlk başlarda çok zorlama espriler vardı ve sürekli bu tip cümleler mevcuttu. Ama sonrasında Mert'in yaptığı espriler ve Mert ile Burak arasında geçen diyaloglar beni ciddi sesli güldürdü. Mizah anlayışı bazı kısımlarda en beğendiğim şeydi. Ayrıca kitap ilerledikçe karakterler daha mantıklı ve olgun davranmaya başladı. Bunların dışında kitabın sonlarını gerçekten çok beğendim. Son yüz elli sayfa büyük beğenimi kazandı ama ilk yarıda bu kadar zorla okuttuğu için puanımı kırmak durumundayım. İçtenlikle söyleyebilirim ki; okumanızı öneririm. Evet, biraz sabretmeniz gerekiyor ama inanın gitgide güzelleşiyor. İkinci kitabı da çok merak ediyorum. Umarım yazar dilini daha da geliştirerek bize heyecanlı bir devam kitabı sunar.
Continue reading Karantina - Beyza Alkoç | Kitap Yorumu

4 Aralık 2016

,

Sonat - Işılsı Gültekin | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sonat
Yazar: Işılsı Gültekin
Yayınevi: Müptela
Sayfa Sayısı: 458
Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
"Pençelerini çıkarmış bir tilki, Aslan'ın karşısında ne kadar şansı olduğunu düşünüyor?"
Hazar ve Hazan... İsimlerinin arasındaki farklı olan tek harf, hayatlarını iki yaka gibi ayıran bir köprüydü; üzerinden geçen onlarca insanın suların derinliğini görmeyen binlerce gözüne şahitlik etmiş.
İkisinin dalgası aynı müziğin notasında çarpıştı.
Adam bir suçun tehlike çanlarını fısıldarken, kadın onun bileklerine kapanan kelepçenin sesi gibiydi. Ona tutundu. Kızıl saçların dolandığı bileklerde çiçekler açtı.
Mavi güller, kadının kulaklarına adamın sözlerini fısıldadı: “İmkansız, ulaşılmaz, eşsiz...”
Tahmin ettiğimden daha çok beğendim ama istediğim kadar beğenemedim. Kitap boyunca anlatım tarzında, repliklerinde, karakterlerinde hem çokça beğenemediğim unsur, hem de çokça beğendiğim kısımlar vardı. Öncelikle şunu içtenlikle belirtmek istiyorum ki; kitabın yazarı gerçekten güzel, detaylı, farklı ve okuyucuya samimi hisler geçirmeyi büyük bir istekle geçirmeye çabalamış. Bunu hem okuduğu kitaplardan alıntıları kendi hikayesindeki satırlarda pekiştirmesiyle, hem de değişik bir hikaye sunma gayretinden anlayabiliyorum fakat alıntılar ve bazı büyük beğenimi kazanan kısımlar haricinde bu farklılık bana ne kadar geçebildi diye sorarsanız yanıtım çok olumlu olmayacak. Kitabı ilk baştan ele alırsak en çok kafamı karıştıran Hazan ve Hazar'ın isimlerinin bu kadar çok tıpatıp olmasıydı. Sanki bu ikilinin karmaşık isimleri yeterince çok geçmiyormuş gibi yazarın bir anda Hazan'ın arkadaş listesini ve sınıftakilerin isimlerini üst üste yazması iyice kafamı bulandırdı. Keşke erkek ve kız karakterlerin isimleri bu kadar benzemeseydi. Estetik açıdan çok hoş durmuş olabilir ama bu benzerlik yazarın da hatalar yapmasını sağlamış. En büyük ve beni en çok rahatsız eden örneği; Hazan ve Hazar'ın isimlerinin geçtiği bir satırda pat diye Hazar'dan çocuk diye bahsedilmesiydi. Bu çocuk öznesi bence kesinlikle sadece Hazar'ın ismini öğrenmeyene kadar kullanılabilirdi ya da kız ve çocuk şeklinde çift olarak. Yazılım tarzında diğer büyük hatalardan biri de Hazan'a ait bir konuşma cümlesinin sonunda başka bir karakterin tepkisini okumamızdı. Bir diğeri de Hazan'a ait bir paragrafta pat diye olayları Hazar'ın bakış açısından okumamızdı. Konuşma satırları arasında çok fazla kısa cümleler vardı ve kabullenilmeli ki çok da derin ve okuyucuyu şaşırtan betimlemelere sahip değildi. Zorlama ya da değil bir şekilde az da olsa ağdalı cümleler kitabı daha güzel kılabilirdi ve elbette benim de daha çok satırı işaretlememi sağlayabilirdi.
Kitabı ilk okumaya başladığımda karakterlerin tepkileri karşısında doğal bir tavırla argo kullanmalarını samimi bulmuştum. Fakat bir zamandan sonra asla sansürlenmeyen bu kadar çok küfür içermesi beni rahatsız etmeye başladı. Sonuçta bu tür kitapların hangi yaş aralığına daha çok hitap ettiğini biliyoruz. Ayrıca kitaplarda bazı şeyler o kadar derine girmeden üstünden anlatımla da üsturuplu yazılabileceği için yazarın ısrarla bu küfürlere devam etmesi çok rahatsız edici olmaya başladı. Elbette erkekler kendi aralarında sürekli böyle konuşabilirler ama bunu devamlı olarak önümüze koymamak da yine yazarın elindeydi. Yakınlaşma sahneleri bakımından da yine belirli bir yaşa hitap ettiğini düşünüyorum. İkili arasında geçenler yüzünden değil, argo ve diğer lafların içeriğinin altında yatanın pis olması bakımından. Ama beni en bariz rahatsız eden tabii ki sürekli devam eden çilli, saç, koku ve tilki olayıydı. Bu kelimeleri ne kadar okuduk saymadım ama bir zamandan sonra çokluğu sayesinde göz devirmeye başladım çünkü ne olursa olsun iki cümlede bir "tilki" kelimesi görmek beni ifrit etti. Bunlara daha çok dikkat edilseydi ve gözüme batmasaydı çok memnun olurdum. Hazar da Hazan da rahatça kabul edilebilecek bir şekilde klişe karakterlerdi. Hazan'ın daha güçlü olmasını beklerdim ama "ağlamaktan nefret ederim" diyen bir kızın sürekli ve ısrarla her şeye ağlaması aslında yazarın kitabın başında karakter tanıtımlarında yazdığı cümlelerin gerçekliğini çok da umursamadığını kanıtlıyordu.
Ayrıca daha önce intihar etmekten hiç bahsetmeyen ve asla ölmek istemeyen bir kızın, bir olay sonucu "bıraksaydın da ölseydim" gibi gereksiz laflar söylemesi çokça geçti. Aynı bunun gibi örnek verebileceğim keşke eklenmeseydi, ne gerek vardı diyebileceğim kitabın tadını kaçıran alakasız olaylar da sürekli öne çıkıp sırıtıp durdu. Hazar desen tipik bir kötü erkek modeliydi. Davranışları ve konuşması kesinlikle kendini sıyıracak türden değildi. Kitapla ilgili beğendiğim kısımları araya koyarak sonu hakkında düşündüklerimi de ardından ekleyeceğim. Beğendiğim en bariz kısım müziğin ve alıntıların bu kadar güzel eklenmesiydi. Bu tadı yazar çok güzel verebilmişti. Ayrıca hikayenin gidişatını ve ikili arasında doğacak hisleri merakla okudum. Nedenini tam çözemesem de kitaba çokça değer verdim; öyle ki okurken arada bir kitabı sadece bir kere okuyabileceğimi ve satırları bir kere okumakla hafızama kazıyacağımı bildiğim bir his heyecanlanmamı sağladı. Hatta bu his öyle güzel gitti ki sonunu beğenseydim kesinlikle daha yüksek bir puan verirdim. Kitabı çok daha beğenebilirdim ama bazı olayları öyle saçma buldum ki elimde olmadan üzülürek beğenim azaldı. Sevdiğim kısımlardan birisi de ilk başta lisede geçen olayların doğallığıydı. Bunun dışında da her ne kadar klişe olsalar da karakterleri de sevdirmeyi başaran bir kitaptı. Daha doğrusu bazı hareketleri sonucunda dudaklarınızdan bir tebessüm çalabilmeyi başarabilen türdendi. İkili arasında atışmaların sırıtmamı sağladığı da oldu. Kitabın sonuna gelirsek gerçekten gereksizdi. Kitapta öyle şeyler gördük ki bunu da atlatabilirlerdi. Yazarın imkansız aşkı yansıtmasını beğendim çünkü saçma nedenlere dayanmıyordu. Ama sonunu ciddi anlamda beğenemedim. Sonsöz kısmını okurken içime ağır bir hüzün yayıldı fakat son olayların karışıklığı ve kesinlikle hak etmediğini düşündüğüm o sonu okurken öfkelenemedim bile. Ve elbette gözlerim yaşlarla da dolmadı. Aslında kitaplara çok kolay ağlayan birisiyim ama duygu yoğunluğu final kısmında satırlarla bana geçmeyi başaramadı.
Genel olarak bakıldığında beğenerek okuduğumu itiraf etmeliyim ama hayır, tam istediğim tadı alamadım. Yazarın farklı bir şeyler yazmak için uğraştığı çok ortada ama bazı yerler de öyle kötü gitti ki üzüldüm. Samimiyetini de beğendim ama gözüme batan onca şey varken bayıldım diyemem. Olay gidişatı olarak sonuna doğru giden kısım haricinde kesinlikle saçma diyemem çünkü çoğu şey pat diye olmak yerine güzelce uzatılmıştı. Beklediğim gibi ağır aksiyon arka planlı bir kitaptı ve bu olayların gidişatı beni heyecanlandırmayı başardı. Türk romanlarında o aksiyon hissi hep bana fazla yapmacık geliyor ama bu kitapta o hisse çok kapılmadım. Londra, Rusya, İzmir, İstanbul gibi gezdikleri yerlere ve Hazar'ın rus geçmişine de çok hoş değinilmişti. Fakat beğendiğim kısımlarla beğenmediklerimi toplayınca canı gönülden ısrarla öneremiyorum. Unutmadan içindeki çizimler gerçekten harikaydı. Kitabı en ufak merak ediyorsanız almanızı öneririm çünkü karşılaştırabileceğiniz kitaplara göre herkese farklı hisler yaşatmayı başarabilecek tatta bir roman. Kitabı kelimelere bölsem şöyle olurdu; samimi, hoş, karışık, aşkı hiç tatmadığım farklılıkta olmayan, enstürmanla bezenmiş, bol şiirli ve kızıl saçlarla sarı hareli gözlerle dolu. Ne kadar detaylı eleştirsem de kitabı düşündüğümde aklımda ısrarla güzel düşünceler havaya zıpladığı için çok fazla puan kırmıyorum. Merak eden herkese keyifli okumalar diliyorum.
Continue reading Sonat - Işılsı Gültekin | Kitap Yorumu