izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2019

,

Film Köşemden Öneriler #5

Game of Thrones'un berbat ötesi final bölümünü henüz sindiremeyen Betül'den selamlar! Son zamanlarda izlediğim filmlerden ufak bir öneri listesi oluşturmak istiyordum ve daha önce de dört adet yazı yazdığım film öneri köşeme bir yenisini eklemeye karar verdim. Önceki listelerimi inceledim de daha çok herkesin bildiği ve beğendiği filmleri önermişim. Bu sefer çoğunuzun adını bile duymadığı, daha uçta kıyıda kalmış muhtemeşem filmleri önermeye çalışacağım. Ayrıca bu filmler belki de benim birkaç sene önce hiçbir şey anlamayıp kenara çekilebileceğim filmlerdi, fakat artık ufkumun da gelişmesiyle birlikte hem kitap hem film olarak bu dallarda bakış açımın biraz daha geniş bir yelpazeye ve beğeni seviyesine sahip olduğunu söyleyebilirim. O halde lafı uzatmadan son zamanlarda izlediğim ve ufkumu açan hatta sınırlarımı oldukça zorlayan birkaç filmi size de önermek istiyorum.

1. Girl (2018)
Belçika - Hollanda ortak yapımı olan bu ödüllü filmimiz erkek bedeniyle doğup bir kadına dönüşme isteğiyle hayatını değiştirecek büyük kararları alan ve en büyük hayali olan dansçılığı gerçekleştirmeye çalışan azimli bir genç kızın hikayesi. Dürüst olmam gerekirse ben filmi önyargılarımı yıkmak için izledim ve gerçekten ağzımın payını aldım. Film tek kelimeyle empatinizi ayağa kaldırıyor. Başrol oyuncusu olan Victor Polster'in oyunculuğu muazzam ötesiydi. İçinde hissettiği her duyguyu, ağzından dökülen her kelimeyi seyirciyi tam anlamıyla muhteşem geçiriyor. Filme baştan sona bayıldım fakat son kısımlarda hiç beklemediğim bir hareket karşısında gözyaşlarına boğuldum. Bana oldukça dokunan bir film oldu. Bence bir başyapıt olarak bile nitelendirilebilir, gerçekten ayakta alkışlamak istedim.
2. Us And Them (2018)
Bir cuma akşamı Netflix'de gezerkene bu filmi gözüme kestirerek izlemeye karar verdim. Oyunculardan da başroldeki kızımızı Alıç Ağacının Altında filminden tanıdığım için gözüm kapalı izlemeye başladım. Öncelikle çok uzun bir film, iki saati aşan bir süresi vardı fakat ben filmde gerçekten zerre sıkılmadım. Filmde karakterleri iki ayrı zaman diliminde görüyoruz. Bir yandan geçmişteki halleri ki o zamanları renkli izlerken, şimdiki hallerini siyah beyaz bir görüntüyle izliyoruz. Çok iyi arkadaş olarak başladıkları ilişkilerine zamanla birbirlerine aşık olarak, her daim aynı yolda yürümeye çalışarak devam etmeye çalışan iki gencin hem ailevi olaylarını, hem birbirlerine hislerini hem de pişmanlıklarını en derinden izliyoruz ve hissediyoruz. Bana sorarsanız Çin sinemasındaki en iyi romantik-dram türünde izlediğim filmdi. Filmin sonunda ben yine gözlerimden yaşları tutamadım çünkü uzun bir süre kesintisiz izledim ve açıkçası romantik olmasına rağmen çok dikkatli izledim ve anlamadan filme çok bağlandım. Bitişine doğru film yavaş yavaş sona erirken ben de yavaş yavaş ağlamaya devam ettim. Gerçekten çok güzel bir romantik-dram filmiydi. Kesinlikle önerilerim arasında..

3. Dogthooth (2009)
Evet, sırada bir tık daha sınırları zorlayacak bir film var. Köpek Dişi filmini ben senelerdir izlemek istiyordum ama asla cesaret edemiyordum. Bir şekilde filmden sürekli olumsuz bir tepkime alıp kendimi uzak tuttum. İyi ki öyle yapmışım yoksa filmi ilk indirdiğimde izleseydim filme yazık etmiş olacağımı düşünüyorum. Yunan sinemasından ilk filmim olabilir ve bu filmi Yunan sınırına çok yakın bir yerde bulunurken izlemem de ayrı bir tezattı.. Filmi genel olarak rahatsız edici irrite hisleriyle izliyorsunuz ama bir yandan da oluşturulan düzen sayesinde ağzınız açık kalıyor. Sonunda insanın doğası yine ortaya çıkıyor ve ben böylece filme gerçekten hayran kalıyorum. Çok derin incelemelerini okuduğumda filmi çok daha beğendim. Sizlere sınırlarınızı zorlatacak ve yaşadığımız dünyadaki kuralları sorgulatacak bu film için çok keyifli olmasa da iyi seyirler dilerim..
4. I Killed My Mother (2009)
Bu listede sizi iki tane Xavier Dolan filmi bekliyor çünkü diğer filmini de başka bir liste yazana kadar bekletemem. İlk defa Mommy filmiyle tanıştığım sonrasında Tom Çiftlikte filmiyle gitgide hayran kaldığım muhteşem çocuk Dolan'dan kendisine ait ilk yapımlardan birini izleyebildim. Yine senaryoyu kendi yazıyor ve yönetiyor. Bize de oradan oraya savrulan hislerle izlemek kalıyor. Mommy'den tanıdığımız başrol oyuncusunu da koluna takmış seyrine doyum olmaz bir dram filmi çekmiş. Ergenlik dönemizi çoktan atlatmış olabilirsiniz ama sonuçta hepimiz bir ebeveyn adayıyız. Bu filmi bence ebeveyn olmak isteyen herkesin izlemesi gerekir ve tabii sinema severlerin hemen üzerine atlaması..
5. Tokyo Godfathers (2003)
Son yıllarda daha çok üzerinde durduğum anime manga sevdamdan sizlere nacizane bir öneride bulunmak istedim. Benim dolanıp durduğum imdb öneri listelerinde hep önüme çıkan ama hep ertelediğim bir yapımdı. Nihayet izlediğimdeyse sahneleri tekrar tekrar izlediğim için filmi bir seferde iki kere izlemiş kadar oldum. Sıcacık bir hikayeye, harika bir mizah anlayışına ve muhtemeşem karakterlere sahip bu animasyonu bence şimdiye kadar izlemeyen herkes farkında olmadan pişman.. Daha fazla uzatmadan kesinlikle önerimdir. Sanırım yakın zamanda tekrar izleyeceğim. Bazı sahnelerini hatırladım da şu anda çok canım çekti izlemek :)
6. Juste La Fin Du Monde (2016)
Bu filmi ben ilk çıktığı zaman hakkında hangi yoruma rastladım, hiçbir fikrim yok ama bir şekilde indirdim, hatta indirme tamamlanınca şöyle bir göz gezdirdim fakat filmi açıp baştan sona izlemedim. Hatta sonradan filmi hangi akla hizmetse sildim. Son zamanlarda birkaç kez karşıma çıkmaya başladı, önce o indirip sildiğim film olduğunu hatırlamadım. Hatta ben filmi izlemeye karar verdiğimde Xavier Dolan'ın filmi olduğuna bile dikkat etmemiştim. Her neyse bir gece yarısı filmi izlemeye başladım, ufak da bir beklentim var. Herkes son sahnenin çok dram yüklü olduğundan bahsetmiş yorumlarda. Böylece ben de güzel bir merak duygusuyla izlemeye devam ettim. Daha yarıya gelmeden filme tutuldum tabii ki. Ailedeki çarpık, soğuk ilişkinin sadece sözlerden değil, bakışlarla bile içinize aktığını söyleyebilirim. Filmde Lea Seydoux'un karakterini kendimle çok fazla özdeştirdim. Her şeye hızlı parlaması, sonra çabuk affetmesi tıpkı beni yansıtıyordu. Böyle olunca bu kıza ne zaman bir şeyler dokunsa zoruna gitse bana da bir şeyler olmaya başladı. Film baştan sona benim için bir başyapıttı. Bu abartıyı dile getiriyorum çünkü filmi bitirdikten sonra duygulandığım duygulanmadığım sahneleri tekrar tekrar izledim ve bir aile dramının bundan daha iyi aktarılamayacağını düşünmeye başladım. Filmin sonlarına yaklaşmadan bendeki beğeni arşa çıkmıştı zaten, final sahnesine geldiğimizde kendimi tutamadım. Bıraksalar hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım. Yalnızca bir veda sahnesiydi, ama karakterlerin gözlerinden okunan o hüzün, kesik kesik konuşmalar beni mahvetti. Film bitti ve ben uzun bir süre ost parçalarını dinleyerek ağlamaya devam ettim. Film tam anlamıyla kalbime çok ince ama iğne gibi batan bir dokunuş yaptı. Filmi izlerken Xavier Dolan'dan bir şeyler izlediğinizi en iyi şarkıların kullanımından anlıyorsunuz. Hele son sahnedeki zeminin üzerindeki kuşun göğüs çırpınışları meğer orijinal şarkıda olan bir sesmiş. Sen orijinal ost parçasını değiştirme, öyle anlam dolu bir kuş sahnesi koy. Bu zekayı alnından öpmek istiyorum. Dolan'ın sıradaki filmi The Death and Life of John F. Donovan filmini ne kadar merak ettiğimi keşke bir bilseniz.. Son olarak izlemeyen çok şey kaçırır. Seneler sonra hafızamdan film yavaş yavaş silineceği için tekrar aynı hislerle izleyecek olmaktan büyük kıvanç duyacağım..

7. Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)
Evet, sizler için belki de çok bilindik ama benim için sinemaya bakış açımı değiştirmemde en büyük payı olan yönetmenlerden biri Nuri Bilge Ceylan. Sinemasına ilk olarak geçen yaz izlediğim Ahlat Ağacı filmiyle atıldım, sonrasında Kış Uykusu'nu izleyerek hayran kaldım ve en son da Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle beğenimin büyüklüğü günden güne artıyor adeta.. Kitap zevkimi değiştiren, geliştiren bazı kitaplar varsa film zevkimi de geliştiren bir film olarak Ahlat Ağacı'nı ve yönetmenin diğer filmlerini söyleyebilirim. Eğer hala izlemediyseniz ve en ufak bir önyargınız bile varsa gerçekten bu ülkeyi en güzel şekilde temsil eden ve insanını bu kadar çeşitli ve çıplaklığıyla gösteren filmlerinin hepsini ağzım açık bayılarak izledim. Adeta bir el sanki ruhumu okşuyordu izlerken. Rica ederim izleyiniz..



8. Ce Que Le Jour Doit A La Nuit (2012)
Filmi izleyeli biraz oluyor o yüzden hakkında çok net bir şeyler yazamayacak olsam da yine bir şekilde adını sanını bulduğum ve merak edip izlediğim bir film olmuştu. Torrent izlemenin gafletine düşerek sanırım Farsça dublaj izlemiştim fakat bu dublaj o kadar iyiydi ki uzun süre sanki aslında Fransızca konuşmuyorlarmış gibi filmi izlemeye devam etmiştim. Gerçekten farklı bir öyküsü, çok güzel bir işlenişi ve harika bir final sahnesine sahip aklımda yerini edinen romantik-dram türünde bir Fransız filmi oldu. Özellikle bana kazandırdığı Idir - A Vava Inouva parçası sağolsun o bile yeter. Farklı bir film arayanlar için güzel bir tavsiye olduğunu düşünerek bu listenin kıyı köşesine sıkıştırmak istedim.

9. Manbiki Kazoku (2013)
Arakçılar ismiyle Türkiye'de vizyona giren ve Cannes ödüllü bu Japon filmini afişiyle hemen gözüme kestirmiştim. Hatta şöyle olmuştu ki; tam da Roma filmini izledikten sonra sinemalar.com sitesinde vizyondaki filmler arasında görmüştüm. Roma filminin afişi kumsalda geçiyor, Arakçılar'ın da afişini kumsal temalı görünce hemen izlemek istemiştim. uzun süre film nete düşmedi tabii ki ama ben hep aklımın bir köşesinde bekletiyordum ve nihayet izleyebildim. Aslında çok sıradan yaşıyormuş gibi görünen Japon bir ailenin etrafında şekillenen filmde sokakta buldukları sahipsiz küçük bir kızı genellikle çalarak geçindirdikleri ailelerine katmalarına tanıklık ediyoruz. Bu süreçte ailenin küçük kızı benimsemesi, küçük kızın üvey abisinden bakkallardan bir şeyler çalmaya dair taktikleri öğrenmesi ve büyükanneden diğer aile fertlerine kadar yaşamlarını izlerken bir zaman sonra ailenin asıl iç yüzü ortaya çıkıyor. Aslında çok da masum olmayan aile üyelerinin geçmişleri ve şu anda kurdukları ailenin alt yapısı ortaya çıkınca ipler kopuyor. Aile kavramını, iyi bir ebeveyn olmayı sorgulatan ve bunu gerçekten çizgisi farklı karakterler üzerinden anlatan bir filmdi. Filmde Japon dünyasının kadınların açısından iş sektörüne de ne yazık ki şahit oluyoruz. Japon kültürüne sevdalı biri olarak elbette bayılarak izledim. Sizlere de de kesin önerimdir.


10. Kosmos (2009)
Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinden sonra elbette Türk yönetmenlere daha çok yer vermem gerektiğini düşünerek kendime ufak çaplı bir liste oluşturdum. Tabii ki bu listede daha önce adını ve filmlerini duyduğum fakat izlemeyi hiç düşünmediğim Reha Erdem de vardı. Kosmos filmini ben büyük beklentilerle izlemeye başladım ve yorumlarına baktığımda herkesin kesin fikirler yürütemediğini gördüm. Herkes tarafından onaylanacak belli başlı sahnelere yer verilmediğini anladım. Ama kendime ve sinema izleyiciliğime güvenerek filmi izlemeye devam ettim fakat benim de diğer herkes gibi "ya şu kesin bu anlama geliyordur" şeklinde yargılarım olmadı. Hatta öyle bir film ki Kosmos sahneleri bittiğinde ve sıradan bizim gibi insanların konuşmalarına rastladığımda içim rahatlıyordu. Çünkü Kosmos kendi aleminde, her sözünün arkasında derin bir mana barındırdığı bariz, karşılaştığım en kendine has karakterlerden biriydi. Baktığım yorumlarda herkes filmdeki hayvan sahnelerin neden konduğunu merak etmiş. Ben şu şekilde yorumladım; Kosmos'un da dediği gibi insanların da hayvanlardan farkı yok aslında.. Ee tabi bu filmin kadrosu da insanlardan oluşuyor, böyle olunca bence yönetmen en az insanlar kadar hayvanları da göstermek istemiş. Bu yüzden o güzel gözleriyle bize bakan ineklerin olduğu sahneleri bolca görebildik diye düşünüyorum. Filmi genel olarak çok mu beğendim diye sorarsanız kesin bir şey diyemem ama bir yerlerde bana bir şeyler kattığını düşünüyorum. Nuri Bilge Ceylan'ın sessiz ama bir şekilde anlatmak istediğini belli eden sinemasının yanında Reha Erdem'in sineması tahmin ettiğimden çok daha uç noktalardaydı. Farklı bir bakış açısı için size de filmi öneririm.

11. Border (2019)
Son sıraya bu listede izlenmesi en zor filmi sakladım. Belki listeye sonuna kadar göz gezdirmeyenler hiç göremeyecek bile.. Norveç yapımı bu filmi sanırım Girl filmini izledikten sonra ödüllü filmlere göz gezdirirken buldum. Filmleri izlemeden önce fragmanlarını izlemediğim için ve konusunu da baştan savma okuyunca pek fikrim olmadan filmi açtım. Ama böyle gecenin bir yarısı, tabii ben normal bir film sanıyorum. Meğerse filmde troller başrolde, ben bunları görünce bir tırs, çünkü pat diye karşıma çıktı. Tabii o gecenin sessizliğiyle biraz fazla etkilenerek filmi "bu ne be" deyip sinirle silip geri yattım. Hatta geri dönüşümden de sildim. Sonra sabah güneşiyle filmi biraz araştırdım, fragmanını falan izledim. Hakkında çok da iyi yorumlar var ve normalde asla izlemeyeceğim bir film. Akşam vakti gelmeden filmi tekrar indirdim ve oturup izledim. Hakkında okuduğum yorumlar kadarıyla epey rahatsız edici sahnesi olduğunu biliyordum ve kendimi biraz zorlamak istedim. Ama bir ara elimle laptopun ekranını kapadığım oldu. Filmi şu açılardan beğendim ki ana trol karakterin iç dünyasını anladığınız zaman insan kendi doğasını sorgulamaya başlıyor. Benim sorgum şöyle oldu ki; eğer masum bir insan kadar normal bir yaratıksa neden sırf normal insan statüsünden bir tık daha çirkin diye insanları sınıflandırıyoruz ki? Zaten filmde de görebilirsiniz ki başroldeki trol karakterin gayet sizin bizim gibi bir hayatı var ve insanların da bazıları ona öyle davranıyor. Diğer yandan filmde etkilendiğim sahneler de oldu. Aslında kendinden başka her şeyi küçümseyen insanoğlunun da nasıl şeytan kadar kötü olabileceğini yine gözler önüne seriyor. Oldukça tüyler ürpertici, irrite edici sahne sizi bekliyor. Ama Cannes da tam bu nokta üzerinden ödül vermiş ya filme; "Belirli Bir Bakış" ödülü. Biraz araştırınca gördüm ki daha önce film önerilerimde de bahsettiğim White God filmi de bu adaylıkta ödül almış. Border'i pek izlemesi keyifli sayılmaz ama siz yine de bir şans vermeye çalışın. İyi seyirler dilerim..


Continue reading Film Köşemden Öneriler #5

7 Ekim 2016

,

Miss Peregrine'nin Tuhaf Çocukları | Film Yorumu

Filme dün akşam izlemek konusunda benden daha hevesli olan küçük kız kardeşim ile gittim. Film çıkacağı haberi yayıldığında ben henüz kitabını okumadığım için diğer herkes kadar sevinmemiştim. Kitabı da benim için mükemmel olmasa da gayet güzel ve övgüye değerdi. Fragmanı da gerçekten etkileyiciydi ve oyuncu kadrosu baştan aşağı parlıyordu. Bunun yanı sıra elbette Tim Burton'dan bahsettiğimiz için ve derin bir sinema sevdalısı olarak yönetmenin elinden birçok film izleyip her birini çok beğendiğim için kitaptan uyarlanma olarak değil, sadece film olarak bakıldığında bile beğenimi kazanması konusunda oldukça umutluydum.
Açıkçası ben filmi izlerken kitabı zihnimde arka plana attım ve sadece Tim Burton'un nasıl bir film çıkardığını izlemeyi amaçladım. İlk yarıya kadar iki kişinin güçlerinin değiştirilmesi haricinde kitaba oldukça hakim kalınmıştı. Ama bu güçlerin değiştirilmesi bence filmi daha güzel yapmıştı. Filmin sonunun kitapla alakası yoktu ama bu durum beni zerre rahatsız etmedi çünkü ilk kitabın sonunda sonuçta gölgelerden kurtulunmuyordu. Kitap seri olarak üç kitaptan oluşup bu üç kitap içinde her türlü güzelce ve açıklayıcı bir detayla sonu daha güzel bağlanabilir elbette fakat kitaptan uyarlanma sadece bir film çıkaracakları ve devam filmi olmayacağı için her şeyi tek filmde doldurmaları kesinlikle çok mantıklıydı.
Filmin ilk yarısını gayet beğendim çünkü kitapta da güzeldi. Diğer yarı konusunda fazlaca eleştirim olacak ama bunların hiçbiri kitaptan uyarlamasında hatalar vb. konularla ilgili değil. Filmin son kısımlarında çok saçma ve gereksiz bulduğum kısımlar mevcuttu. Ayrıca bu kadar farklı farklı güçleri olan bir grup çocuğun tek bir adamı haklayamaması saçmaydı. Zannımca bazı şeyler üzerinde çok durulmamıştı. Mesela o özel güçlü çocukların yapabilecekleri bir sürü şey varken şok içerisinde ana karakterleri izlemeleri. Asıl şeytan karaktere güçleriyle zarar verebilecekken bunun yerine alt kademe sayılacak bir kötüde bunları denemeleri. Yani isteseler o şeytan olan kötü karakteri çoktan yok edebilecekleri halde bunun sakız gibi uzatılması beni en çok bayan kısımdı. Ayrıca müzikli, iskeletli bir sahne vardı ki benim açımdan filmin havasına uymamıştı. Fakat sonunu çok ama çok beğendim.
Benim en çok beğendiğim karakter açık ara Enoch idi. Kitapta hiç ilgimi çekmemişti ama filmde harikaydı. Asa Butterfield küçüklüğünden beri oyunculuğunu çok beğendiğim bir oyuncu zaten. Ama şuna son olarak değinmeliyim ki; Eva Green bu film için olabilecek en uygun, en mükemmel oyuncuydu. Fakat Samuel L. Jackson keşke böyle absürt bir halde karşımıza çıkmasaydı. Filme genel olarak baktığımda beğenimi kazandı ve izlemekten zevk aldım. Çok büyük övgülerle bahsedemesem de tuhaf karakterlerini, kitaptaki hem biraz korku hem de büyülü yetimhane ve etrafında dönen dünyayı filmin sıkılmadan ve beğeniyle izleneceği kanısındayım.
Continue reading Miss Peregrine'nin Tuhaf Çocukları | Film Yorumu

3 Ağustos 2016

Film Köşemden Öneriler #3

Herkese merhabalar! Uzun zamandır kendimi fazlasıyla okumaya adadığım için düzgün film izleyemedim. Ayrıca bir aydır burada aktif değilim çünkü şehir dışındaydım. Eve döndüğüm için kitap yorumlarımı üst üste gireceğim. Bu yazı film önerilerimle beraber eleştirilerimi de kapsayacak. Bu listedeki bazı filmleri sinemalar.com'da favorilerime sokmadım ama farklı bir bakış açısıyla size önerebileceğimi düşündüm. O halde başlayalım!

Beast of no Nation
Irkçılıkla ilgili filmleri her zaman çok beğenirim. Bu filmi de geçen on beş tatilde okumuştum ve favorilerime koymuştum. Film benim beklediğimden daha vahşi bir havaya sahipti. Bazı sahneleri sarmak zorunda kaldım. Genel olarak çok beğendiğim, gözlerimi dolduran ve sonunda hafif bir boşluğa düşmemi sağlayan bir filmdi.

Sanam Teri Kasam
Hint filmleri için normalde ayrı öneri yapıyorum fakat bu film üzerinde uzun yorumlayabileceğim gibi değildi. Büyük bir hevesle izledim, her ne kadar tam olarak istediğimi vermese de gözlerimi doldurup boğazımı düğümleyecek kadar etkiledi. Çok klişe bir işlenişi, basit oyunculukları ve fena halde yine klişe bir sonu vardı. Buna rağmen beni etkilemiş olması, başroldeki kızın kendini epey hor görmesi, başroldeki oğlanın da baya yakışıklı olması filmi izlerken sıkılmanızı engellediği için klişe olmasına rağmen favorilerime sokacak kadar beni etkilemeyi başardı.

Marslı
Çok geç izledim ama iyi ki izledim dedirten bir filmdi. Kitabına göre kat kat daha çok beğendim, kitabı bana göre ağır bilim kurgu ve karmaşıktı. Fakat film elbette daha açıklayıcı ve akıcıydı. Filmin sonunda hem kocaman gülümserken hem de gözlerim doluyordu. Kesinlikle açık ara favorilerimden.

Danimarkalı Kız
Büyük bir merakla izledim bu filmi çünkü herkes övmeye doyamamıştı. Fakat her ne kadar filmi bitirdiğimde kendimi beğendiğime ikna etsem de sonrasında favorilerimden çıkardım. Mükemmel bir arka plan mevcuttu filmde. Kostümler, tablolar ve o mekanlar. Buna rağmen bazı olaylar beni rahatsız etmekten öteye gitmedi. Bu tür konulu filmlere karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Sadece başrolün karısına karşı yaptığı bazı davranışlar bile bencilce diyebileceğim nitelikteydi. Son sahnesi her ne kadar beni etkilemiş olsa da beklediğim duygu yoğunluğuna kapılamadım ve beğeni hissine kapılamadım.

Ölümsüz Aşk
Black Lively'i Gossip Girl'den bu yana biliyorum ama ben kendisine değil Blaire'e aşıktım. Bu filmi izlemeyi oldukça geciktirdim. Açıkçası çok derin karakterleri olmayan basit bir aşk filmi olduğunu sanıyordum fakat Adeline'nin geçmişinde yaşadıklarını öğrendikçe filmi çok daha beğendim ve favorilerime soktum. Farklı bir aşk filmi izlemek istiyorsanız önerimdir.

Çok Pişmiş
Bu filme tek kelimeyle bayıldım! Bradley Cooper'u Hangover'dan beri takip ediyorum ve Daniel Brühl'e zaten tartışmasız aşığım. İkisinin olduğu bir filmi istasnasız her türlü izlerdim. Bana göre harika bir mizah anlayışına ve mükemmel bir kadroya sahipti. Konusu ve akıcılığı, her şeyini çok beğendim. Omar Sy'i ünlü fransız filminden bu yana hiç izlememiştim ve kendisini özlemişim. Kısacası Çok Pişmiş filmi kesinlikle en favorilerimden!

Passchendaele
Savaş filmlerinin başına öyle kolay kolay oturamıyorum ama aksine buysa biraz ortalarına baktığımda izleyebileceğimi düşündüğüm gibi başına oturduğum bir film oldu. Film hakkında sevdiğim ve favorilerime sokmak konusunda bana yeterli gelen birkaç şey vardı. İşlenişini sevdim, karakterlerin altında yatan derin hisleri sevdim. Sonuyla gözlerimi doldurmasını çok sevdim. Geçen aşk hikayelerini çok ama çok sevdim. Sarah Mann karakterinin naif güzelliğine hayran kaldım. Ve Sarah Mann'ın erkek kardeşinin yakışıklılığına da. Sonuç olarak dram olarak gerçekten sevdim, öneririm.

Acı Reçete (Side Effects)
Büyük bir Channing Tatum tuknuyum ama hayır bu filmi sırf onun için izlemedim. Fragmanını izlediğimden beri merak ettiğim bir filmdi. İşte sonunda izledim ve bitirdiğimde karmakarışık hislere sahiptim. Film için tek kelime kurabilsem o da garip olurdu. Çünkü kime güveneceğinizi, sonundan ne mana çıkaracağını kendinizce anladığınızı sanıyorsunuz ama benim zannımca başka bir açıdan olayları düşününce de farklı bir sonuca varabiliyorsanız. Anlayacağınız siz de izleyin ve bakalım işin içinden çıkabiliyormusunuz.

Stoker
Aslında pek bana hitap eden bir film değil çünkü gizem gerilim türünden haz etmiyorum. Nedense bir gazla filmi izledim ve itici bir filmdi ama cidden iyi filmdi. Çok farklı bir konusu, karakterleri, işlenişi ve sonu vardı. Büyük bir karakter değişimine tanık oluyoruz. Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şey İndia'nın çakma lensleriydi. Sürekli gözüm onlara gitti. Favorilerime gönül rahatlığıyla sokabilirim çünkü farklılığıyla gerçekten önerebileceğim bir film.

The İmition Game
Bu film hakkında çok büyük övgüler işittim ama ben tahmin ettiğim kadar beğenemedim. Bunun başlıca nedenlerinden biri bana çok fazla hitap etmiyor olmasıydı bir de. Filmde gerçekten sevdiğim sahneler oldu ama tek şaşkınlığım sonunun filmi izlemeden önce tahmin ettiğim gibi bitmemesiydi. Onun dışında özellikle başrol karakterin gençliğinde bakışlarından onun hakkında tahminler yürütmüştüm. Benim favorilerime sokabileceğim kadar iyi bir film değildi gözümde. Tabii sizin görüşünüz de size kalmış.

Horrible Bosses 2
İlk filmini iki kere izleyip baya kahkahalara boğulmuştum. İkincisi çıkınca da çok sevinmiştim. Komedi olsa da yetişkin esprileri ve sahneleri içeren bir filmdi. İkincisi de tabii ki aynen öyleydi. Çok iyi yeni oyuncular da eklenmiş ama ben ilkindeki tadı alamadım. İlk filminde özellikle de kısa olan elemana fena gülüyordum, bu filmde de ön planda olsa da ona bile gülemedim. İkincisi olmasa da olurmuş diyebilirim.

Das Weisse Band
Ben bu filmi böyle içime dokunacak, çocukları genel olarak konu alan, alman savaş filmi sanıyordum ama hiç de öyle değildi. Daha çok yavaş yavaş gizliden gerçekleşen gizemle birlikte meydana gelen olayları izliyoruz. Sanırım 1. dünya savaşıydı. Ondan önce bir kasabada yaşanan olaylar ve ailelerin iç yüzleri anlatılıyor. Film beni çok etkileyemedi. Çok fazla gizli kapaklı olaylar vardı ve sizden onları çözmeniz bekleniyordu. Bazı olaylar apaçık serilirken asıl önemlileri arka planda kalarak cevap anahtarını elinize veriyordu. Merak ederek izlediğim ama sadece bakalım siz nasıl cevaplar çıkaracaksınız kendinize diyerek önerebileceğim bir film olabilir. Çok ünlü bir yönetmen olan Michael Haneke'den izlediğim Amour haricinde ikinci filmdi ve Amour'u çok beğendiğim halde pek bana hitap etmeyen bir yönetmen olduğunu da kabul ediyorum.

Her
Uzun zamandır laptopumda duruyordu ve sonunda bir şans vererek izledim. Tek kelimeyle beğenmedim. Bana bir şeyler kattığını ya da farklı hisler yaşattığını söylemem. Film boyunca beğendiğim kısım bayan bilgisayarın sesiydi. O da Scarlett'a aitmiş meğerse. Bir de filmi çeviren kişi sadece dinleyerek çevirmiş bu yüzden ben de filmi baya dikkatli izledim. Ama sonuç olarak benim beğenebileceğim bir film olmadı.
Continue reading Film Köşemden Öneriler #3