11 Şubat 2016

,

Buz Kapanı - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Buz Kapanı
Orijinal Adı: Never Fade
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa Sayısı: 552
Yayınevi: Parodi
Çıkış Tarihi: 07/2015
Goodreads Puanı: 4,37/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;

Turuncu… lider… Roo… Herkes farklı bir şekilde sesleniyor bana. Oysa bir tek ben gerçekte ne olduğumu Biliyorum: bir canavar. Ve şimdi beni bekleyen zorlu bir görev var: Virüsün kaynağını açık eden çok gizli Bir bilgiye ulaşmak… Ve bu… bir zamanlar bana nefesim kadar yakın olan birinin ellerinde… Şimdi bir tercih yapmak zorundayım. Ya kalbimi özgür bırakacak ya da Karanlık zihinleri aydınlığa Kavuşturacağım…
Chubs'ın cümlesini bitirmesine gerek yoktu. Onlarla karşılaştığımda ne durumda olduğumu hatırlıyordum: Paramparça olmuş, korkak bir kız. Ne giyecek bir yerim ne de bir yakınım vardı. Belki de hâlâ o kızdım ve hep öyle kalacaktım. Ama şimdi en azından kendimi yeniden inşa ediyordum. Parça parça.
Merhabalar! Ettim ettim bu kitabi bir günde bitirdim ama şu an yazdığım yorumu üşengeçliğimden oturup yarın akşam yayınlayacağım. Karanlık Zihinler serisinin ikinci kitabi olan Buz Kapanı en az ilk kitap kadar sürükleyici, duygusal ve merak uyandırıcıydı. Beni bir konuda hayal kırıklığına uğrattı. Normalde seri kitapları gitgide daha mükemmel olur ama nedense ikinci kitabi birincisi kadar beğenemedim. Distopya aksiyon karışımı okumayı seviyorum ama o türü güzel yapan da en az araya serpiştirilen duygusal sayfalar. Bu kitap da çok fazla duygu yoğunluğu yaşayamadım. İlk kitaba göre bir puan kırdım ama yine de çok güzeldi. Sadece yazarın iki kitapta da ilk yüz elli sayfa kadarını sıkıcı yazması biraz sinir bozucu olabiliyor.
"Çocukken çok sevdiğim bir hikaye vardı," diye başladım usulca. Yalnızca onun duyabileceği yükseklikte bir sesle konuşuyordum. "Tavşanlar hakkında. Belki sen de dinlemişsindir."
En baştan başladım anlatmaya. Kaçıştan. Ormana kaçıp da ger köşede yeni bir tehlikeyle karşılaşmalarını ve daha kendilerini bile koruyamazken sevdiklerini korumaya çalışmalarının yarattığı çaresizliği. O kara gözlü çocuğu, ihaneti, yangını ve dumanı. Ona kendi hikayemi anlattığımı fark ettiğim anda Jude çoktan uykuya dalmış; rüyalar alemine yollanmıştı.
Geçenlerde bu seriyle ilgili bir yorum okudun. Hatta baya gülüp katıldım. Bence de Alexandra Bracken çok üşengeç bir yazar. İlk iki yüz sayfayı hep yavaş ve durağan yazıyor ama sonra yarıdan sonra pat diye açılıyor. Bunu ilk iki kitapta da yaptı ve okuduğum yorumlara göre son kitapta da yapmış. Ama üçüncü kitabın son 300 sayfası mükemmelmiş.
Liam başını hafifçe eğerek onayladı ve kısa bir iç çekişle gözlerini kapadı. Alnına düşen buklelerini düzeltmek için uzandığım sırada bana dönerek dudaklarını araladı. "Sen... çok güzelsin. Adın... ne?"
Ağzından dökülen kelimeler kalbimi durduracaktı ama bu kadar anlamlı bir cümle kurmasına hazırlıksız yakalandığımdan cevap vermem biraz zaman aldı.
"Ruby," diye tekrarladı o tatlı güneyli aksanıyla. Tıpkı Rolling Stones'un şarkısı 'Ruby Tuesday' gibi. Güzelmiş."
İkinci kitapla seriye katılan Vida ve Jude karakterlerini çok sevdim. Her ne kadar ilk kitaptaki karakterlerden biraz uzaklaşmış olsak da yerlerini biraz doldurabildiler. Çok uzun bir yorum olmayacak sanırım. İlk kitap da benden 9 puan almak üzereydi ama son yüz sayfada gelişen olaylar beni oradan oraya sürüklemişti. Bu kitapta o hissi pek az yaşayabildim. Daha ağır bir distopya tarzı vardı. Tabii ben yine Ruby karakterine hayran kaldım. Artık üçüncü kitabi bitirince okuduğum kitaplar arasında en güçlü kız karakter olarak zihnime kazınacak.
Serinin ikinci kitabını kötü empoze etmek istemiyorum. Öyle olsaydı 9 puan verip bir gün içinde 550 sayfayı bitirip boynumu ağrıtmazdım. Sadece daha büyük bir beklenti içine girmiştim. Tabii bir kaç sayfa vardı ki böyle şapsirik bir tiple okudum sayfaları hatta defalarca kez tekrar okudum. Kitap hakkında olumsuz yorum fazla yapamam. Beni yine heyecanlandıran ve yer yer hafif gözlerimi dolduran bir kitaptı. Yalnız ciddiyim Ruby karakterine bayıldım. İçinde canavarla savaşması ve insanlara öyle içten bir şekilde değer vermesiyle olayları onun gözünden okumak sıkılmamızı engelliyor. Bir de yaptıklarından pişman olup en kötü bir insan içi bile o da iyi olabilirdi diye düşünmesi beni Ruby'e daha da bağladı. Üçüncü kitap olan Ateş Çemberi'ne tam puan vereceğime emin gibiyim. Yarin gece geç vakitlere kadar okuyup bitirme niyetindeyim. Serinin her kitabi ayrı kalın. Yarıya gelene kadar zorlanıyorum ama iki kitapta yarıdan sonra elimde daha hızlı aktı. İkinci kitap birinciye doğru bir tık az harikaydı ama sanmayın ki okurken sıkıldım. Sırf bir puan kırdım diye seriyi okumamazlık ederseniz hatırım kalır!
                        
Continue reading Buz Kapanı - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

9 Şubat 2016

,

Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Karanlık Zihinler (The Darknest Minds #1)
Orijinal Adı: The Darknest Minds
Yazar: Alexandra Bracken
Sayfa Sayısı: 572
Yayınevi: Parodi
Çıkış Tarihi: 12/2014
Goodreads Puanı: 4.29/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;

Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...
Bana böyle manyak duygular yaşatan oradan oraya sürükleyen bir yeni serinin ilk kitap yorumumla iyi geceler herkese. Yarın sabah erken kalkacağım ama inat ettim şu kitabı bitireceğim diye. Kitaba dün akşam üstü başladım ve bugün her ne kadar başları aşırı sıkıcı olsa da dişimi sıkarak devam ettim. İyi ki öyle yapmışım. Bu kitap elimde sürünmeyi hak edecek türden değildi. Zaten yarıdan sonrasında istersen elinden bırak durumundaydım. Mükemmel bir kitaptı. Bu kadarını ciddi anlamda beklemiyordum. Övgü dolu yorumları okumuştum, beklenti içine girmiştim ama yine de karakterleri bu kadar sevip bağrıma basıp hiç beklemediğim bir şekilde ağlayacak duruma gelecek kadar kitabı sevebileceğimi düşünmemiştim. Beni böyle tersköşe yapmasına hayran kaldım.
Kendimi kandırmamın bir manası yoktu. Camdaki yansımama baktığımda bir patikanın sonundaki o küçük, beyaz evde yaşayan Ruby'den -o parmaklarına bal bulaşmış, saçları örgülü kızdan- en ufak bir iz göremiyordum artık. Bu his içimi, sanki en sevdiğim şarkının sözlerini unutmuşum gibi büyük bir boşlukla doldurdu. O kız sonsuza dek kaybolmuştu artık. Ve kalbindeki en küçük pırıltıdan bile.
İlk yüz sayfa kadarı çok sıkıcıydı. Sıkıcı derken artık olayların hızlanmasını istiyorsunuz ama sonuçta sıkıcı olsa da kesinlikle bir şeylerin olacağını bildiğinizde sayfaları aceleyle çeviriyorsunuz. Olayların kopmaya başlamasıyla birlikte kitabı bırakamadım zaten. Ruby karakterini öyle sevdim ki kelimeler kifayetsiz. Sadece Ruby'i değil elbette. Başta Lee sonra huysuz Chubs'ı ve elbette tatlı mı tatlı ve beni kitabı okurken saf saf sırıttıran Zu'ya bayıldım resmen. Öyle güzel bir kitaptı ki olayların başlangıcıyla elimde akıp gitti. Ben de hayran hayran satırları okudum. Son yüz sayfaya kadar tam puan vermek konusunda kararsızdım ki muhtemelen de vermeyecektim ama son yüz sayfada gelişen olaylarda muslukları öyle bir açtım ki yorumumu hafif bir baş ağrısıyla yazıyorum. Kitap çekimimi ilk yüz sayfayı okuduktan sonra yaptığımdan öyle renksiz duruyor yoksa sonra her tarafını işaretledim.
"Bunu daha fazla yapamam," diye haykırdım. "Neden beni yalnız bırakmıyorsun ki?"
"Çünkü sen olsan beni bırakmazdın."
Tekrar söyleyerek belirtiyorum ki mükemmel bir kitaptı. Distopya türünde okuduğum en iyi kitaplardan biriydi kesinlikle. Serinin diğer kitaplarını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Buz Kapanı'nı okurken ilk kitaptan dolayı içim hep bir buruk olacak ve muhtemelen beni biraz ağlatacak. Bu yüzden içim daha büyük bir heyecanla dolu. Tabii Buz Kapanı'nın arka sayfasını okumak bile merakımı iki katına katlıyor. Bu arada ağladığım kitaplar hakkında da bir blog yazısı yazmayı düşünüyorum ama önce şubat ayında okuyacağım kitapların bitmesini bekleyeceğim. Son olarak Karanlık Zihinler harika bir kitaptı. Üç kitaptan oluşan serinin ikinci veya üçüncü kitabına tam puan vereceğimi düşünürken ilk kitabından beni böyle etkilemesine hayran kaldım. Parodi yayınlarının harika basımıyla ve mükemmel çevirisiyle bu kitabı uygun satması da cabası. Okumayan kitap kurtları varsa direk sepete :)
Continue reading Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu

#MİM / Gitmek İstediğiniz Hayali Dünya

Üçüncü mimimle hiç zaman kaybetmeden blogumdayım. Beni bu tatlı konuya sağolsun Tuğçe Yüksel mimlemiş. O zaman sorulara başlayalım :)

1. Gitmek istediğiniz bir hayali dünya var mı? Varsa neresi olsun isterdiniz?
Var elbette ama gerçek olamayacığı için hepsini yazsam olur sanırım. Hayao Miyazaki'nin animasyonlarındaki o harika mekanlara gitmek isterdim, çok klişe olacak ama diğer herkes gibi ben de Hogwarts'a gitmek isterdim, Tim Burton'un harika filmlerindeki çekim yerlerine özellikle de Charlie'nin Çikolata Fabrikası'na ve yine Tim Burton'un elinden çıkma olan Alice Harikalar Diyarı'na gitmek isterdim.
2. Sevdiğiniz bir filmde/dizide hangi karakteri olmak isterdiniz ya da kendi karakterinizi yazabilirsiniz?
Blogumda belki de hiç bahsetmedim ama izlediğim ilk yabancı dizilerden birisi Gossip Girl'dü. Hatta bana İngilizce öğrenme aşkını aşılayan diziydi Gossip Girl. Ve tabii ki ben Leighton Meester'in oynadığı Blair karakterini çok seviyordum. Hem şımarık halleri hem de aslında içinde çok sevimli bir karakter olmasına bayılıyordum. Hele de Chuck ile ilişkilerini böyle ellerimi yanaklarıma dayayıp bayıla bayıla izliyordum. Bu yüzden bir dizide Blair karakterini oynamayı çok isterdim.
Abartmıyorum. Sanırım bugüne kadar Charlie'nin Çikolata Fabrikası filmini on kezden fazla izledim. Ben zaten küçüklüğümden beri çok severdim. Küçük kız kardeşim de hayranı olunca bir ara defalarca kez izlemiştim ve her seferinde kalkacağım deyip sonuna kadar bitirdim filmi. Bazen televizyonda da veriyorlar ve ben her seferinde sıkılmadan izliyorum. Charlie'nin Çikolata Fabrikası filmindeki Charlie olmak isterdim. Sadece o kadar şanslı olduğu için değil. Bir hayale öyle büyük bir istekle tutunduğu ve kendini diğer çocuklardan ayırarak ne kadar samimi olduğunu tüm izleyicilere aşıladığı için Charlie olmak isterdim ve elbette o kocaman fabrikayı büyük bir merakla gezmek isterdim.
Aç gözlüyüm biraz. Aslında bu soruya onlarca cevap verebilirim. Son olarak da The Book Thief'deki Liesel olmak isterdim. Beni hem ağlatmıştı hem de çok tatlı tatlı güldürmüştü. Kitaplara olan aşkı ve filmdeki erkek karaktere okuma yazmayı öğretme sevdası çok hoştu. Kitabını da satın aldım fakat daha kısmet olmadı okumak.

3. Sevdiğiniz bir romanda/masal da hangi karakter olmak isterdiniz?

Benim tam zıttım olan Eksik Parça serisindeki Mara Dyer olmak isterdim. Ben biraz kanlı filmlere ya da azıcık korkuya bile gelemem ama tam zıttım olan Mara Dyer olmak isterdim. Onun gibi yaşadıklarıma karşı cesur olmayı ve her türlü inancımı kaybetmemeyi isterdim. Ne kadar herkes deli olduğunu düşünürken Noah gibi bir karakterin desteğini isterdim. Çok farklı karakterler olsak da Mara Dyer'e bürünüp onun akıl almaz hayatını yaşayıp onun kadar cesur olmak isterdim.

4. Gerçek hayatta başka birisi olarak doğma şansınız olsaydı, kendiniz dışında kim olarak doğmak isterdiniz ?

Yine bu Betül olmak isterdim ama bazı huylarımı değiştirmek isterdim. Mesela uyku konusunda seslere bu kadar takmamayı ve her şeyden korkmamayı dilerdim. Kız kardeşim kadar cesur olup böceklerden korkmamayı ve asla izlemeyecek kadar gerilim filmlerinden nefret etmemek isterdim. Bunların dışında biraz daha uzun olmak isterdim ama yine de şu anki halimden memnun sayılırım. Etrafımda arkadaşlarımın sevdiği Betül'ü seviyorum. Hobilerimi, huylarımı, insanları güldürmemi ve hafif argo ağzımı bile seviyorum. Küçükken bazen başka ailelerin çocuğu olmak isterdim. Mesela birinde sulu boya gördüğümde keşke onlar benim annem babam olsa da onların çocuğu olsam derdim. Ne kadar satıcı bir çocukmuşum. Oysa çok güzel bir çocukluk geçirmiştim. Sonradan bu huyumu bırakmıştım ama.

Bu mimi girmeyen benim tanıdığım kimse kalmadı sanırım. O yüzden bir dahaki mimimde dostlarımı da mimlemek dileğiyle! 
Continue reading #MİM / Gitmek İstediğiniz Hayali Dünya

8 Şubat 2016

,

Komik Bir Hikaye - Ned Vizzini | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Komik Bir Hikaye
Orijinal Adı: İt's a kind of funny story
Yazar: Ned Vizzini
Sayfa Sayısı: 448
Yayınevi: GO!
Çıkış Tarihi: 01/2016
Goodreads Puanı: 4.14/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
New York şehri sakinlerinden on beş yaşındaki Craig Gilner hayatta başarılı olmaya kararlıdır. Bunun için de önce doğru liseye, sonra doğru üniversiteye, sonra da doğru işe girmelidir. Ama olaylar hiç de umduğu gibi gelişmez ve Manhattan’ın en zorlu liselerinden birine kabul edilmesiyle birlikte hayatı çekilmez bir hal alır.  Depresyona giren Craig yemek yiyemez, uyuyamaz ve bir gece kendini öldürmeye karar verir.

İntihar kararıyla birlikte acil servisin yolunu tutan Craig kendi isteğiyle psikiyatri kliniğine yatar ve seks bağımlısı travesti, makasla yüzünü kesen genç kız, yerçekiminden korkan çocuk gibi birbirinden ilginç karakterlerden oluşan hastaların arasına karışır. Craig burada, onu yiyip bitiren endişelerinin kaynağıyla yüzleşme fırsatı yakalayacaktır.

İki günde bitirdiğim bu bir o kadar farklı bir o kadar sürükleyici kitapla merhabalar! Kitap çıkalı daha bir ay olmadan ben de satın alabildim. Şubat ayı okuyacaklarım arasında olduğundan ve şubat ayında haddinden fazla meşgul olacağımdan hiç boş vakit harcamadan bu kitaba gömüldüm. Üç sene önce filmini açıp izlemeye niyetlenmiştim fakat türkçe dublajlı bulunca yarıya bile gelmemiştim. GO! yayınlarının bu kitabı basması harika olmuş. Şayet kitapyurdu bana kitabın arkası alttan yırtık şekilde yollamasaydı daha harika olabilirdi. Kitap aşırı sürükleyiciydi. Bir oturuşta iki yüz elli sayfa okudum ve neredeyse hiç atlamamaya özen gösterdim. Craig'in karakteri beni hem güldürdü hem de hüzünlendirdi. Hem onu intihara kadar sürükleyen hayat şeklinde hüzünlendim hem de kitaptaki diğer karakterler gibi kendini yenip son anda bundan kurtulmasına sevindim.
"Telefonunu falan isteyecektim aslında, buradan çıkınca seni ararım diye."
Gülümseyince yüzünü çevreleyen kesikler kedi bıyığı gibi belirginleştiler.
"Seni üçkağıtçı."
"Ben de adamım sonuçta," dedim.
"Ben de erkeklerden nefret ediyorum," dedi.
"İyi de, adamlar farklı," dedim.
"Belki bir parça," dedi.
Çok uzun uzadıya bir yorum yapmayacağım sanırım. Kitap yarıya kadar oldukça sıradandı. Kendini okuttu ama yok be, hadi oradan gibi hislere kapılamadım. Yarıdan sonrası hele de psikiyatri bölümüne yattığında yaşadıkları oldukça ilgi çekiciydi. Craig düzelecek mi, eskisi gibi bir şeyleri sevmeye tutunmaya başlaya bilecek mi diye merak edip durdum. Bana sorarsanız kitabın son yüz sayfası harikaydı. Bazı satırları tekrar tekrar okudum. Yazarın espri anlayışı ayrı bir alemdi zaten. Psikiyatrı bölümünde insanlarla kurduğu yakınlık, sonunda neler yapabileceğine dair kendini inandırmaya başlaması ve tabii karşısına Noelle'nin çıkmasıyla kendini biraz daha iyi hissetmesi derken pat diye bitti. Sanki 450 sayfalık uzun bir kitap değildi. Kısacası akıcıydı ve elimde sürünüp canımı sıkmadı. İki üç oturuşta bitirebileceğim kadar eğlenceli bir kitaptı. O yüzden yeni çıkanlar arasında gözünüze ilişip merak edenler varsa okuyun derim. Tam puanlık mükemmel bir kitap diyemem ama beni farklı düşüncelere sevk etti. Karakterlerle empati kurduğum kitapları seviyorum. Bu da onlardan biriydi. Hele de sonu çok hoşuma gitti. Craig'in kafasından geçenleri okumak baya eğlenceliydi. O yüzden gönül rahatlığıyla öneriyorum. Şayet gözünüze ilişirse sepetinize ekleyin. Zaten GO! yayınları sağ olsun kitapları diğer yayınevlerine göre baya ucuz oluyor. Sayfalarını o kadar ince yapıyorlar ki kitaba uzaktan 400 sayfa bile diyemiyorsunuz.
"Acil İntihar Hattı şu anda çok mu yoğun?
"Evet, Cuma gecesi. Her zaman en yoğun gündür.
Aman ne güzel. İntiharım bile sıradandı.
Komik Bir Hikaye kitabını farklı bir şeyler okumak istiyorsanız alın. Kafanız biraz güzelse alın ya da sadece bak böyleleri de var diyebilmek için alın. Bana sorarsanız her türlü alın çünkü insana bir şeyler katan bir kitap. Olmuyorsa zorlamayacaksın sonuçta. Tabii intiharı kast etmiyorum :) Kitabın filmini de tekrar izleyeceğim elbette. Sadece bu ay boyunca çok fazla çevirim var o yüzden biraz erteleyebilirim. Kitaplığımı instagramda rainbow tagıyla meşhur şekilde ben de dizebildim sonunda;
Not: Önceki kitap yorumlarımı okuduysanız Winter yorumum nerede diyebilirsiniz. Kitabı yarıya kadar okudum ama ne yazık ki beni çok sıktı. Olaylar bir durulmadı ve bu kadar olayın ardı ardına fütursuzca gerçekleşmesi aynı şeylerin tekrarlanması hissi kitaba zorla devam etmemi sağladı. Böylece ben de önceki üç kitabın ne kadar güzel olduğunu düşünüp kendimi suçlamaya başlayıp İngilizcemde hata buldum. Sanırım İngilizce okuduğum için beni o kadar daraltmış da olabilir. O kadar uzun olduğu için de olabilir. Olasılıklar çok fazla ve suçu kendimde buluyorum. Sonuçta tüm bombaların patladığı serinin dördüncü kitabı kötü olmamalı. Türkçe okusam beni böyle sıkmayacaktı belki de. Anlayacağınız serinin son kötünü beğenmemezlik etmemek için Türkçesini bekleyeceğim. Belki kitabın geri kalan yarısını İngilizce okusam tam benliktir ama artık zorlama yapacak halim kalmadı. Artık Artemis'in keyfini bekleyeceğiz :)
Continue reading Komik Bir Hikaye - Ned Vizzini | Kitap Yorumu

5 Şubat 2016

Fethi Paşa Sosyal Tesisleri | Üsküdar

15 tatil yazımda Üsküdar'a geçmeyi ne kadar çok istediğimi belirmiştim. Ve sonunda çarşamba günü gidebildim. Kuzenimde kaldığım için bir de tee Başakşehir'den Üsküdar'a gittik. Yolun uzunluğunu ne siz sorun ne ben yazayım. Fethi Paşa sosyal tesislerine bu seferle birlikte üç kez gitmiş oldum ve bayılıyorum buraya! Ulaşımı da oldukça basit. Marmaray ya da vapurlar Üsküdar'a geçince direk ana caddenin aşağısına Paşa Limanı caddesine doğru dümdüz yürüyorsunuz. Bu sefer iki durak için otobüse bindik. Fethi Paşa'ya ilk geldiğimde diğer kısımdaki açık bölümde oturmuştuk. Fiyatları aşırı uygundu. İkinci gidişimde kuzenlerimle sosyal tesislerde yemek yemiştik. Bu sefer de açık bölümde oturduk ve sahlep içtik. Kahvaltı için gitmek de gayet uygun. Fiyatları yakınlarındaki mekanlara göre daha uygun.
Tabii bir de Fethi Paşa korusu var yukarısında. Hemen yemekten sonra ufak bir yokuşu çıktıktan sonra harika bir manzara çıkıyor karşınıza. Ne zaman oraya çıksak bir sürü fotoğraf çekiliyoruz. Sadece arkadaşlarımla değil, kendi başıma da gidip uzun uzun oturmak istediğim bir yer. Fakat annem tek başıma karşıya geçmemem konusunda hala ısrarını koruyor. En son gittiğimde çektiğim manzarası ise;
Pazar günleri ailecek gitmek istediğim bir yer ama arabayla karşıya geçmek konusunda babamın sıkıntılı kuralları var. Bu yüzden henüz ailecek gidebilmiş değiliz. Bir cumartesi sabahtan annemlerle gitmeyi planlıyorum bu sene. Kısacası Fethi Paşa gitmeyi çok sevdiğim manzarası mükemmel bir mekan. Hem fiyatları uygun hem de sıcak bir ortamı var tabii kalabalık olmadığında. On beş tatilden ötürüydü sanırım çünkü bu sefer dışarıda zor yer bulabildik. Bu arada yarın Taksim'e gidiyorum yine. Aslında yarın tekrar Karaköy'e gitmek istiyordum ama hava çok fena yağmurlu. Bir diğer "geziyorum" yazılarım muhtemelen Otağtepe, Hafız Mustafa 1864, Boon Cafe, Nev-i Cafe, Paşalimanı, Lena Cafe ve Grand Cafe hakkında olacak. Tabii bir de Karaköy'e gidebilsem Press hakkında.
Not: Kitap olarak Winter'i okuyorum fakat epub olarak 1300 pageden oluşan kitabın henüz 350'sini ancak okuyabildim. Çok akıcı ama kendimi başka bir kitaba kaptırmış durumdayım. Pazar akşamı olmadan Winter yorumumum blogumda olacak!
Continue reading Fethi Paşa Sosyal Tesisleri | Üsküdar

4 Şubat 2016

Me Before You Fragmanı Yayınlandı!

Biri beni cimciklesin! Hem de böyle canım baya acıyıp kendime gelene kadar! Ah dostlar, rüya gibi değil mi bu film, bu afiş, bu fragman, bu oyuncular, bu kitabın film olacak olması! İlk defa bir kitabın film versiyonunu böyle bir mutlulukla takip ediyorum. Bundan dört ay önce Senden Önce Ben kitap yorumumda kitabı yerlere göklere sığdıramamıştım. Hatta spoiler kısmını yazarken bile gözlerim dolmuştu. Kitabı bitirdikten sonra deli gibi ağlamış ve ikincisinin çıkacağını duyunca da mutluluktan ağlayasım gelmişti. Filminin çekileceğini duyduğumda kadroyu İmdb'de görene kadar Emilia Clarke ve Sam Claflin'in oynayacağına inanmamıştım. Sam Claflin'i teee Pamuk Prenses ve Avcı filminden beri çok seviyorum. Emilia Clarke'i çok sevdiğimi söyleyemezdim ta ki fragmanı izleyene kadar! Kendisini herkes gibi Game of Thrones'da tanıdım ama Senden Önce Ben filmindeki Louisa gibi deli dolu bir karakteri nasıl oynar emin olamadım. Hatta biraz öfkelendim çünkü Louisa kendini öyle aman aman bir güzelliğim yok diye tanıtıyordu kitapta. Oysa Emilia Clarke'in güzelliği dillere desten.
Ama fragman beni öyle şaşırttı ki! Resmen Louisa'ya bürünmüş. Ne kadar harika bir oyuncu olduğunu bu karakterle de kanıtlamış. Game of Thrones da daha soğuk bir kadın karakterini canlandırdığı için Louisa'ya nasıl bürünecek diye merak ederken resmen tersköşe yaptı. Mükemmel olmuş. O kadar tatlı ve içten ki bayıldım fragmandan gördüğüm kadarıyla bile!
O fragman ne öyle! İnsanın açıp açıp izleyesi geliyor. Hele de şu sahne, o çoraplar! Bu kitapla ilgili her şeyin anısı bende çok farlı. Kitabını geçenlerde kuzenime verdim ama kendisi dramı dibine kadar yaşattığı için çok beğenemedi. Aksine beğenememesine sevindim çünkü bu kitaptaki karakterlerle dibine kadar bütünleştiğim için mutlu oldum. Kendimi özel hissettim.
Sam Claflin'i de aşırı beğendim ama bir şekilde okurken aklımda oluşturduğum Will ile bağdaştıramadım. Umarım filmi izlediğimde karakterine daha çok bayılırım. Fragmanı bile beni ağlatabilecek düzeyde olan bu filme haziranda çıktığı gün gideceğim ve kimse umurumda olmayacak. Sinema biletimi alıp paşa paşa yerime geçip deli gibi ağlayacağım. Mükemmel fragmanına gelince;
İngiliz aksanından nefret eden bendeniz Betül, kitaptan alıntılarla dolu olan bu ikisinin İngiliz aksanıyla o replikleri söylemelerini bayıla ayıla izleyeceğim! Haziranda filmi izlediğimde şöyle gözlerim şişmiş halde eve geldiğim gibi film yazımı girerim artık. Sabırsızlıkla bekliyorum!
Continue reading Me Before You Fragmanı Yayınlandı!

Şubat 2016 Kitap Alışverişim

Her ay olduğu gibi yine bir kitap alışverişi yazısıyla blogumdayım. Aslında buraya yazmak istediğim birkaç yazı olduğu halde kuzenimde kaldığım için yazamadım. Artık bu gece içinde üç tane bile yazabilirim. Bu ay kitap alışverişimi kitapyurdu'ndan yaptım çünkü hem kendileri bana 9 liralık bir hediye çeki vermişlerdi hem de okuoku da Labirent serisi setli olarak satılmıyordu. Bu yüzden ben de ocak ayının ortasından beri labirent serisiyle karanlık zihinler serisini kitapyurdu sepetimde bekletiyordum.
Labirent serisini uzun zamandır almak istiyordum ve bir türlü sepetime ekleyemiyordum. En sonunda internetten yaptığım dördüncü alışverişimde satın alabildim. Labirent serisi kitapyurdu'nda 60 liraydı. Normal kitapçıdan alsam bana aşırı pahalı patlayacaktı. Böylece bir kitabın bedavaya geldiği açıkça ortada. Labirent serisini hemen şubat ayı içinde okuyacağım. Son İsyan'ın film versiyonu 2017'de çıkacak sanırım. Merakla bekliyorum.
Karanlık zihinler serisini instagramda görüyordum ama almayı hiç düşünmemiştim. Bir bloggerın aşırı beğendiğini görünce hatta Eksik Parça'dan bile daha çok beğenildiğini görünce dayanamadım ve hemen sepetime ekledim. Keşke zamanında bilseydim de bu seriyi Tüyap'dan tanesi 10 liraya alsaydım. Kitapların tanesi 14 küsürattı. Böylece üç kitap 43 liraya falan geldiler. Karanlık zihinlerin üç kitabını da şubat ayında okuyacağım hemen. Ayrıca seri tamamlandığı için de çok mutluyum. Son kitabın basılmasını beklemeyeceğim.
Bu iki kitap yumurtadan çıktı. Komik Bir Hikaye kitabını almak istiyordum ama aylığımdan bana az para kalacak diye sepetimden çıkarmayı düşünüyordum. Son anda annanem para verince üstüne bir de Tatlı Şeytan kitabını ekledim. Sweet Trilogy serisi 4 kitaptan oluşuyor. Go yayınları üç kitabını çıkarmış durumda. Son kitap olan Sweet Temptation'u okuyana kadar muhtemelen Go yayınları çıkarmış olur. Mart ayında CNR kitap festivaline gideceğim için internetten sipariş vereceğimi sanmıyorum. Eğer istediğim kitaplar dışında param kalırsa CNR festivalinden serinin diğer iki kitabını da alabilirim.
Ocak ayı boyunca kitaplığımdan bu kitapları okudum. Papucumun Ajanı birikuzenime gittiği için onu ekleyemedim. Eğer şubat ayında bahsettiğim challenge ile tüm kitapları okursam kitaplığımda okumadığım çok az kitap kalacak. Bu sırada yeni kitaplarla yeni bir düzen yapmam gerekti elbette.
Kitaplığımın yılan hikayesini okumayan varsa merak edenler kesinlikle okusun. İşte kitaplığımın son hali böyle. Bu arada kitaplığımla ilgili neler düşündüğümü kısacık ekleyeyim. Şu anda mumlarla dolu olan yan yana olan ilk iki rafını zamanla aldığım klasiklerle doldurmak niyetindeyim. Can yayınları, YKY ve İş bankasının yayınlarıyla dolup taşacak yanı kısacası. En üst katı zamanla tamamen yeni kitaplara vereceğim. Orta kat şu anda ağzına kadar yeni kitaplarla dolu. Şu anda orta katımda üç kitabım eksik. Onlar geldiğinde yine bir düzenleme yapmam gerek.
Sonuç olarak şubat ayı kitap alışverişim 9 kitaptan oluşmakta ve hediye çekinin yardımıyla faturam 127 lira tutmuş durumda. Bana annem ve kuzenimin kıyağıyla sadece 100 liraya patladı. En ballı kitap alışverişimdi resmen. Ayrıca maillerim direk tablete gittiği için kitap faturamı babam da görmüş oldu. Kendisi annemden daha ılımlı sağ olsun. Annemin mart ayında internetten herhangi bir şey almama izin vereceğini hiç sanmıyorum. Bu ay bile zar zor ısmarladım. Zaten mart ayında doğum günüm olduğu için herkesten topladığım paralarla festivale gideceğim! Bir de kitapyurdu'ndan bundan sonra daha nadir alışveriş yapacağım. Yine bir iki kitabı yaralı göndermişler. Gördükçe öfkeleniyorum. Bir daha kitapyurdu'ndan alışveriş yaparsam maille önceden kitapları dikkatli seçmelerini rica edeceğim. Şubat ayında aldığım kitapların yorumlarıyla görüşmek üzere :)
Continue reading Şubat 2016 Kitap Alışverişim

2 Şubat 2016

Blogum 3. Senesine Merhaba Derken Beni Tanıyın

Blogum üçüncü senesine merhaba diyor! Sadece son aylarda aşırı aktif olduğum blogumu aslında 2014 şubat ayında açmıştım. Bugüne kadar hiç kendim hakkımda direk bilgi vermediğim için uzun zamandır yazmak istediğim beni tanıyın yazımı da üçüncü yılımın mutluluğuyla buraya ekleyeyim dedim.
Muhafazakar diyebileceğim bir ailenin üç kızından en büyüğü olan bin dokuz yüz doksan yedi doğumlu bendeniz Betül İstanbul'da doğmakla beraber hâlâ burada yaşamaktayım. Anne ve baba tarafından aynı şekilde Trabzonlu fakat kesinlikle Oflu olmamakla birlikte çok fazla memleketimiz Çaykara'ya gittiğimi de söyleyemem. Bir daha ki ay itibariyle 19 yaşıma ilk adımımı atıp bir sene daha yaşlanmış olacağım. Bir yandan lise derslerini vermeye çalışıp bir yandan ufaktan üniversite sınavına hazırlanan Betül, seneye açıktan iki senelik ilahiyat okurken diğer yandan yurt dışı eğitimini İstanbul'da veren özel bir üniversite de Arap Dil Edebiyatı ya da İngiliz Dil Edebiyatı okumaya niyetli. Kaymağı kaşıkla yiyen, kestaneyi çiğ yemeye bayılan ve çok abartılı olmasa da yemek alışkanlıklarında sorun olan ve tabii aşırı uyku problemleri de olan biri olarak kendimi diğer insanlardan sıyırabildiğimi söyleyebilirim. Önceki senelerde saçma sapan uyguladığım diyetler sonucunda yemek alışkanlığımı temelden bozarak birkaç gün sıcak yemek yemeden sadece abur cubur ayak üstü atıştırarak da idare edebilen ve annemden bu sayede oldukça azar işiten biriyim. Bunun dışında blogumu okumakla birlikte anlayacağınız üzere küçüklüğümden beri büyük bir sinema sevdalısı ve dört beş senedir ara verdiğim kitaplara geçen yaz, yaz tatilinin girmesiyle bomba gibi bir dönüş yapmış bulunmaktayım. Çok fazla hobim olduğu için can sıkıcı ya da buluştuğunuzda karşınızda sus pus oturan biri değilim kesinlikle. Şu konuda anlaşamazsanız o konuda anlaşabileceğiniz bir insanım. İnatçılık denen şey çocukluğumdan beri ben de vasıf bulmamakta. Çok ileri gidilmediği müddetçe kimseyle uzun süre konuşmamazlık yapmam. Ortanca kız kardeşimle küçüklüğümden beri çok fazla kavga ederim. Benimle ağız dalışına girmek çok büyük bir hata olabiliyor çünkü kendimi savunmak konusunda asla yorulmam. Bunlar dışında duygusal bir yapım vardır. Bazı insanların aksine sinirlendiğimde çok nadir ağlarım. Fena damarıma basılması gerekir sinirden ağlamam için. Ama buna rağmen başka konularda ağlamayı çok severim. Kitaplara filmlere ağlayıp burnumu dudaklarımı kıpkırmızı şişirmeyi severim. Birilerine sarılmaya bayılırım. Mesela küçük kız kardeşim her ne kadar sarılmaktan nefret etse de yanına kıvrılıp zorla sarılırım ona. Hatta bir şeyler karşılığında onunla uyumayı bile teklif ederim. 
Tüm gün sırtımın ağrıyacağını bilsem yine de bir yere giderken fotoğraf makinemi yanımda götürürüm. Aslında babamın olup sonradan benim sahiplendiğim Nikon makinemizin yanında bir tane de Fujifilm İnstax almak istiyorum. İstesem şimdiye kadar çoktan alırdım ama kitaplara öncelik veriyorum bu sene. Seneye de muhtemelen para biriktirip sonunda kendime Macbook bir laptop alacağım. Aslında evde bir laptop varken babamın buna izin vereceğine pek ihtimal vermesem de umut etmek güzeldir.
Ailem her zaman için hobilerim konusunda biraz yargılı olmuşlardır. Bundan seneler önce tüm paramı film cdlerine yatırdığımda babam ne zaman onları görse öfkelenirdi. Annem de bu sefer kitaplarıma takmış durumda. Kitaplara çok fazla para verdiğim için sürekli eleştiri yapıyor. Hatta bu ay zar zor sipariş verdim. Baba tarafım da anne tarafımda çok kalabalık bir aileden geliyorum. Annemler dokuz kardeşler ve keşke biz de dokuz kardeş olsaydık. Ne zaman kuzenlerimle bir araya gelsek bayıla bayıla zaman geçiriyorum onlarla. Hep bir abim olsun isterdim ve sağ olsun dayımın oğulları bu isteğimi yerine getiriyor. Teyzelerim hep farklı şehirdeler o yüzden ne zaman İstanbul'a gelseler buradaki herkes annanemde toplanır. Yazın tatile gittiğimizde Balıkesir ve Bursa'daki teyzemlere de hep uğrarız. Tabii bir de dörtlü bir kızlar grubumuz var kuzenler arasında. Ayda bir kere kesinlikle görüşür yatılı kalır deli gibi eğleniriz. 
Fotoğrafta zırlayan ortanca kız kardeşim. Kıvır saçları olan da benim. Kız kardeşim aileden kimseye benzemezken ben her zaman Aysel teyzeme ve anneme benzetildim. Bunların dışında güzel bir çocukluğum oldu. Hatta çok güzeldi. Babam oyuncakçıydı hâlâ da öyle diyebiliriz. Çocukken sayamayacağım kadar oyuncağımız vardı. Ortanca kız kardeşimle aramızda bir yaş olduğu için ikiz gibi büyüdük. Bu yüzden de bundan dört beş sene öncesine kadar manyak gibi kavga ediyorduk hatta o kadar ki saç baş bile. Suratım fotoğrafta baya yuvarlak görünüyor. Yazın sonuna kadar aşırı yanaklı bir insandım. Zaten elmacık kemiklerim çıkık olduğu için kilo da alınca gülünce artık gözlerim kısılıp sincaba benziyordum ama kilo verdiğim için artık sincap surat değilim.
Yazdıkça yazasım geliyor. Bu blogun sahibi böyle bir Betül işte. İsmimi de çok severim. İyi ki ailem bu ismi vermiş bana. Ama soyadımı hiç sevmiyorum. İlkokuldayken hep dalga geçilirdi oysa kilolu bir çocuk hiç olmadım. Tosun soyadını aile üyelerimizden kim seçtiyse alnından öpmek istiyorum. Bu blogu neden açtığım sorusuna da şöyle cevap veririm; hep kendim hakkında ya da izlediğim filmler hakkında yorum yapmayı karalamayı seven biri oldum. Geçen sene çevirilerle dolu olduğum için blogumda pek aktif değildim. Ondan önceki sene zaten benim için berbat ve son derece meşgul bir seneydi. Tabii bu sene de istesem aktif olmazdım ama artık bloguma bayılıyorum. Sabah kalkıp önce bildirimlerime bakıyorum. Her bir yazıma yorum bırakanları gördükçe mutlu oluyorum. Böyle işte dostlar. Şayet bu Betül neler yapıyor nasıl bu kadar kitap okuyacak vakit buluyor diye merak ediyorsanız zaten bu sene çok meşgul olmadığımı hep belirtiyorum. Sağlıcakla kalın :)

Gelecekteki Betül'den not: Yazıyı üç sene sonra okuyunca düşüncelerini ve kendini ifade etme biçimini biraz ergence buldum Betülcüm. Bir de "de" ayrı tatlım nedir bu yazım yanlışları, Türkçemizi güzel kullanalım hayatım.. Sırf bu kadar (gereğinden fazla olsa da) samimi yazmışsın diye bu postu kaldırmıyorum. Hadi iyisin yine..
Continue reading Blogum 3. Senesine Merhaba Derken Beni Tanıyın
,

Cress - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Cress
Yazar: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 546
Yayınevi: Artemis
Çıkış Tarihi: Mayıs 2015
Goodreads Puanı: 4.48/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
Daha ufacık bir kız çocuğuyken, cadı onu ne kapısı ne de merdiveni olan bir uzay uydusuna hapsetti.
Gelecekte bile, 
KULEYE HAPSEDİLEN GENÇ KIZLAR VAR...

Cress, Cinder’ı Kraliçe Levana’nın hain planlarından haberdar etmek için her şeyi göze almıştı. Ancak ufak bir sorunu vardı. Çocukluğundan beri, hapsedildiği bir uyduda yaşıyordu ve ona eşlik eden tek şey internet bağlantılı ekranlardı. Elinde yalnızca bu ekranlar olunca, Cress’in de efsanevi bir hackera dönüşmesi kaçınılmazdı. 
Bütün Dünya; Cinder, Kaptan Thorne, Scarlet ve Wolf’un peşindeydi. Onlar ise Levana’nın planlarını altüst etmek için Cress’i esir tutulduğu uydudan kurtarmaya ant içmişti. Ancak bir şeyler ters gitti ve ekip üyeleri uzayın ortasında birbirlerini kaybetti. Kraliçe Levana ise hiçbir şeyin İmparator Kai ile düğününü engellemesine izin vermemeye, dolayısıyla Cinder’ın peşini bırakmamaya kararlıydı. 

Cress, Scarlet ve Cinder, Dünya’yı kurtarmaya gönüllü olmamıştı. 
Yine de Dünya’nın tek umudu Cress, Scarlet ve Cinder’dı.
Ah, ah! Sonunda bu seriye dair tam istediğim gibi bir kitap okuyabildim. Cress tam anlamıyla mükemmeldi. O kadar akıcıydı ki dün gece elektrikler gittiği halde beşe kadar mum ışığında okudum. Boyun ağrıma tamam bırakıcam deyip deyip sadece yüz sayfa bırakıp uyudum. Ana karakter Cress'e bayıldım. Cinder ve Scarlet'in aksine çoook daha tatlı bir karakterdi. O kadar ki beni saf saf sırıttırdı. Hele de çapkın Kaptan Thorne'ye uzun zamandır vurgun olması ve onunla ilgili hayaller kurması çok tatlıydı. Bu kitapta sadece Cress'i anlatsalar bile çok severdim. Ama elbette önceki karakterler ne ediyorlar ne içiyorlar detaylıca verilmişti.
Cress bıkkınlıkla ona yaslandı. Başı dönüyordu. "Ben ölüyorum," diye mırıldandı. "Kimseyle öpüşemeden göçüp gideceğim."
"Cress, saçmalama. Ne ölmesi?
Cress başını dizlerinin arasına almak ister gibi kamburunu çıkardı. Hâlâ dünyası dönüyordu. Durumlarının umutsuzluğu yeni yeni kafasına dank ediyordu. Bu çölden hiç kurtulamayacaklardı. Thorne onu asla sevmeyecekti.
Thorne çömelip onun yüzünü yokladı. Söz veriyorum, öpüşmeden ölmeyeceksin."
Bu kitapta bizim tatlı kurdumuz Wolf, alfası olan Scarlet'tan ayrı düştü. Scarlet'i da çok sevmiştim ama bu kitapta daha çok Wolf'un acısına şahit olduk ve böylece onu daha çok sevdim. Tabii bir yandan Prens Kai'nin Cinder'a inanma konusunda cebelleşmesine de yer verilmişti. Ne zaman kitaptan azıcık sıkılsam hemen ilerki sayfalara ucundan bakarak azıcık spoiler yemeye çalıştım. Ne zaman ilerki sayfalara baksam merakla doldum bu nedenle de kitabı elimden düşüremedim. Böylece serinin ilk iki kitabında olduğu gibi pat diye bitmiş oldu.
Her yeni karakter birbirinden tatlı çıkıyor. Cress'in aşık olacağı kim diye merak ederken o da Kaptan çıktı. Tabii çapkın Kaptan'ın Cress'in samimi ve masum hislerini idrak etmesi biraz geç oldu. Ayrıca çevirmeni her kimse çevirisini çok beğendim. Bazı gençlik terimlerini çok yerinde kullanmıştı. Dördüncü karakter olan Winter'i da ayrı merak ediyorum. Serinin son kitabı olan Winter'a da bu akşam başlayacağım ve muhtemelen perşembe günü yorumumu gireceğim. Kısacası Bir Ay Günlüğü Kitabı serisine bayıldım. Sadece bir iki hafta içinde geçen olayları dört kitaba bölmüş olan yazar harika bir akıcılıkla yazmış her birini. Her bir karakteri okuyuculara ayrı sevdiriyor. 
Serinin her yeni kitabıyla aslında önceki kitabın karakterlerine de bağlanmamızı sağlıyor. Mesela bu kitapla Cinder'in karakterini gitgide daha çok sevdim. Tabii Prens Kai ile aralarında geçenlere yer vermeleri de ayrı mükemmel kılıyor kitabı. Üç kitapta üç ana karaktere de yer verdikleri için kitapları sıkıcılığın ucundan bile geçmiyor. Büyük bir heyecanla okuduğum bu kitaba canı gönülden tam puan veriyorum. Tabii tam puan vermemin büyük etkisi Cress'in harika tatlılığıydı. Dördüncü kitapta yine onunla ve Kaptan ile ilgili satırları okumak için sabırsızlanıyorum ve Scarlet ile Wolf artık kavuşsun istiyorum..
Continue reading Cress - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

1 Şubat 2016

,

Scarlet - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Scarlet
Yazar: Marissa Meyer
Sayfa Sayısı: 484
Yayınevi: Artemis
Çıkış Tarihi: Aralık 2014
Goodreads Puanı: 4,31/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;

DÜNYA YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYAYKEN, KÜLKEDİSİ İle KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ’IN YOLLARI KESİŞECEK…
Mekanik ustası sayborg Cinder hapishaneden kaçma planları yapıyor ancak bunu başarabilse bile dış dünyanın tehlikelerine karşı kendini nasıl koruyacak? 
Dünya’nın diğer ucunda, Scarlet Benoit’nın büyükannesi günlerdir kayıp. Scarlet büyükannesini bulmasına yardımcı olabilecek bir sokak savaşçısı olan Wolf’la tanıştığında, başta bu yabancıya güvenmekte tereddüt ediyor. Ne de olsa sokaklar ‘kurt’larla dolu! 
Yolları kesişen Scarlet, Wolf ve Cinder birlikte esrarengiz bir maceraya atılırken onları bekleyen yeni bir gizemden habersizler. Şimdi üç masal kahramanı da Ay Ülkesi kraliçesinin hep bir adım önünde olmak zorunda. Çünkü kötü kalpli kraliçe, yakışıklı prensi kendi kralı ve esiri yapmak için elinden geleni ardına koymayacak.
Birinci kitap olan Cinder'dan sonra Scarlet yorumumla tekrar blogumdayım. Yazılarım hız kesmeden geliyor. Elimden kitapların düştüğü yok. Scarlet'ı tek kelimeyle çok sevdim. Harika bir kitaptı. Birincisine göre daha büyük bir heyecanla bekledim. Her ne kadar daha çok şaşkınlık içinde okuyacağımı tahmin etsem de bu tahminimin yerini aşk dolu sayfalara vermeleri beni hayal kırıklığına uğramaktan kurtardı. Bildiğiniz Kırmızı Başlıklı Kız'ın bir diğer gelecek versiyonuydu. Hatta araya serpiştirdikleri "Büyükanne senin ellerin niye bu kadar" replikleri beni güldürmeye yetti.
Alevlerin altındaki külleri seyrederken, Scarlet'ın gözleri buğulandı. "İkimiz de pek çok fikir sahibi ve herhangi bir şey konusunda hatalı olduğumuzu kabul edemeyeceğimiz kadar inatçı olduğumuz için, sohbetlerimiz çoğu zaman ateşli bir tartışmayla sonlandırdı. Ama her seferinde, tam da birimiz bağırmaya veya kapıları çarpmaya hazır hale gelmişken, babaannem birden gülmeye başlardı. Sonra ben de ona katılırdım. Ve o da bana, kendisine çekmiş olduğumu söylerdi." Scarlet yutkundu, kollarıyla sıkıca dizlerine sarıldı. "Ona benzediğim için, önümde zorlu bir hayatın beni beklediğini söylerdi." Scarlet gözlerine bastırdığı avuçlarıyla, gözyaşlarını düşmeye başlamadan önce dağıttı.
Bu kitaptaki asıl karakterimiz Scarlet'ken bir yandan da Cinder neler yapıyor, nasıl kaçıyor onun hakkında bilgi ediniyoruz. Tabii Scarlet ismi gibi kızıl saçlara sahipken asıl masalımıza sadık kalarak hani kurt nereden dediğimizde bir de karşısına Wolf adında bir çocuk çıkıyor. Wolf karakterini şimdilik Prens Kai'den daha çok sevdim. Bir de ikinci kitapta Prens Kai'yle ilgili pek yer yoktu. O yüzden hayal kırıklığına uğradım. Bunlar Cinder ile nasıl kavuşacaklar hiçbir fikrim yok.
İkinci kitabı iki oturuşta falan bitirdim. Bu kitap yorumumdan sonra da hemen Cress'a başlamak niyetindeyim. Cinder'i ucundan bile beğenenler Scarlet'a bayılırlar. Ama sanırım ben Cinder karakterini daha çok sevmiştim. Onunla ilgili daha derinden hayallerim vardı. Bir de onun çaresizliği beni çok üzüyor. Her ne kadar kulağa saçma gelse de Cinder ile duygusal bir bağımız var diyormuşum :) 
"Wolf." Scarlet kurumuş dilini ıslatmaya çalıştı ve ağzına kan tadı geldi. "Ne yaptılar sana?"
"Onlar değil, sen." dedi Wolf, öfkeyle tükürürcesine. "Sen bana ne yaptın?"
Serinin ikinci kitabı olan Scarlet yer yer beni baya şaşırttı. Daha durağan bir kitap olmasını beklerken ilk kitabı ikiye katlamış oldu. Öyle olunca insan diğer iki kitapta bizi neler bekliyor diye meraktan çatlamıyor değil. Seriye katılan her karakteri ayrı seviyorum. Bu kitapta kaçak subayımız, Scarlet ve Wolf'un katılmasıyla daha da şenlik oldu. Üçüncü kitapta artık Cinder'in kendini güzel bir şekilde ifade etmesini bekliyorum. Yalnız yazarın kalemine hayran kaldım. O kadar harika bir kurgu yapmış ki inanılmaz. Sen kalk hem eski Disney masallarının karakterlerini geleceğe uyarla hem de mükemmel bir şekilde hepsini birbirine bağlı. Hele de dördüncü kitabın konusunu okuyunca daha da hayran kaldım. Seriye harika bir şekilde bağlamış dördüncü kitabın ana karakteri olan Winter'i. Ay Günlüğü Serisi'ni saçma bir vampir hikayesi serisi sanan bir okurdan ibarettim. Sonra şans eseri yorumlarını okuyunca göz kırpmadan kitap sepetime ekledim ve iyi ki öyle yapmışım. Kitapları alalı iki ay olduğu halde baya geciktirdim okumayı ama sonuçta gün geçtikçe kitaplığımda okumadıklarım azalıyor. Şubat ayı kitap siparişlerimin gelmesiyle kitaplığımın son halini buraya da koyacağım. Serinin ikinci kitabı olan Scarlet'tan yarım puan kırıyorum çünkü önceden okuduğum gibi şöyle mükemmel böyle mükemmel diyeceğim kadar beni kendine hayran bırakamadı. Ama seri adım adım heyecanlandığına göre muhtemelen son iki kitaba canı gönülden tam puan vereceğim.
Scarlet kıkırdamamak için dudaklarını birbirine bastırdı. "Benim bahçe domateslerimi aratıyor, değil mi?"
"Hiçbirini hak etmememe rağmen," diyen Wolf, zeytin kutusunu aldı ve tekrar temkinli bir şekilde kokladı, "bana sunduğun her şeyi takdir ediyorum."
Bu gece Cress'i bitirirsem muhtemelen yarın yorumumu bloguma girerim. Winter'i telefonumdan okuyacağım ve İngilizce okumayı da özlemiş durumdayım. Ve tabii bir de araştırmama rağmen Winter yorumunu hiç bir Türk bloggerda göremedim. O yüzden ilk olursam ayrı sevineceğim :)
Continue reading Scarlet - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

Şiirsel Hisler & Yagmur Tozu | Şubat Reading Challenge



Şubat'ın ilk gününden merhabalar herkese! Pek sevgili blogger dostum Esmanur'un harika fikri üzerine bir reading challenge yapmaya talibiz. Esmanur'un Yağmur Tozu adında bir blogu var. Blogunda hem güncel konular, hem kitap yorumları hem de film yorumlarıyla bizi aydınlatıyor. Önce o beni keşfetti ve kitap yorumlarıma yazdığı yorumlarla sağ olsun tanışmış olduk. Ben de onun samimi yazılarını severek takip ediyorum. Benim ne kadar kitap okuduğum ortada. Esmanur da hem benimle birlikte okumak hem de sanırım biraz da benim hızımla gaza gelmek için bu fikre vardı. Esmanur'un reading challange'i 3,718 sayfa kitap okumak. Benimki aslında 6,565 sayfa olmalıydı ama araya bir iki kitap daha eklemiş bulunmaktayım. O zaman şubat ayında okuyacağım kitaplar sırasıyla;

* Scarlet - Marissa Meyer | 482 sayfa

* Cress- Marissa Meyer | 546 sayfa
* Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupery | 112 sayfa
* İşgalci - Melissa Lander | 428 sayfa
* Beklenti - Maggie Stiefvater | 480 sayfa
* Kötü Kızlar Ölmez - Katie Alender |284 sayfa
* Ve Dağlar Yankılandı - Khaled Hosseini | 407 sayfa
* Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali | 222 sayfa
* Sırça Köşk - Sabahattin Ali | 141 sayfa
* İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali | 254 sayfa
* Labirent / Ölümcül Kaçış - James Dashner | 408 sayfa
* Labirent / Alev Deneyleri - James Dashner | 400 sayfa
* Labirent / Son İsyan - James Dashner | 384 sayfa
* Labirent / Ölüm Emri - James Dashner | 400 sayfa
* Karanlık Zihinler - Alexander Bracken | 576 sayfa
* Buz Kapanı - Alexander Bracken | 552 sayfa
* Ateş Çemberi - Alexander Bracken | 592 sayfa
* Komik Bir Hikaye - Ned Vizzini | 448 sayfa
Böylece 18 kitapla toplamda 7,116 sayfa ediyor. Fakat muhtemelen ben bunu tokyekün 1000 sayfaya tamamlarım çünkü telefonumdan okuyacağım e-kitapları eklemedim. Tabii bu kitapların yanında onları okumaya zaman bulabilir miyim emin değilim. Aynı eklediğim gifteki gibi yağmur sesinin altında çayım ya da kahvem baş ucumda bu kitapları okumayı umut ediyorum.
2016 ocak ayı boyunca tamı tamına 39 kitap okumuşum. Tam olarak sayfa sayısının toplamını buraya yazmayacağım çünkü e-kitap olarak okuduğum romantik kitaplarda bazen fazlasıyla atlıyorum. Bunun dışında Şubat ayı kitap alışverişimi kitapyurdu'ndan yaptım. Muhtemelen çarşamba günü kitaplarım elime ulaşacak. Ulaştıklarında neler aldığıma dair bir yazı da blogumda olacak. Bütün bu kitapları şubat ayı içinde okuyabilmek dileğiyle görüşmek üzere :)
Continue reading Şiirsel Hisler & Yagmur Tozu | Şubat Reading Challenge