4 puan verdiğim kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 puan verdiğim kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2020

,

Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası | Taylor Jenkins Reid

Kitap Adı: Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası
Orijinal Adı: The Seven Husbands of Evelyn Hugo
Yazar: Taylor Jenkins Reid
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 432
Goodreads Puanı: 4.32/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Hollywood’un en parlak ikonlarından olan Evelyn Hugo, şaşaalı ve skandallarla dolu hayatıyla ilgili gerçekleri anlatmaya nihayet hazırdı. Fakat bunun için tanınmamış bir muhabir olan Monique Grant’i seçtiğinde, buna ne iş ne aşk hayatında başarılı olabilmiş Monique’ten daha fazla kimse şaşıramazdı. Ancak Evelyn’in neden onu seçtiğine kafa yormaktansa bunu bir sıçrama tahtası olarak kullanmanın tam sırasıydı. 
Evelyn, kendisini 50’li yıllarda Los Angeles’a sürükleyip 80’lerde şov dünyasından ayrılmasına yol açan sebepleri ve tabii ki bu süreçteki yedi evliliğinin ardındaki sır perdesini kaldırırken, büyük yasak aşkların ve onulmaz hırsların gerçek yüzü ortaya çıkacaktı. Efsanevi yıldızla arasında bir bağ kurulurken Monique, kendi yaşamını da yepyeni bir bakış açısıyla gözden geçirmek zorunda kalacaktı.
Taylor Jenkins Reid'in daha önce Başka Bir Hayatta kitabını okumuştum ve özgün kurgusuna bayılarak favori yazarlarım arasına girmişti. Bu kitabını ise çok uzun zamandır İngilizce okumak istiyordum çünkü yazarın daha önce kaleme aldığı kitapları sollayarak inanılmaz okunup beğenilen bir kitaptı. Fakat İngilizce okumaya bir türlü fırsatım olmadı ve bir anda kitabın çevrilip elime geçtiğini görünce okumak için deli gibi sabırsızlanıyordum. Elime alıp başından kalkamayacağım akıcılıkta bir roman olduğuna adım gibi emindim ve öyle de oldu. Kitabın konusuna ufacık değinirsek; Evelyn Hugo 1960ların sineması kuşağında bir dünya starıdır fakat filmleriyle adını tarihe kazıdığı kadar yedi kere evlenmesiyle de popülerliğine popülerlik katmıştır.
"Tek istediğim gerçekten benim olmandı. Ama sen asla benim olamadın. Ben her zaman senin yalnızca bir parçanla yetinmek zorunda kaldım. Dünya da diğer yarısını aldı."
Evliliklerinin içeriğine dair bugüne kadar hiçbir detay vermeyen Evelyn işinde yükselmek isteyen ve serbest yazar olmak isteyen sıradan bir yazar olan Monique'ye tüm hayatını anlatmaya karar verir ama kitabı ilk baştan ilgi çekici kılan ise Evelyn'in ya Monique'ye ya da başka kimseye hayatını anlatmama kararıdır. Böylece Evelyn'in küçüklüğünden günümüze uzanan hayatını dinlemeye başlıyoruz. 1960lı zamanlarının ünlülerinin neden bu kadar çok boşanıp evlendiklerine her karşılaştığımda çok şaşırıyordum, bu kitapla beraber merak ettiğim bu sır ortaya çıkmış oldu. Evelyn Hugo'nunsa ilk evliliğinden sonuncusuna kadar her birinin yaşantısı şok edici olaylar ve nedenler içeriyor. Evelyn'in sıra dışı hayatı üzerinden kitap ilerlerken bir yandan da anlattıklarının nihayetinde Monique'in ondan nefret etmesini sağlayacak bir neden yatmaktadır. Böylece röportajları hız kesmeden ilerlerken bir yandan da Evelyn'in hayatının Monique ile ne gibi bir ilgisi olabilir diye tahminler kafamda uçuşup duruyordu. Sonunda Evelyn'in hikayesi bittiğinde ve Monique ile bağı ortaya çıktığında yazar yine beklenmedik bir şekilde şaşırtmayı başardı. Evelyn ile kızının ilişkisi sonucunda ise gözyaşlarımı tutamadım.
Bir diğer yandan eleştirebileceğim kısımsa her ne kadar Evelyn'in hayatı soluksuz anlatılıyor ve kesilmesini hiç istemeyeceğim kadar akıcı ilerliyor olsa da Monique biraz pasif bırakılarak onun hakkında çok az şey öğrenebildik. Hatta bazen Monique'nin kişisel hayatına hiç girilmeyip baştan sona kesintisiz Evelyn'in hayatını okusaydık hiç sırıtmazdı diyebilirim. Kitap gerçekten harikaydı, roman severlerin bayılacağı türdendi. Sizleri bilgilendirmek adına kitabın lgbt temalı olduğunu da söyleyeyim, bu konu üzerinden ilerleyen bir kitaptı. Evelyn'in yaşadığı aşk ilişkileri, kurduğu unutulmaz dostlukları ve sona yaklaşırken üzerinde durduğu pişmanlıklarıyla gerçekten uzun süre unutmayacağım bir kitap oldu. Sizlere de keyifli okumalar dilerim..



Continue reading Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası | Taylor Jenkins Reid

19 Ekim 2019

,

Değersiz Bir Hayat - Hanya Yanagihara | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Değersiz Bir Hayat
Orijinal Adı: A Little Life
Yazar: Hanya Yanagihara
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 864
Goodreads Puanı: 4.30/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Üniversiteden tanışan dört erkek arkadaş: Nazik, yakışıklı ve oyunculukta kariyer yapmak isteyen Willem. Sanat dünyasına hızlı bir giriş yapmak isteyen, zeki ama bazen kalpsiz davranabilen JB. Hayallerini gerçekleştirememiş, aileden zengin mimar, Malcolm. Bu arkadaş grubunun merkezinde duran, tam bir kapalı kutu olan avukat Jude. Yıllar içinde dörtlünün dostlukları bağımlılık, şöhret ve kibirle dönüşür ve derinleşir. Üç arkadaşın karşılaştıkları en büyük zorluk, hem bedensel hem de duygusal olarak ağır yaralı arkadaşları Jude’un yanında yer almak olacaktır. Jude’un üstesinden gelemediği çocukluk travmaları tüm yaşamını etkileyecek ve dostları onu hayatta tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Dostluk, aşk, kalp kırıklığına dair dokunaklı, müthiş bir hikâye...  
İlk patladığından beri hep İngilizce okumak istediğim bir kitaptı. Ama İngilizce okuyacağım kitaplara Türkçe okuyacaklarım kadar hızlı atılamadığım için hep ertelemiştim ve birkaç yıl sonra çevrildiğini görünce hemen okuma listeme ekledim. Daha çevrilmeden önce bile insanların nasıl deli gibi övdüğünü görmüştüm ve sadece kapağıyla bile içinde nasıl bir hüzün barındırdığına dair ikna eden bir kitaptı. Beni acı dolu bir girdabın beklediğini bildiğimden resmen derin bir nefes alarak kitaba başladım. Ayrıca gerçekten çok uzun da bir kitaptı ki yine de 860 küsur sayfa olmasına rağmen ben çok kısa sürede okudum çünkü elimden ciddi anlamda bırakamadım. Kitabın sadece arka kapağını okumak bile karakterleri aşırı merak etmemi sağlamıştı. Hadi Willem, Malcolm ve JB karakterleri neyse de Jude nasıl bir karakterdi ki bu arkadaşlık çemberi onu hayatta tutmak ve geçmişini aydınlatmak için kendilerinden feragat edeceklerdi? Daha ilk sayfalarda bile Willem'in alçakgönüllü tavrına, Jude'un naif tarafına bayıldım. Malcolm ve JB'yi sorarsanız o konuda yazarı ciddi anlamda eleştirmeliyim çünkü orijinal kitap kapağında bile dört karakterden öyle bir söz ediliyor ki sanki en başında nasıl dördünü detaylı okuduysak kitabın sonuna kadar dördü bir arada olacaklar ya da bir arada olmasalar bile yazar her birinden tek tek söz edecek sanıyorsunuz ama çok kısa bir süre sonra sadece Willem ve Jude'un dostluğunu okumaya devam ediyoruz. JB yine ilgiyi biraz üstüne çekerek hikayeye arada sırada dahil oluyor ama Malcolm'un resmen hakkı yenmiş. Oysa ilk başlarda onun bakış açısından birkaç bölüm okuduğumda hayatı nasıl devam edecek çok merak etmiştim. Bu dörtlü karakterler için en net şunu söyleyebilirim ki; Jude'un bizim okuduğumuz günümüz kısmına gelene kadar geçmişe dokunulduğunda Malcolm ve JB'ye çok fazla değiniliyor fakat sonrasında ikisi birden silikleşiyor. Bu da kitapta büyük bir kurgu hatasına yol açmış.
Kitabın kendi haline dönersek bir kere bu kitabı gerçekten kalbi kaldıramayan kesinlikle okumasın. Eğer okuduğunuz karakterle kendinizi içselleştiriyor ve empatinin dozunu biraz kaçırıyorsanız kesinlikle sağlam bir kalbe sahip olmak zorundasınız. Bugüne kadar birçok kitap okudum ama hiçbirinde bu kitaptaki gibi artık yazılan acı dolu satırlara dayanamayıp kitabı bir kenara bırakıp ara verdiğim hiç olmadı. Açıkçası bana sorarsanız yazarın mazoşist bir kalemi olduğunu inkar edemeyiz. Jude gibi geçmişi gerçekten çok büyük acılarla dolu bir karaktere günümüzde de bunca fenalığa boyun eğmesini sağlayan bir yazarın kalemini ağzım açık okudum. Artık feraha, mutluluğa ulaşmasını beklerken Jude'un daha da dibe çökmesini okumak içimi inanılmaz bir daralmayla doldurdu. Kitap boyunca kesinlikle her okurun merak ettiği en net şey Jude'a neler olduğuydu ve tüm geçmişi ortaya çıkınca aslında bunları keşke öğrenmeseydim diyecek kadar mahvoluyorsunuz. Kitap ilerledikçe Jude'un özellikle hayatında hiç yaşamadığı anne-baba ilişkisi ilk defa tatmasını ve çocukluğunda hiç yaşamadığı şımarıklığı ilk defa yetişkinliği bile geçmiş bir yaşta yaşamasının sıcaklığı okurken beni mahvetti. Birçok yerde gözlerim dolsa da birkaç bölüm kadar sürecek şekilde ağlamam bir kez oldu. Onun dışında okuduklarımın etkisiyle sarsılırken hüzne boğulup ağlamak yerine o hüznün keskinliğiyle öfkem daha da arttı.
Okumak konusunda ufak bir adapte sorunu yaşadım ki o da karakterleri on sekizlerinde tanıyıp altmış yaşlarına kadar okuyor olmaktı. Benim kafamda hep hazır biçilmiş bir Jude ve Willem suratı vardı; o yüzden ne zaman onları kırkını dayanmış karakterler olarak okumaya çalışsam hayal gücümde bir şeyler birbirleriyle çatıştı. Kitap boyunca Jude ile empati kurmanın yanı sıra nasıl bir insan böyle şeyleri düşünür ve kaleme alır diye yazar üzerine de uzun süre kafa patlattım. Kitabı çok severek okudum demek doğru bir tabir olmaz çünkü insanın sevineceği veya mutluluk duyacağı satırlara çok az rastlanan bir kitaptı. Daha çok etkileyici bir şekilde okuru mahvetmeye kurulmuş bir bomba gibiydi. Büyük bir heyecanla okuduğum ve hiç unutmayacağım bir kitap oldu. Sanki gerçekten yaşamış gibi aklımın hep bir köşesinde Jude diye bir karakter belki sonsuza dek yerinde duracak. Tüm kitap boyunca o sayfaların içine uzanıp bir karakteri avutmayı hiç bu kadar istememiştim. Aslında bir yandan da kitaptaki tüm karakterler de başından sonuna kadar bunun için uğraşıyordu. Ve son olarak bence bu kitap hayatın gerçekleri hakkında bir tokat gibi acı ve keskin. Geçmişte hatta geçmişin daha da gerilerine gidersek çocuklukta yaşanan bazı olayların telafisi olmadığı, insanın ruhuna, zihnine, duygularına, kişiliğine nasıl büyük zarar verdiğini ve öyle filmlerde gördüğümüz gibi büyüdükçe ya da yetişkinliğe ulaşıldığında geçmişin zehrinden kolay kolay hatta belki de hiç kurtulunmadığını göstererek hayal gücümüzde canlanan pembe rüyayı alaşağı ediyor. Belirttiğim gibi kaldırabilecek okurların okumasını öneririm. Benim asla unutamayacağım bir kitap olacak, bakalım sizde nasıl bir iz bırakacak..
Continue reading Değersiz Bir Hayat - Hanya Yanagihara | Kitap Yorumu

19 Temmuz 2017

,

Durgun Mavi'nin Ortasında - Veronica Rossi | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Durdun Mavi'nin Ortasında
Orijinal Adı: İnto the Still Blue
Yazar: Veronica Rossi
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 368
Goodreads Puanı: 4,17/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Aria ile Perry için Durgun Mavi’ye ulaşma yarışı çıkmaza girmiştir. İki genç lider hem birbirlerinden ayrılmamakta hem de Eter fırtınalarına karşı bu son sığınağa düşmanlarından önce gitmekte kararlıdır. İki âşık, hem Durgun Mavi’yi bulup hayatta kalmak hem de Sable ve Hess’in elinde esir olan dostları Cinder’ı kurtarmak için zorlu bir göreve hazırlanmakta, diğer yandan da küçük bir mağarada, tek ortak noktaları içinde bulundukları durumdan nefret etmek olan iki halk arasında barışı sağlamaya çabalamaktadır. Her şeylerini kaybetmek üzere olan insanların güvenebilecekleri tek şeyse aralarındaki sarsılmaz bağdır. Üçlemenin bu son kitabında, Veronica Rossi çıtayı sonuna kadar yükseltiyor ve bu destansı aşk hikâyesini unutulmaz bir finale taşıyor.

Bir seriye daha veda ediyorum ama bu veda biraz hızlı oldu. Serinin üç kitabını üç gün içinde okudum. Zaten ilk kitabı bitirdikten sonra elime başka bir kitap almamı gerektirmeyecek kadar konusuna kaptırdım kendimi. Yine çok güzeldi ve harika bitti. İkinci kitap yorumumda bize veda eden bir karakterin bu kadar basit seriden ayrılmasını beklemediğimi ve üçüncü kitapta bu durum değişir diye umduğumu söylemiştim ama öyle olmadı. Üçüncü kitapta bu konuyla ilgili beklentim gerçekleşmeyince yazarın o karakteri boş yere seriden çıkardığını düşünmeye başladım çünkü o kadar pat diye gerçekleştirdi ki en azından o karakteri daha fazla okumayı beklerdim. Ya da bu veda üçüncü kitapta olsaydı kesinlikle daha can alıcı olurdu.

Bu kitapta Roar ve Aria'nın arkadaşlığı daha derin bir samimiyet kazanıyor. Perry olmadığında ikisi birbirine sığınıyor. Yazarın bunu klişeleştirmeyi reddetip tek taraflı bir aşka çevirmemesi en çok beğenimi kazananlardan biri oldu. Serideki en pislik karakter olan Sable'a veda etmek için bölümleri saydım resmen. Çocuğun millete çektirmediği kalmadı. Ayrıca İkmatçi ve Vahşi topluğunun uzun zamandır süren bu düşmanlığının hemen ortadan kaldırılmaması bu nefreti daha keskin bir çıkmaza sürükledi. Kitabın son bölümleri de her zamanki gibi çok güzeldi. Aria'nın babasına değinilmesini de çok beğendim. Perry ve Aria'nın aşkı zaten harikaydı. Kurgusundaki evren, konu gidişatı ve yan karakter derken her şeyiyle okunmaya değer bir seri. Umarım yazarın diğer serisi de yakın zamanda dilimize kazandırılır. Bol bol keyifli okumalar dilerim..
Continue reading Durgun Mavi'nin Ortasında - Veronica Rossi | Kitap Yorumu
,

Bitmeyen Gecenin İçinde - Veronica Rossi | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Bitmeyen Gecenin İçinde
Orijinal Adı: Through the Ever Night
Yazar: Veronica Rossi
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 352
Goodreads Puanı: 4,17/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
FIRTINALARIN HARAP ETTİĞİ BİR DÜNYADA ACIMASIZ GECEYE VE TÜM İHANETLERE RAĞMEN HAYATTA KALMAK İÇİN DİRENEN BİR AŞK Aria annesinin kaybını kabullenmiş ve artık Hayal’in dışındaki yabani dünyaya uyum sağlamıştır. Peregrine ise Tide kabilesinin Kan Lordu olarak yeni sorumluluklarına alışmaya çalışmaktadır. Birbirine umutsuzca âşık iki gencin yolları aylar sonra tekrar kesiştiğinde mutlulukları çok kısa sürer. Tide’lar, yarı kametçi olan Aria’ya güvenmemektedir ve Perry, yönetmesi gereken kabile ile sevdiği kadın arasında kalır. Eter fırtınaları her geçen gün kötüleşirken, emniyette olabilmek için tek umutları Durgun Mavi’yi bulmaktır. Üstelik bu efsanevi bölgeye ulaşmak isteyen sadece onlar değildir ve Perry’nin yeğeni hâlâ Konsül Hess’in tutsağıdır. Etrafları sahte dostlar, dosta dönüşen düşmanlar, doğal felaketler ve güçlü tutkularla çevrilen ancak asla yılmayan Aria ile Perry güzel bir gelecek kurmak uğruna bir kez daha ayrı düşecektir.

Çok ama çok güzeldi. Sadece ana karakterlerimiz değil, Roar ve Liv arasında geçenleri okumakla heyecan ikiye katlandı. Kitabın çoğunluğu Kan Lordu olduğu için Perry'den ayrılmak zorunda kalan Aria'nın Roar'la yollara düşmesini kapsıyor. Liv ortaya çıktığında Roar ve arasında bir şeyler geçecek mi diye parmaklarım gıdıklanarak sayfaları çevirdim. Bir yandan da Perry'nin bu ayrılığın acısının izlerini taşımasını okuyoruz. Bu kitapla beraber kaçırılan çocuklara ve Perry'nin abisinin yaptığı hataların hayatlarını nasıl etkilediğine daha çok değiniliyor. İlk kitap ikilinin aşklarının doğması bakımından çok güzeldi ama bu kitapta ilk kitabın aksine ikilinin aşkı haricinde diğer kısımları da çok beğendim. Ayrıca okuduğumuz ayrılığın gerçek olduğuna hala inanasım gelmiyor. Bence yazar üçüncü kitapta bizi şaşırtmayı seçicek. Her şeyiyle çok severek okudum ve ilk kitaba göre bir tık daha çok beğendim. Üçüncü kitabın yorumuyla görüşmek üzere.

Continue reading Bitmeyen Gecenin İçinde - Veronica Rossi | Kitap Yorumu
,

Sonsuz Gökyüzünün Altında - Veronica Rossi | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Sonsuz Gökyüzünün Atlında
Orijinal Adı: Under the Never Sky
Yazar: Veronica Rossi
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 384
Goodreads Puanı: 4,01/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
ÖLMENİN MİLYONLARCA, YAŞAMANINSA TEK BİR YOLU VAR 
TEHLİKE DOLU BİR DÜNYADA SIRADIŞI BİR İTTİFAK DÜNYALARIN AYIRDIĞI ANCAK KADERİN BİRLEŞTİRDİĞİ BİR AŞK
Aria bütün yaşamını Hayal’in korunaklı kubbesi altında geçirmiştir. Genç kadının bütün dünyası bu izole şehrin duvarlarıyla sınırlıdır. Ona Dışarı’da soluduğu havanın bile ölümcül olduğu öğretildiğinden Hayal’in kapılarının ardında neler uzandığını tahmin dahi etmemiştir. Annesi kaybolunca onu bulmak için Dışarı’daki çorak araziye çıkmak zorunda kalır ancak hayatta kalmanın çok zor olacağının bilincindedir.
Dışarı’dayken Perry adında bir Yabancı’yla tanışır. Bu yabani adam da birini aramaktadır ve Aria’nın hayatta kalabilmek için tek şansıdır. İki genç, aradıkları sorulara cevap bulabilmek için birbirlerine umut ışığı olacak ve sıradışı birliktelikleri Sonsuz Gökyüzünün Altında yaşayan insanların kaderini belirleyecek bir bağa dönüşecektir
Çok uzun zamandır okumak istediğim bir seriydi ve okumak için geç kalmamayı umuyordum çünkü son zamanlarda okumak istediğim eski serilere öncelik veriyorum ve çoğu bu türde çok fazla okuduğum için beni ufaktan hayal kırıklığına uğratıyor. Bu seride ise ilk kitabı öyle mükemmel bulamadım ama seri ilerledikçe daha çok beğeneceğimden eminim. Öncelikle kitaba çok karmaşık bir havayla giriş yapılıyor. Aria'nın Hayal'de yaşadığı büyük karışıklığı okuyoruz ama elbette henüz okuduğumuz evren, yaşama biçimi ve ortam bize anlatılmadığı için ilk bölümler tam bir karmaşayla devam ediyor. Yani kitap benim için büyük bir eksiyle başladı. Tüm kitabı bir bölüm Aria'nın bakış açısından, bir bölüm Perry'nin bakış açısından okuyoruz. Böyle olunca kitap ilerledikçe daha çok beğendim. Kitaba ilk başladığımda hem çok karışık bir girişi olduğu için hem de İkametçi, Köstebek gibi takma isimler çok fazla kullanıldığı için bana 5. Dalga'yı anımsattı ama sonrasında bu düşüncem kayboldu.
Aria ile Perry'nin yolları bir araya geldikten sonra kitaba hemen ısındım. İkilinin arasındaki nefret, zoraki sohbetleri ve zamanla birbirlerine alışmaları çok güzeldi. Kitabın kurgusu da anlaşıldıkça gözüme güzel geldi ama kurgusunda benim en çok beğendiğim kısım; Bilici, İşitici gibi özelliklerin bulunmasıydı. Ruh halinin kokusunun alınması kitapta hiç okumadığım bir özellikle öne çıktı. Ne zaman bu olayın bahsi geçse daha çok hoşuma gitti. Kitap ilerledikçe karışıklığını geride bıraktı ama diyalarda dolaşmalarını sağlayan aletle iletişim kurmalarını daha açıklayıcı yazmalarını beklerdim. Bu olay geçtiğinde bazen satırları tekrar okurken buldum kendimi. Kitabın sonuna gelirsek Perry'nin verdiği kararı okurken içim gitti. Duygusal yönden de ağırlıklı bir kitaptı. Konunun devamında neler göreceğiz merakla ikinci kitabı elime almaya gidiyorum.
Continue reading Sonsuz Gökyüzünün Altında - Veronica Rossi | Kitap Yorumu
,

Serafina ve Siyah Pelerin - Robert Beatty | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Serafina ve Siyah Pelerin
Orijinal Adı: Serafina and the Black Cloak
Yazar: Robert Beatty
Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 328
Goodreads Puanı: 3,90/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Serafina hiçbir zaman babasının sözünden çıkıp Biltmore Evi’nin uzaklarına gitmemişti. Yaşadığı evin keşfedilecek bir sürü yeri vardı ama Serafina’nın kimse tarafından görülmemesi gerekiyordu. Yukarı katlarda yaşayan zenginlerden hiçbiri Serafina’nın varlığından haberdar değildi.
Fakat Biltmore Evi’nden çocuklar kaybolmaya başlamıştı ve sebebini bir tek Serafina biliyordu: Geceleri Biltmore’un koridorlarında siyah pelerinli bir adam dolanıyordu. Serafina, Siyah Pelerinli Adam'dan kıl payı kurtulduktan sonra Ev'in genç yeğeni Braeden Vanderbilt’le kafa kafaya verdi. Braeden ve Serafina, Siyah Pelerinli Adam’ın kim olduğunu bulmak zorundaydı… yoksa tek tek bütün çocuklar ortadan kaybolacaktı.
Çok beğendim! Okuduğum en güzel çocuk fantastik kurgularının başında gelebilir. Kitabı elime aldığım gibi bitirdim. Arada Seraphina'nın bazı şeyler üzerinde çok fazla düşünmesini uzatılmış bulsam da onun dışında elimden akıp gitti. Yazarın kitabın başında bu kadar uzun Seraphina'nın hayatını, yaşadıklarını ve özelliklerini bir anda değil, konu devam ederken araya serpiştirmesi daha güzel olabilirdi. Kitapta ilk beğenimi kazanan şey yazarın bu kadar güzel çocuk kafasıyla yazabiliyor olması oldu. Seraphina'nın kendisinde gördüğü en büyük tuhaflık olan ayak parmaklarının eksikliğini bu kadar kafaya takması, insanların bunu hissedilecek olmasını düşünmesinin tatlılığı çok hoştu. Yazarın kalemi sayesinde o yaşlardaki halime, şu anda düşündüğümde saçma olan ama o yaştayken aklımdan fıldır fıldır geçen soruları bana tekrar hatırlattı. Siyah pelerin olayının gizeminin aktarılması baya heyecanlıydı.

Ama benim kitap boyunca en çok merak ettiğim şey Seraphina'nın annesinin kim olduğuydu. Bunun için yeterli bir cevap aldığımda çok sevindim. Hayatında hiç arkadaş edinmemiş olan Seraphina'nın ilk defa bunu tatması ve babasıyla ilişkisi de çok güzeldi. Anlayacağınız sıcacık bir kitaptı. Sanki pazar günü televizyonun karşısına geçip arka planında biraz da olsa gizem içeren bir film izliyor gibi hissettim ve umarım filmi de çekilir. Seri devamında Seraphina'nın başına neler gelecek merak ediyorum. Siyah pelerinin gizeminin çözülmesi de heyecanlıydı. Kitap boyunca en çok gözüme batan şey Seraphina isminin bu kadar çok geçmesiydi. Aynı paragraf içinde bile defalarca kez okumamız beni rahatsız etti. Zaten kitabı tek bir kişinin görüş açısından okurken ismin bu kadar çok kullanılmasını gereksiz buldum. Muhtemelen kitabın orijinal yazım tarzı da öyleydi. Özellikle biraz daha yaşı küçüklerin bayılacağı bir kitap olabilir. Ama ilginizi çekiyorsa ben çok beğendiğime göre her yaşa da hitap ettiği ortada. Keyifli okumalar..
Continue reading Serafina ve Siyah Pelerin - Robert Beatty | Kitap Yorumu
,

Çünkü Biz Karıncayız - Shaun David Hutchinson | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Çünkü Biz Karıncayız
Orijinal Adı: We Are the Ants
Yazar: Shaun David Hutchinson
Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 360
Goodreads Puanı: 4,24/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Henry Denton’ın bildiği bazı şeyler vardı. Fakat bazı şeyleri de bil­miyordu.
Henry, annesinin aileyi bir arada tutmak için çabaladığını ve bu­nunla baş etmek için sigara ardına sigara yaktığını biliyordu. Abisinin üniversiteyi bıraktığını ve hamile bir kız arkadaşı olduğunu biliyordu. Anneannesini yavaş yavaş Alzheimer’a kaybettiğini biliyordu. Ve erkek arkadaşının geçen sene intihar ettiğini de.
Bilmediği şey ise, uzaylıların onu on üç yaşındayken neden kaçır­dığıydı. Neden hâlâ onu kaçırıp gemilerine götürdüklerini de bilmi­yordu. Dünyanın sonunun neden geldiğini veya uzaylıların ona neden büyük, kırmızı bir düğmeye basarak bunu durdurması için bir fırsat tanıdıklarını da bilmiyordu.
Fakat durum böyleydi ve karar vermesi için 144 günü kalmıştı.
Soru, Henry’nin dünyayı kurtarılmaya değer bulup bulmadığıydı. En azından gizemli bir geçmişi olan Diego Vega ile tanışana kadar öy­leydi. Diego, Henry’ye bildiği her şeyi, evrendeki yerini ve bütün bun­ların bir anlamı olup olmadığını sorgulatıyordu. Fakat Henry dünyayı kurtarmadan önce kendisini kurtarmanın bir yolunu bulmalıy­dı ve uzaylılar ona bunun için bir düğme vermemişlerdi.
Bayıldım! Gerçekten beğenildiği kadar harika bir kitaptı. Konusunu okuduğumda okumak konusunda ertelemekle ilgili kararsızdım fakat övgü dolu yorumları görünce heyecanla ben de elime aldım. Kurgusunun absürt olması ama aslında yazarın bunun hem absürt olduğunu bilerek yadırgayamacağınız bir mantık çizgisinde iletletmesi beğenimi kazanan ilk şey oldu ve bu özelliğini kitabın sonuna kadar taşıdı. Henry hem ailesiyle, hem de okulla sorunlar yaşayan klasik Amerikan gençlik filmlerinde gördüğümüz tek isteğinin insanların onu rahat bırakması olan liseli bir arkadaşımızdır.

Sümüklü uzaylılar dünyanın sonu yaklaşırken eğer bunu durdurmak istiyorsa bir butona basması gerektiğini belirtirler. Bundan sonrasında Henry'nin hayatın yaşamaya değer olup olmadığını tartmasıyla devam ediyor. Açıkçası konusunu okuduğumda o uzay gemisinde kitabın devam edeceğini sanmıştım ama aksine bu teklifin ardından Henry dünyadaki yaşamına geri gönderiliyor. Yeni tanıştığı ya da tanıdığı insanlara "Dünyanın sona ereceğini ama bunu engelleyebilecek gücünüz olduğunu bilseydiniz, yapar mıydınız?" sorusunu yönelttiği kısımlar doğrultusunda aldığı cevaplar kitabın en iyi yanlarından biriydi. Bu cevaplardan en çok hoşuma giden de Jesse'nin babasının verdiğiydi. Artık bir zamandan sonra rahatsız olduğum tek kısımsa Henry'nin bir türlü Jesse'nin intihar olayını atlatamamasıydı. Ya da belki de bu durum o kadar çok kitapta geçiyordu ki itiraf ediyorum artık darlanmadım değil.

Diego gibi biriyle tanıştıktan, Jesse'nin ondan sakladığı yanını öğrendikten sonrasında bile ona olan özlemini çok büyük bir hasretle dile getiriyor olması bence biraz uzamıştı. Bunun dışında baştan sona çok severek okudum ve gerçekten insana bir şeyleri uzun uzadıya düşündüren bir kitaptı. Son bölümleri tek kelimeyle harika ve duygu yüklüydü. Okumanızı öneririm, lgbt temalı olduğunu belirterek yorumumu sonlandırıyorum.
Continue reading Çünkü Biz Karıncayız - Shaun David Hutchinson | Kitap Yorumu
,

Asi Yürek - Moira Young | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Asi Yürek
Orijinal Adı: Rebel Heart (Dust Lands #2)
Yazar: Moira Young
Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 416
Goodreads Puanı: 3.89/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Saba arkadaşlarının da yardımıyla Tontonları yenişinin ve kaçırılan erkek kardeşi Lugh’un kurtuluşunun ardından dünyasının normale döneceğini düşünmektedir. Fakat zorlu bir düşman yükseliştedir ve Saba’nın başına bir ödül koymuştur. Çünkü genç kız sadece Lugh’u kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda acımasız bir tiranı da alt etmiştir. Tabii her zaferin korkunç bir de bedeli vardır…
Bu süreçte Saba en çok Jack’e, onun ay ışığı gözlerine, hoyrat kalbine gereksinim duyar. Ancak Jack uzaklardadır. Üstelik Saba’nın Jack’e bir daha asla güvenmemesi gerektiğine dair haberler de genç kıza ulaşır. İhanete uğradığını düşünen Saba, hayatta kalmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için yine var gücüyle mücadele etmek durumundadır.

Kitabın sonları çok iyiydi hatta ilk yarıda sıkıldığım kadarının üzerini örtecek kadar elimde bırakmadan okudum. Fakat ilk yarı zaten Jack'in yokluğunun yanında bir de Saba'nın hayal ile gerçek arasında yaşamasıyla karmakarışıklığıyla gitgide canımı sıkan bir havada ilerledi. İkinci kitapta hikayeye DeMalo karakteri daha bir başrol edasıyla dahil oluyor. Bu sırada Jack'in Tonton birliğine katılması büyük bir olay olurken, Saba'nın bunun aksini hiç düşünmemesi, bir kere bile belki de onları korumak için Jack'in bu birliğe adım attığını aklından geçirmemesi oldukça saçma ve sinir bozucuydu. DeMalo ile aralarında geçenlerin bu kadar hızlı bir şekilde yaşanması da gözüme batan bir diğer kısım oldu. Bunun haricinde Jack'in gerçekten neler sakladığı, DeMalo arasında geçenlerin heyecanı ve Saba'nın ardında bıraktığı kişilerin acısını çekmesiyle birlikte ikinci kitabı da ilki kadar çok beğendim. İkisi arasında seçim yapmam gerekirse kesinlikle oyum Jack'den yana. Aynı puanı versem de ilk kitabın beğenisinin gözümde daha yüksek olduğunu belirtmeliyim. Umarım olayların nihayete kavuşacağı üçüncü kitap seride en çok beğendiğim olur. İkinci kitabın sonundan sonra ihanetin bedeli neler olacak, Jack ve Saba gerçekten kavuşup rahat nefes alabilecekler mi göreceğiz..

Continue reading Asi Yürek - Moira Young | Kitap Yorumu
,

Kan Kırmızı Yol - Moira Young | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kan Kırmızı Yol (Toz Diyarları #1)
Orijinal Adı: Red Blood Road (Dust Lands #1)
Yazar: Moira Young
Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 448
Goodreads Puanı: 3,94/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler’le birlik olup Lugh’u aramaya koyulur.
İkizi Lugh’u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak durumunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder.
Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman.
Uzun zamandır okumak istediğim bir seriydi ve hakkında yapılan geniş çaplı yorumları okuduğumda da baya beğenildiğini görünce nihayet ilk kitabını elime alabildim. Kurgusu tahmin ettiğim gibi sıradanlığın dışında oldukça ilgili çekiciydi. Çölde geçmesi sayesinde tarihi bir havası varken, bunun yanı sıra aslında uçakların bile olduğu elektroniğin okuduğumuz kadarıyla az çok hakim olduğu bir dünyaya ait olan hikayede bu ikisinin arasında gidip gelmesi mantıklı bir şekilde ilerledi. Sadece gelişmiş bir diyara benzerken hala kral ile hükmedilmesi hafiften tuhaf kaçmış geldi gözüme.
İkizlerin birbirinden ayrılması ve ardından yaşadıkları zorluklara, bu süreç içerisinde Saba'nın ikiz erkek kardeşini bulmak için katlandıklarını, tanıştığı yeni insanların ona katılmasıyla uzun bir macera okuyoruz. Kitapta beğenimi kazanan ilk şey Emmi ile Saba'nın arasındaki soğukluktu. Saba'nın ona karşı tavırları, bir başlarına kaldıklarında el mahkum birbirlerine daha çok sığınırken aralarında oluşan sıcaklık derken ikiliye bayıldım. İlerisinde özellikle Saba dövüşçü olmaya zorlandığında kitap daha heyecanlı bir hal aldı. Ama en büyük heyecanlı kısmı da seriye Jack'in katılmasıyla oldu. Baştan sona çok beğenerek okudum. Sıradaki kitapların da ilki kadar dolu dolu olması dileğiyle, ikinci kitabın yorumuyla görüşmek üzere..
Continue reading Kan Kırmızı Yol - Moira Young | Kitap Yorumu
,

İntikam - Catherine Doyle | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İntikam
Orijinal Adı: Vendetta (Blood for Blood #1)
Yazar: Catherine Doyle
Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 352
Goodreads Puanı: 4.04/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Konu intikam olunca aşk, işleri çıkmaza sokar.
Beş erkek kardeş mahallelerine taşınınca Sophie Gracewell’in hayatı değişmişti. Nicoli’ye karşı dayanılmaz bir çekim hisseden Sophie, kendini güçlü aileler tarafından yönetilen bir yeraltı suç ağının içinde bulmuştu. Fakat kardeşlerin karanlık sırları ortaya çıktıkça, Sophie de kendi ailesi hakkında acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Savaş halindeki iki aile arasında seçim yapması gerekiyordu. Seçimini yaptığında ise kan dökülecek ve kalpler kırılacaktı.
Ciddiyim çok beğendim! Bu kadar çok beğenmeyi düşünmüyordum çünkü yabancı yorumlara baktığımda pek bilindik olmayan bir kitap olduğunu ve yorumların genelinde yine de beğenildiğini gördüm. Ama zaten kitabı elime aldığımda arka kapağındaki beş erkek kardeş olayıyla eğlenceli bir havası olacağını tahmin etmiştim. Kitap Sophie'nin babasına ait çalıştığı restorantta başlıyor. Birkaç bölüm geçmeden babasının hapse girdiğini öğreniyoruz ama nedeni söylenmiyor. Daha sonrasında mahalleye taşınan "güya" Priestly kardeşler sayesinde Sophie'nin hayatı değişmek zorunda kalıyor. Önce bunun sadece Nicoli'yle arasında doğan aşk sayesinde olduğunu sanıyoruz ama sonrasında kitabın kurgusunun o kadar basit öylesine bir aşk romanı olmadığını yazar bir güzel kanıtlıyor. Ailelerin sırları ve düşmanlığı ortaya çıkınca harika bir heyecanla sarmalanıyor. Beklediğimin aksine elimden bırakamadığım harika bir kitaptı.
Aslında yarım puan daha verecektim ki düşünün o kadar çok beğendim. Fakat yazarın eklediği büyük abi olan Luca'yı bu kadar dikkat çekici yazması hafiften sinirimi bozdu çünkü biricik Nicoli baya baya abisinin gölgesinde kaldı. Her ne kadar Nicoli'yi sevsem de Luca'yle Sophie'nin arasındaki konuşmaları, öfkeyi görünce ana karakter o mu olsaydı diye düşünüp durdum. Bu yüzden yan karaktere göz kırpmamızı sağlayacak kadar yazarın kitapta yer yer baş karakteri arka planda bırakması pek hoş olmamıştı. Devam kitabı olduğu için çok mutluyum çünkü bu kadar derin ve çetrefilli bir konunun bir kitapta kısaca çözülmesi baya saçma olurdu. Ama aksine iki tane daha seriye ait devam kitabı var. Bir de unutmadan bal şeklinde bir ayraç elime geçince ne mana diye merak etmiştim, arkasındaki sebeb de çok iyiydi. Umarım bir an önce çevrilirler, okumak için sabırsızlanıyorum. Ben aşırı aşırı beğendim, size de keyifli okumalar.. 
Continue reading İntikam - Catherine Doyle | Kitap Yorumu
,

Kardeşimin Hikayesi - Zülfü Livaneli | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kardeşimin Hikayesi
Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi: Doğan
Sayfa Sayısı: 330
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Serenad fırtınasından sonra Livaneli’den nefes kesen bir roman...
Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı’nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.
Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.
Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz’in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.
Livaneli'nin kaleminden okuduğum ikinci kitabını ilk okuduğum Serenad'a göre daha az beğendim.Henüz ikinci kitabıyla bu yargıya varmam tuhaf ama belki de ilk okuduğum için de en çok Serenad'ı seveceğim. Bu kitabı hakkında yorumlara baktığımda ya bir kısmın çok beğendiğini, yada bir kısmın hiç beğenmediğini gördüm.Ortası yok mudur diye düşünürken ben de ne mükemmel buldum ne de çok fazla eksik. Kitaba Ahmet karakterinin bir cinayetin ardından zerre heyecan barındırmayan hislerini okuyarak başlıyoruz. Onun bu vurdumduymaz halleri bana Albert Camus'un ünlü eseri Yabancı'nın ana karakterini hatırlattı. Daha sonrasında Ahmet'in hayatına kısa süreliğine gazeteci bir kız dahil olarak cinayetin arka planını öğrenmeye çalışıyor. İlk başta Arzu'nun cinayeti merak konusuyken daha sonrasında Ahmet'in insanlara dokunmayacak kadar neler yaşadığı, bahsettiği ikizi olan kardeşi Mehmet'in nasıl bir acıdan muzdarip olduğu daha büyük bir meraka yön vererek cinayet olayını arka planda bırakıyor. Yazarın kalemini yine çok beğendim. Konuşma cümlelerinde pek betimleme kullanmasa bile paragraflarca Ahmet'in iç sesini okusak da sıkılmıyoruz. Tabii ki en çok merak ettiğim kısım Mehmet'in sevgilisi Olga ile yaşadıklarıydı ama gerçekler ortaya çıkınca onu böylesine mahveden, kara sevdadan bir çukura gömen aslında Olga'ya olan aşkı değil; bu aşkın yan etkilerinin zararları oluyor. O yüzden bu karasevdanın bu kadar direkt Olga'yla eşleşmesini eksik buldum. Ayrıca Mehmet'in başına gelenlerin arka planında kimin parmağının olduğunu ufaktan tahmin etmiştim. Beni en çok şaşırtan da kitabın sonunun beklenmedik sonuydu. O sonu tahmin etmek için sanırım çok dikkatli okumak bile yetersiz kalırdı çünkü yazar tüm kitabı bunu hiç hissettirmeden yazmış.Gözümde mükemmel bir roman olmasa da elimden bırakmadan, kurgusunu ve yazarın kalemini çok beğenerek okuduğum bir kitaptı.Ayrıca yazarın kendi kişisel görüşlerini karakterler üzerinden yansıtma gibi bir eyleme bu kitapta girişmediğini görünce daha çok beğendim.Okumanızı öneririm.
Continue reading Kardeşimin Hikayesi - Zülfü Livaneli | Kitap Yorumu
,

Alev - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Alev
Orijinal Adı: Fever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 538
Goodreads Puanı: 4,12/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
MacKayla Lane, ölümcül kitap Sinsar Dubh’a karşı verdiği büyük mücadelenin işe yaradığını sanıyor. Oysa kötülüğün pençesi, hiç olmadığı kadar yakınında. Baştan çıkarıcı, doymak bilmez Fae ile insanların arasındaki duvar yıkıldığında, ölümsüzler, gezegeni mahvetmeye başladı. Dublin artık bir savaş alanı. Şehir, Kırağı Kral’ın buzlarından arınıp ısındıkça hararet artıyor, tehlikeli sınırlar aşılıyor ve tutkuların alevi ortalığı kızıştırıyor.
Mac’in güvenebileceği tek kişi tehlikeli ölümsüz Jericho Barrons, ancak onların arasındaki tutkulu bağ bile ihanetle sınanacak.
Burası hayatta kalmanın hiç bitmeyen bir mücadele gerektirdiği, iyi ve kötünün birbirine karıştığı ve her ittifakın bir bedelinin olduğu, vahşi bir dünya. Ve Mac, karanlık güçlere karşı girişeceği destansı savaşında kime güvenebileceğini seçmek zorunda.
Ateş serinin yedinci kitabıyla beraberiz. Ardı ardına kitaplarını bitirdiğim seride altıncı kitap olan Buz'u öncekilere göre oldukça sıradan bulmuştum. Altıncı kitap zaten Mac ve Barrons odaklı olmadığı için pek bir beklentim yoktu fakat yine de sadece Dani bile yeterli gelmemişti bana. Ardından yedinci kitap Alev'in bizim ikiliyle dolu olduğunu öğrenince elime geçtiği gibi kalp atışlarım hızlandı. Öncelikle üzülerek belirtiyorum ki bu kitap da beklentimi karşılamadı. Hatta daha da üzülerek şunu söylüyorum ki Gölge Ateşi'nden sonraki her kitap yazarın seriyi uzattığı için kendisine kızdığım, bu uzatmaları oynamasının hoşuma gitmediğini hissederek geçiyor. Genel olarak kitabı elbette baya beğendim ama ilk beş kitaptaki tad yok çünkü ilk beş kitapta her şey sır üzerindeydi ve bizim ikili çok soğuk olduğu için ne zaman bir araya gelseler olduğumuz yerden zıplıyorduk.
Bu kitapta Barrons ve Mac'e dair çok şey mi okuduk? Hayır. Bizimkilerin birbirlerine öyle büyük aşk lafları etmediğini ve aralarında o tutkuya rağmen hala bi soğukluk olduğunu duyunca ve tabii bu durumun canımın içi Mac'i üzdüğünü görünce hem üzüldüm hem sevindim. Böylece aşklarında daha çok şeyin kazanılması gerektiği ve ileride buna dair daha derin şeyler okuyacağımızı ümit ederek heyecanlandım elbette. Fakat dediğim gibi bu kitap ikili bakımından oldukça boştu. Zaten seri sıralamasındaki 1,5 olan kısa bölümü okuduysanız Alev'in başında onu okumak tahmin ettiğiniz şoku yaşatmıyor. Diğer yandan bu kitabın artı yönleri Jo ile Lor arasında geçenler ve Jada karakterinin giriş yapmasıydı. Jada olayı hakkında spoiler olduğu için pek konuşmuyorum ama olmasa da olurdu hatta ufaktan keşke olmasaydı da diyorum. Madem illa böyle bir şeyin farz olacağını biliyordun başında bizim kızıl saçlı bücürü biraz daha büyük yazsaydın sevgili yazar. Kısacası anlayacağınız seriye bayıldığım için yine sıkılmadan, severek ve tabii ki beğenerek okudum ama bir şeyler eksitti.Buz'a göre tabii ki daha çok beğendim.Bu kitaptaki eksik hissiyatımı sıradaki tamamlar umarım..
Continue reading Alev - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

10 Haziran 2017

,

Evlilik Oyunları - C. D. Reiss | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Evlilik Oyunları
Orijinal Adı: Marriage Games #1
Yazar: C. D. Reiss
Yayınevi: Aspendos
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads Puanı: 4.18/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
OTUZ GÜN
Adam Steinbeck’in karısından istediği tek şey bu.
Şehir dışındaki bir kulübede, onun talep ettiği her şeyi yapması.
Bunun ardından, boşanma belgelerini imzalayacak ve şirketlerinin tek sahibi karısı olacak.
OTUZ GÜN
Adam’ın bir zamanlar olduğu adamı yeniden keşfetmek için bu kadar süresi var. Beş yıl önce ona âşık olduğunda bir kenara sakladığı dominant adamı…
OTUZ GÜN
Kadın birlikte inşa ettikleri şirketi, bir aylığına kulübeye gidecek kadar çok istiyor. Dünyayla bağlarını kesip adam’ın isteğini yerine getirecek kadar… Vücudu adam’a itaat edebilir ama kalbi asla etmeyecek.
Bunun, Adam’ın evliliklerini tamir etmek için yeltendiği acınası bir şey olduğunu düşünüyor.
Yanılıyor.
Kitabın arka kapağını okuduğumda elime almak için sabırsızlanmıştım fakat kurgusunu kesinlikle böyle tahmin etmiyordum. İkilinin evliliklerinin bir anlaşma üzerine olduğunu sanıyordum ama aksine bu kitapta Adam ile Diana zaten dört senelik evli ve evlilikleri Diana'nın itirafı üzerine dibe batarken bu otuz günlük anlaşma ortaya çıkıyor. İlk yüz elli sayfa kadarını kitabın oldukça "tırt" olduğunu düşünerek geçirdim. Alt yapısı bdsm bazlı olduğu için fifty shades ve Tess'in Gözyaşları tarzı bir kitap olarak devam edeceği konusunda kesindim. Ama sonra bir ters köşe yaptı ve benim bile ağzım açık kaldı. İkilinin anlaşmalarının arka planı kesinlikle çok daha derin. Karakterler de çok derin ve göründüklerinden daha güçlü ya da zihinlerinde daha kapsamlı insanlar. Diana harika bir karakterdi. Kocasını artık sevmediğini düşündüğünde saf bir şekilde kendini avutup yola devam etmek yerine çizgisini çekiyor. Adam ise kitabın sonuna kadar çözmek için kafa patlattığım bir karakterdi. Diana'yı bu uçuruma sürükleyen Adam'ın hal ve hareketleri. Aslında en büyük yanlışı geçmişinde nasıl biri olduğunu bildiği halde, bu bdsm tutkusunu içine gömebileceğini sanarak Diana'ya aşık olup evlenmesiyle yapıyor. Böylece Diana'yı tabiri caizse aşık olduğu halde harcıyor. Bir türlü ona istediği gibi yaklaşmadığı için Diana'nın da yaklaştığı takdirde nasıl bir tepki alacağını bilmediği seneler geçiyor. Nihayetinde şok bir şekilde karısının artık onu sevmediğini öğreniyor. Burada tuhaf olan aslında kim olduğunu belli etmediği halde senelerce Diana'yı yılmadan seven Adam'da çünkü Diana istediği kadın olamıyor ve kendisi de zihin altındaki asıl adam değil ama buna rağmen Adam değil, Diana onu sevmekten vazgeçiyor. Kitabın ilerisinde arada bir olaylar rayından çıkıyor ama yazar yine tutturup o farklı tatla ilerletiyor.
En çok beğendiğim kısımlar; anlaşmanın sonucunda Diana'nın elinden kaçıp gitmesinden korkmadan aslında nasıl olmak istiyorsa ona öyle davranması. Tabii böyle olunca Diana da yavaş yavaş kırılıyor ve onun bu kırılma sürecini ufak bir kalp ağrısıyla okuyoruz. Ardından Diana da ufaktan değişime başlıyor. Kitabın gözümde çok farklı olmasının nedeni bu olayların çiftin evliliğinin dört senesinin ardından yaşanması ve karakterlerin zaten çoktan birbirlerine aşık olması. Yani ortada kazanılması gereken bir aşktan ziyade; yıkık dökük bir evliliğin parçalarının toplanmasıyla, bu çiftin asıl karakterlerine inişini okuyoruz. Tabii ki bdsm içerdiği için aşırı kaçtığı ve itici bir çizgide ilerlediği kısımları da okumadık değil ve elbette bu kısımlar da kitabı daha çarpıcı, daha acımasız kılıyor. Sonlarına gelirsek bunu hiç beklemiyordum. Yani yazar gayet de ilk kitapla bitirebilirmiş ama kadın "yok ben tersköşe yapacağım" diyerek ikinci kitabın da olacağını belirterek ağzımı açık bıraktı. Dominant karakterlerinin oturmasıyla hem Diana hem Adam çok zorlu bir karara varıyor ve o sayfaları nefesimi tutarak okudum. Bu türde çok fazla okuyorsanız ve konusuna rağmen klişeden uzak ama yetişkin türünü oldukça ağır yansıtan bir kitap arıyorsanız işte doğru yerdesiniz. Yorumumu okuduğunuz kadarıyla bu kitabın da belirli bir kesime hitap ettiğini anlamışsınızdır. Evet, ben çok ama çok beğendim çünkü okumayı tercih ettiğim bir tür ve beklediğimden daha büyük bir kaliteyle beni karşılayan bir kitap. Fakat içeriği ağır olduğu için yaşınızı ve okuma türünüze göre önerimi dikkate almanızı telkin ederim. Her neyse, ben ikinciyi okumaya gidiyorum. Aynı dolu dolu hislerle onu da yorumlamam dileğiyle..
Continue reading Evlilik Oyunları - C. D. Reiss | Kitap Yorumu
,

Uzak Yıldızlar - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Uzak Yıldızlar
Orijinal Adı: Stars Above
Yazar: Marissa Meyer
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 375
Goodreads Puanı: 4,28/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
ONLAR FARKLI MASALLARIN KAHRAMANIYDI. AYNI YILDIZLARIN ALTINDA BENZER BİR GELECEĞİN DÜŞÜNÜ KURDULAR..
Ay Günlükleri evreninde pek çok muhteşem, şiddet dolu ve romantik hikâye gizli. Ve tabii sırlar da. Cinder, Yeni Pekin’e nasıl geldi? Kraliçe’nin askeri Wolf, nasıl oldu da genç bir adamdan bir katile dönüştü? Prenses Winter ve saray muhafızı Jacin, onları bekleyen geleceği ilk ne zaman fark etti?
Beşi daha önce hiç yayınlanmamış dokuz hikâye ve Alice Harikalar Diyarında’nın Kupa Kraliçesi’ni konu alan bir sonraki Marissa Meyer romanı Kalpsiz’den, yine daha önce hiç yayınlanmamış bölümler içeren Uzak Yıldızlar, çok satan ve bununla da kalmayarak çok sevilen “Ay Günlükleri” serisinin okurları için vazgeçilmez bir kitap.

Ay Günlükleri serisi sürekli kitap okumaya başladığımda merak edip elime aldığım ilk serilerden biriydi, o yüzden yeri her zaman benim için ayrıdır. Seri boyunca yazar her devam kitabıyla bir başka karakterine bayılmamı sağlarken, bir yandan da ünlü masal yıldızlarını böyle bir dünyaya uyarladığı için kendisini tebrik etmemi sağlamıştı. Serinin novella tadında olan bu son kitabında ara ara bölümler okuyoruz. Bunlar Scarlet'in büyükannesinin Cinder'ı nasıl sakladığı, Scarlet'in küçüklüğü, Cinder'in sayborg'a dönüştükten sonra üvey ailesiyle yaşadıkları, Winter'ımızın küçüklüğü ve gücünü kullanmamaya karar verdikten sonra başına gelenler, Throne ve rapunzel Cress'imizin geçmişe uzanan küçüklükleri, ikinci kitapla tutulduğumuz Wolf'un kurt sürüsüne katılışı derken elden bırakmadan okunacak, seriyi özleyenlere deva olacak bir kitap. Her bölümden bazı kısımları çok beğendim ama eğer genel havasıyla bakarsak yine de çok dolu dolu bir kitap değildi. Nihayet son bölümde bizimkilerin geçmişinden ziyade artık neler yaptıklarıyla ilgili bir bölüm okuduk. Bu bölümde iki ünlü karakterimizin evliliğiyle ilgiliydi ve çok güzeldi. Anlayacağınız seriyi sevenlerin veda tadıyla kesinlikle okuması gereken bir kitap. Keyifli okumalar dilerim..
Continue reading Uzak Yıldızlar - Marissa Meyer | Kitap Yorumu