17 Mart 2017

,

Kılıçların Dansı 4. Bölümü

  4. Bölüm 
(İlk iki bölümün linki, üçüncü bölümün linki)
   Göz kapaklarım ağırlığını taşıyamayacak halde kelebek kanatları misali titredi. Oturmakla beraber gelen rehavetle kaç gündür yaşadığım koşuşturmanın acelesi dinmiş ve vücudumdaki tüm ağrılar bunca zamandır onları unutmamdan şikayetçiymiş gibi uyanıp sızlıyordu. Dilimden dökülecek cümleye dair her kelimeyi teker teker özenle seçerken sakin olmayı amaçladım. “Adımı biliyor musun?”
   Suratındaki korkunç ifade hafifçe uzaklaşmaya başladı. “Hayır, adını bilmiyorum.”
   Beni ortaya attığını düşündüğü suçla suikastçı görmeye devam ederse bu işten sıyrılmamın zorluğu ailemi tanımasıyla daha da imkansız bir girdaba sürüklenirdi. Onları hiçbir şeye bulaştırmadan buradan kaçmanın bir yolunu bulmalıydım. Her şey öylesine allak bullak olmuştu ki karşımda dikilmiş dururken mantıklı düşünüp adım atmak gitgide zorlaşıyordu. “Peki ya ailemi tanıyor musun?”
   Gözlerini yine öfke sahiplendi. “Tüm bu dans ve senin dayak yiyip küçük düşürüldüğün gösteri boyunca her şeyi biraz fazla masum bir bakış açısıyla izlediğimi itiraf edebilirim. Öylesine hırs yapan aptalın tekinin düzenlediği bir suikast olayı sanarak sineye çekmek üzereydim.” Tek kaşını kaldırdı. “Bu arada ortağın o galeyanda mükemmel bir kıvraklıkla kaçmayı başardı. Zaten giyim kuşamı bizim muhafızlara benzediği için göz açıp kapayıncaya kadar ortadan yok oldu. Bu ufak süreç boyunca bana tutunmaya çalışarak aklımı çelmekle meşguldün tabii.”
   Uzun cümlelerini pür dikkat dinlemek omuzlarıma gitgide ağırlaşan bir yükün peyda olmasını sağladı. Tekrar konuşmak üzere kurumuş boğazımı temizlemek için yutkunacaktım ki sözlerine devam etti. “Sonrasında söylediğim gibi sadece o suikastçının peşinden gidip olayı kapatacaktım fakat…” Dudakları tehlike vaadiyle kıvrıldı. “Bay Sergei bana farklı bir bakış açısıyla geldi. Eğer ona tek bir soru sormayacağıma dair söz verirsem bana kuvvetli bir ihtimali öne sürebileceğini söyledi. Böylece tüm bu olayların ardında parmağın olduğunu dile getirdi. Senden nefret ettiği gözler önündeydi ama kim olduğuna dair adını bile söylemedi. Sadece söz verdiğim için değil, ayrıca uğraşılması zor bir adam olduğu için seni kendim aramaya başladım.” Ellerini çırparak kısa bir alkış çaldı. “Şehrin her tarafını sardığım adamlar sayesinde pazarda kendi halinde gezinen seni bulmak zor olmadı.”
   Hayal kırıklığım katbekat üstüme düşüyordu. Bay Serge ile tüm bu büyük dans gösterisinden önce sadece ufaklı atışmalar yaşamıştık. İçinden geldiğince duru güzelliğimi över, danslarında hep ön planda olmamı isterdi. Onu böylesine büyük bir nefrete ben mi sürüklemiştim? Beni bu adamların eline teslim etmek için bir adım attığında ilerisinin nasıl yol alacağını hiç mi düşünmemişti? Zihnim allak bullaktı ve Bay Sergei'nin ihanetini duymakla birlikte mükemmel bir baş ağrısı kafa derime saplanıp kaldı.
   Mantıklı olmak zorundaydım. Böyle bir çıkmaza girdikten sonra kuracağım her cümle benim için geri alınamaz bir hamle  değerindeydi. Vezirin oğlu pür dikkat mimiklerimi izleyerek ufak beynince hakkımda yargıya varmaya çalışıyordu. Gözlerini bir an üzerimden ayırmıyor, ne söyleyeceğime dair meraklı bakışları ağzımla gözlerim arasında mekik dokuyordu.
Beklentiyle kaşlarımı kaldırdım. “Hiçbir plana dahil olmadan sadece hayatını kurtarmak için öne atıldığımı tekrar söylesem inanacak mısın?”
   Öne bir adım daha atarak aramızdaki nefes uzaklığını daha da yakınlaştırdı. “Bu ceylan gözlerindeki saflığa inanmak istiyorum.” Ağzını yana kıvırıp o gıcık hareketi tekrarlayarak yanağını kaşıdı. “Sana dair her şey muallak. Kılıç tutmayı nereden öğrendiğini söylemekle kendini inandırmaya başlayabilirsin.”
   Dudaklarım ince bir çizgi halini aldı. “Hakkımda hiçbir şey öğrenemeyeceksin.”
   “Öyle fevri davrandım ki nasıl da pişmanım! Keşke seni hemen kaçırmak yerine evine kadar takip etseydim.” Oynadığı topuyla camı kırmış çocuk misali kıvranarak saçlarını sıvazladı.
   “İlk defa bir kızı alıkoyuyorsun sanırım?”
   Soruma cevap vermek yerine arkasını dönüp volta atmaya devam etti. Burnumdan sesli nefesler alarak saçlarımı tutan tokanın sıkılığını hafifletmek için elimi kaldırdım. Önümde dikilen bedeninin her hareketini dikkatle incelerken ayaklarımdaki ipin gücünü kontrol ettim.
   “Neden bana biraz kendinden bahsetmekle başlamıyorsun? Ne kadar çok konuşursan senin yararına. Burada duracağın sadece birkaç gün. Ardından gerçek bir nezarete tıkılman tek bir lafıma bakar.”
   Sesindeki bu kendini bilmiş tını midemdeki gerginliği had safhaya ulaştırdı. Konuşması kulaklarımı tırmalarken masum tavırlar sergileyip üstünkörü kendimden bahsetmenin mi ağzımı açıp tek bir kelime etmemenin mi daha mantıklı olduğunu tartıyordum. “Ben… ben dans ederim.”
   Alaycı bir tebessümle önüne döndü. “Ah, ona ne şüphe! Muazzam dans ettiğin de bir diğer gerçek.” Gözleri tehlikeyle kısıldı. “O kadar ki karşındakini hipnoz edebiliyorsun.”
   Senin aptal hayranlığın diye bağırmak istiyordum. Kendimi susturmak için dudaklarımı sımsıkı kilitledim. Hayatında ilk defa dans eden biri görmüş gibi gözlerini bana dikmeseydi bunların hiçbiri başına gelmeyecekti. Bir tarafım ısrarla keşke onu kurtarmasaydım da suikastçı hedefine ulaşsaydı diyordu ama sonuçta nefes alan bir varlıktı ve bana ölümcül bir zararı dokunmadıkça hayatının sökülüp elinden alınması acımasız geliyordu.
   “Son kez soruyorum. Bana ailenden ve kendinden detaylıca bahsederek suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışacak mısın?”
Burnumdan soluyordum. “Sana suçsuz olduğumu söyledim. Sadece dans ederken gözüme kesiştiği için elim kolum bağlı kalamadım. Seni kurtarmak için öne atıldım ve olanlar oldu.” Omzumdaki yara sızladı. “Omzumdaki yarayı asla kasti olarak almadım. Sana herhangi bir şekilde tekrar saldırsaydı kılıçla onu yaralayacaktım ama benden önce atılıp hedefini değiştirdi.”
   Israrlı bakışlarla kararan gözleri daha da yakınıma varmaya başladı. “Peki ya kılıç kullanmayı nasıl öğrendin?”
   Küçüklüğümden beri öğrendiğimi söylesem doğduğumdan beri suikastçı olmak için yetiştirildiğime dair aklında yeni şüpheler ortaya çıkacaktı. Hele de babamın öğrettiğini söylesem şehirde kılıçla ilgisi olan herkesi tek tek aratacaktı. Galibiyetle omuzlarım düşerek kafamı eğdim. “Bunu söylemeyeceğim.”
   Adımları gitgide daha yakına vardı. Ellerimin serbest olduğunu bildiği ve onu kendimden uzaklaştırabileceğimden emin olduğu halde parmakları sertçe çenemi kavradı. Sıkıştırdığı yanaklarım sayesinde dudaklarım öne doğru büzülürken suratımın almasını sağladığı şekil sayesinde yüzüm öfkeden kızarmaya başladı. Gözü bir yerden ısırıyormuş da beni nereden tanıdığına dair söyleyeceği şey dilinin ucunda asılı kalmış gibi yüzü kararsızlıkla mimikten mimiğe atlıyordu. Nihayet kaşlarını çatıp delen bakışlarla gözlerini bana dikti. Çenemi sıkan parmakları sertliğini artırırken serbest kolumla en hassas noktasına dirsek geçirmemek için kendimi zor tutuyordum.
   “Ya ismin?” diye fısıldadı sesini alçaltarak. “Onu bahşedecek misin?”
   Zehirli parmakları çenemi tutarken bir yandan suratımı keşfediyordu. Uzun parmaklarından biri Bay Sergei’nin tokadıyla şişen yanağıma uzandı ve oradaki morluğun acıyla zonklamasını sağlayacak bir sertlikle parmağını bastırdı. Sıktığım dişlerim çenemi tutması sayesinde baş ağrıma yeni ekşi bir tat kazandırdı. “Hayır.”
   Anında çenemi serbest bırakıp geri geri yürüdü. Gözleri şeytanlıkla parlıyordu. “Bakalım daha ne kadar böyle ısrarcı kalacaksın. Özellikle de portreni çizdirip tüm halka kim olduğunu arattırdıktan sonra nihayet ailenden birini karşında diz çöktürüp her şeyi itiraf etmek için geç kaldığını idrak edebildiğinde.”
   Tüm vücudumda bir ürperti tetiklendi. Babamın ağır yüzüğünü senelerdir taşıyan elinin yanağıma indiğinde neye sebep olabileceğinin ihtimaliyle sarsılmam kadar dipsiz bir çukurdu. Kulaklarımın şiddetle uğuldamaya başlamasıyla etraf kararırken göz kapaklarım çırpınırcasına titredi. Öyle hızlı düşünmeliydim ki başım dönüyordu. Neyi nereye koyup tartacağımı şaşırırken ihtimaller uçuşup duruyor, babamın gözümün önünde yere çöküp kızının suikast suçuyla itham edilmesini izlediği sahne bulutlanıp kafamda yerini alırken öfkem gitgide kabarıyordu. Leila ve anneme bir şey olması düşüncesiyle midemde sabah yediklerimin kalıntılarının yükseldiğini hissedebiliyordum. Vezirin oğlu bir şeyler söyleyerek arkasını döndü. Sonucunun nereye varacağını zerre düşünmediğim olaylar silsilesini ayaklarımı bağlayan ipi çözmekle başlattım. Ayağa fırladığım gibi arkasını dönmüş olan vezirin oğlunun boynuna atılıp ipi olması gereken yere oturttum. Tüm gücümü ipi sıktığım ellerime verirken acımasız fısıltılar beynimi esir almış beni kukla yerine koymaya çalışıyordu.
   “Eline öyle bir koz vermek yerine kendimi gebertirim. Duydun mu? Kendimi gebertirim!”
   Vezirin oğlu boğuk nefesler alarak tekmeler savuruyordu. İpin sıkılığını rahat bırakırken hala ona hükmetmeye devam ediyordum. Can havliyle kıvrılan dizleri rahatlıkla başlarımızın denk gelmesini sağlamıştı. Eli elimi kavrayıp tüm gücüyle sıkarken saçlarının kokusu burnuma karıştı. Bacakları bir anda diklenip geri geri yürümeye başladı. Böylece ben de sarsak adımlarla geri adım almak zorunda kaldım. Vezirin oğlu sırtını göğsüme dayarken beni adeta duvara yapıştırdı. Karnıma giren ağrıyla beraber nefes borumun kesilmesiyle ipi tutan elim anında salık verdi. Nefes almak için çırpınıp sakinleşmeye çalışırken gözlerim zar zor görüyordu. Göğsüme dayanmış olan sırt uzaklaşıp nefes almama izin verdi. Fakat bu sadece birkaç saniye sürdü. Neye uğradığımı anlamadan tüm vücuduyla burnumun dibine girdi. Gözlerimi aralamaya çalıştığımda parmaklarının boynuma tırmandığını hissettim. Ciğerlerimi son kez derin bir nefesle doldurmama izin verdi. Ardından parmaklarının sıkılığı öldürücü bir haddeye ulaşacağının habercisi olarak gücünün tüm kırıntılarını boynuma toplamaya başladı. Tüm kudretiyle boynuma çullanmaya başlarken nefes için debeleniyordum. Göğsü müstehcen bir yakınlıkla tamamen önüme yapıştı. Dizlerimi son gücümle tekmelemek için kaldırdığımda iki bacağı da benimkilere dolanarak yerime mıhlanmamı sağladı.
   Sıcak nefesini boynumda hissettiğimde kulaklarımın uğultusu tüm bedenimi kaplamadan önce dudaklarını aralandığını duydum. İyice kulağıma yaklaşıp, “Kime bulaştığından haberin yok.” diye fısıldadı. Kulağımın altına iğrenç bir öpücük kondurdu. “Şimdi boğulmanın keyfini tatma sırası sende.”
   Bu sözlerinin ardından parmaklarının gücünü son damlasına kadar boynumda hissettim. Bir eli omzumdaki yarayı ezercesine bastırırken ömrümde bir daha böyle bir acıya şahit olamayacağımı bilecek kadar canım yanıyordu. Gözlerinde alay taneleri görmek için yalvarırken göz bebekleri kara birer çukura dönüştü. Üst dudağı hırsla kıvrılırken suratına korkunç bir ifade yerleşti. Ellerinin ıslaklığıyla omzumdan kan aktığını anlamamla bilincim yavaştan kendini serbest bırakmaya başladı. Ölümün dibinde sallanıyor olduğumu idrak etmemle aklıma yüzlerce düşünce saplandı. Sadece bir saniyede öylesine uçuşuyorlardı ki tutunmak imkansız gibiydi. Çiçek açan bedenimin bir daha asla dans figürleri için çılgınca uçuşmayacağını idrak ederken, kılıç tutmak için bile bir daha katiyen şansımın olmayacağını düşünmek bile kalbime hançer saplayan bir ağrı ulaştırdı. Cesedim burada katılaşıp kalacak, belki de asla toprağa karışacak kadar şanslı olmayacaktı. Leila’yı düşünmek üzereydim ki bilincim zamanımın bitmek üzere olduğunu haber veriyordu. Kapana kısıldığım bu çıkmazda vücudum saniyeler önce kendini salık bırakıp hareketsiz kalmıştı.
   Hafif bir özgürlük hissettim. Boğazımdaki parmaklar artık göçen bedenime şahit olduğu için beni rahat bırakmış olmalıydı. Yere doğru kaydığımda neden hala acıdan uzaklaşmadığımı anlamıyordum. Boğazımdaki acının derinliği tüm vücudumu kilitli bir sandığa çevirmişti. Yanaklarıma tokat yiyor, uzaktan yükselen bağrışmalara kulaklarımı tıkıyordum. Sese yanıt vermek için en azından tek bir parmağımı oynatmak istedim ama arkaya doğru kendini bırakan başım bunun aksini söyledi.
   Nefes almak için çırpınmayı bırakalı artık uzak bir vakit gibi geliyordu. Mücadele etmem için ısrarlı bir çaba sıkıca bana tutunmaya başladı. Daha önce hiç tatmadığım sıcak bir şey dudaklarıma kondu. Kokusunu içime çekmek için annemin pişirdiği ekmeğe dokundurduğum dudaklarımdan daha sıcak daha yumuşaktı. Uyguladığı baskıyı bilinçsizce kabul ederken içime yeşeren aceleci nefeslerle gözlerimi araladım. Sıkıca bastırıldığım kucaktan uzaklaştığım gibi ellerimi boğazıma yapıştırarak rahatlamak için aralıksız öksürüyordum. Nihayet nefeslerim düzene girdiğinde boğazımın acısının keskinliği benden izinsiz yaşların susmaksızın yanaklarımdan düşmesini sağladı. Ardından her şey bir girdaba sürüklendi. Vücudum öyle şiddetli titriyordu ki birbirine çarpan dişlerim alt dudağımı sıyırıp ağzımın içinin kanla dolmasını sağladı. Yutmaya çalıştığımda boğazımın emrini yerine getirememesiyle kan dudaklarımdan aşağı sızdı. Midemdeki her şeyi çıkarmam an meselesiydi ama boğazımdaki acı buna asla izin vermiyordu. Omzumdaki ıstırap zonklamaya dönüşürken saatler sürmüş gibi gelen zaman dilimi boyunca orada oturup başım eğik kendime gelmeye çalıştım. Arkamda ayak dikili duran varlığın yalnızca nefes seslerini duyabiliyordum. Ayak adımlarının hareket edip ardından kapıyı kapatmasıyla başım artık ayakta durmayı kabullenemeyerek eğilmeye başladı. Nihayet yere serilip vücudumu toplayabileceğim kadar minik bir hale soktum. Büründüğüm sessizlik sayesinde hıçkırıklarım serbest kalma izni aldı. Ağlamamın şiddetinin artmasıyla boğazımın acısı da artıyordu. Neye ağladığımı seçemezken bu kafa karışıklığıyla nihayet ağır ağır uykuya çekildim.
   Bilinçsizce kabustan kabusa atladım. Leila saçlarımı örerken kahkahalarla gülüyordum. Annemin yaptığı lezzetli yemeklerden akşam biz de yiyorduk. Rapid’le kılıç talimi yaparken yine bana nazik davrandığı için onunla aday ediyordum. Danstan kazandığım parayla sonunda Leila’ya dikiş makinesini hediye ediyordum. Gözlerindeki mutluluğun konduğu ışığı gördüğümde bu kadar geç kaldığım için kendime kızarken sevinçten gözlerim doluyordu. Babam dikiş makinesini danstan kazandığım parayla aldığımı öğrendiğinde hepimizin gözü önünde onu ateşe veriyordu. Leila tepkisiz kalıyor, onun aksine yangın taneleri gözlerimde parlarken içimi yakan hıçkırıkları susmaksızın salıveriyordum. Bay Sergei’nin her şeyi ispiyonlandığını öğreniyor, onunla yüzleşmeye gittiğimde vezirin oğluyla karşılaşıyordum. Bay Sergei, vezirin oğlunun karşısında benimle alay ediyor, dansımın eksiklerini yüzüme vuruyordu. Tekrar elimde kılıç vardı ama bu sefer hiç tahmin etmediğim bir sonuca adım atmamı sağlıyordu. Bu sefer kılıç benim göğsüme hizalı duruyor, tüm yüreğimle bunu gerçekleştirecek cüreti bulmayı diliyordum. Bunu yapmaya sürüklenecek kadar yorgun düştüğümü iliklerime kadar hissettiğimde boğuk bir çığlıkla kabustan uyandım.
   Nemli çarşafın sırtımdaki sıcaklığı fark ettiğim ilk şey oldu. Elimi sırtıma koyduğumda terden yorganı ıslattığımı gördüm.  Ellerimin serbest olmalarına şaşırırken ayaklarımı da kontrol ettim. Hala aynı odada olduğumu buradaki döşemenin odaya yaydığı ağır kokudan tanıdım. Gözüme ilk çarpan konsolun üzerindeki yemek tepsisiydi. Tavuğun bol yağla kızartıldığını kanıtlayan iştah açıcı görüntüsü midemi bulandırdı. Elimi hasarlarımda gezdirirken boynumda kaygan bir ize rastladım. Leila’nın sürdüğü vazelinden daha hoş kokuyordu. Saçlarım yukarıda atkuyruğu halinde toplanmış, üzerime kalın bir hırka geçmişti.    
   Omzumdaki yara izininse pansumanı tekrar değiştirilmişti. Ayağa kalkmadan önce odada ışığın aydınlattığı kısımları inceledim. Görünürde perdelerin arkasındaki camlar dışında hiçbir kaçış yoktu. Böyle bir şeye kalkışırsam bu sefer kesin ölümle yüzleşeceğimi tahmin etmek zor olmadığı için başka bir şey düşünmeliydim. Aklımın kaydığı bir hatırayla boynumdaki elimi dudaklarımın üzerine koydum. Yorganı tuttuğum gibi hırçın hareketlerle ağzımı silmeye başladım.
   “Günaydın demek isterdim ama fazla uykucusun.”
   Vezirin oğlu adım adım yatağın başına yaklaşırken oturduğum yerde doğruldum. Gözlerindeki o ölümcül bakışı aklımdan atmak istiyordum ama son nefesim için çırpındığım an aklıma vurunca burnum sızladı. Öfkemi ön plana çıkarmanın gücümü emeceğini bildiğimden kendimi sakinleştirdim. Yükseldiğimde, saldırdığımda neler olduğuna ağır bir karşılığıyla şahit olmuştum. Geriye kalan tek piyonum sessiz kalmaktı.
   Keyifle ellerini çırptı. “Babamın en kaliteli ressam arkadaşlarından birisi yolda.”
   Dilimi ısırarak sessizliğe gömülürken daha fazla aklımı ihtimallere yormayacaktım. Babam sıradan bir demirciydi. Onları korumaya çalışırken boğulmakla yüz yüze gelmiştim. Tüm pazar halkı senelerdir babamı tanırken böyle bir suçlama karşısında günden güne artan vergiler sayesinde her sabah söverek dükkanlarını açmalarını sağlayan adamlara güvenecek olamazlardı. En azından bir kısmı tahminim üzere kafa yorabilirdi. Annemlere hiçbir şey olmayacağını içimden tekrarlayıp duruyordum.
   “Boynundaki izler bir süre dans etmeni engelleyecek, değil mi?” Kaşlarımı kaldırdığımı görmüş olmalıydı ki zevkle devam etti. “Bay Sergei ısrarla ailenden ve kim olduğundan bahsetmedi. Aksine kendini hırpalayan ve sürekli yara izleriyle ayaklarına kapanan bir zavallı olduğuna değinmekten büyük keyif aldı.”
   Suratına bakan kafamı indirerek sessizliğimi sürdürdüm. Elinde tuttuğu bardağı konsola koyduktan sonra yatağa yaklaştığı için tekrar çenemi tutup yüzümü kaldırmaya çalışacağı ihtimaliyle tüm vücudumu kasarak put kesildim. Başımda dikilmeye devam etti. “Eğer oyun tersine dönmeseydi gerçekten beni boğmaya çalışacak mıydın?”
   O anı öyle keskin hatırlıyordum ki öfkemin doğmak için çırpındı. Saçlarının kokusu burnuma vurduğunda ve çaresizliğini hissettiğim an ipin sıkılığını bırakmıştım. “Hayır.”
   “Demek öyle. O kadar kararlıydın ki bıraksam beni boğacağına eminim. Bu sefer tamamen serbestsin bu odada. Bir daha bana bulaştığında neler olacağını tahmin etmek zor değildir.”
   Babam görse günlerce uykusuz talim cezası verirdi. Vezirin oğlu beni kandırmıştı. Güçsüz olduğuna inanmam için kollarımda nefes için çırpınıyor gibi yapmıştı. İpi boğazına geçirdiğimde kollarının sertliğini hissetmemle birlikte bu oyuna düşmemem gerekiyordu. Vezirin oğlu başından beri bir erkeğin edineceği haşin güce sahipti. Ne yaparsam yapayım beni alt edeceğini bildiği halde birkaç dakika kendimde o gücü hissetmeme izin vererek benimle derinden alay etmişti.
   Yanağıma dokunduğunu hissettiğim gibi refleksle geri sıçradım. Bu hareketim gözlerimi doldurdu. İçimi korkuyla dolduruyordu. Vezirin oğlundan gerçekten korkuyordum, yaptığı şeyden sonra korkmamak elimde değildi. Kırılganlığım sayesinde utanca boğulurken o an aklımdan sadece babama bana daha çok şey öğretmesi için yalvarmadığım için artan pişmanlığım geçiyordu. Rapid’e karşı köpürürken dişlerimi öfkeyle birbirine kenetledim. Kız olduğum için bana her seferinde nazik davranmasaydı bir erkeğin ne kadar ölümcül olduğunu kavrayarak daha çok üzerinde durabilirdim.
   Kafamı kaldırıp ürkek bakışlarımı kendime saklayarak gözlerine baktığımda, “Merak etme.” diye mırıldandı yatıştırıcı bir sesle. “Bir daha canına kast etmeyeceğim.” Suratını yalancı bir sırıtış esir aldı. “Tabii sen kaşınmadıkça.”
   Gözleri yine suratıma takılıp aynı bakışlarla yüzümde gezinmeye başladı. Kaşlarımdan sonra uzun bir süre gözlerimde duraksadı. Ardından boynuma indi, sonra çenemde bekleyip dudaklarımda takılı kaldı. Elini suratıma doğru uzattığında bu sefer korkak bir tavırla geriye çekilmemek için kendimi mıhlamak zorunda kaldım. Yanağımı okşadıktan sonra parmağı tiksindirici bir samimiyetle dudaklarıma dokundu. Gözlerinde anlam veremediğim bir parıltı aydınlandı. “Sen çaresizce boğulmakla meşgulken belki de senin ilk öpücüğüne layık oldum. Bu sefer de ben senin hayatını kurtardım. Hani minnet dolu teşekkürüm?”
   Suratına atmak istediğim tokat yüzünden elim öyle bir kaşınıyordu ki yorgana sürtmek zorunda kaldım. Çeneme inen o parmağını alıp ağzıma kan dolana kadar ısırmak istiyordum. Parmakları tekrar hassas boynuma inip muhtemel morlukları incelemeye başladı. Öyle pür dikkat bakıyordu ki aslında ne görmeyi amaçladığını merak etmiyor değildim.
   “Efendim, Bay Moaadi buyur etti.”
   Kapının açılmasına dair en ufak bir ses duymamıştım. Vezirin oğlunun bu kadar yakınımda durmasının korkusuyla nefesimi tuttuğumun bile farkında değildim. Hemen kendimi geri çektiğimde parmağının havada kalmasını sağlamış oldum. İçeri giren adamın asillerden olduğu her halinden belliydi. Saçları kırlaşmaya başladığı halde suratı yakışıklı çizgilerle bezenmişti. Elinde içeri girdiği çantasının içinde de muhtemelen benim idam ipimi taşıyordu. Vezirin oğluyla arasında kısa bir konuşma geçti. Odanın giriş kapısı yatağa uzak olduğu için pek bir şey duyamıyordum. Bay Moaadi denen adam oturduğum yatağın hizasına doğru yürümeye başladı. Vezirin oğlu da keyifle ona eşlik ediyordu. Bay Moaadi suratımı öyle çarpıcı bakışlarla inceliyordu ki bir an çıplak kadar aciz hissettim kendimi.
   Vezirin oğlu benim tarafıma döndü. “Önce sana getirdiğim bardağı bitirirsen sevinirim.” dedi konsola koyduğu bardağı işaret ederek.
   O anda babamın kılıçla beni ilk defa yanlışlıkla yaraladığı gün gözlerindeki büyük korkuyla yanıma koşuşunu hatırladım. Öyle özenle pansuman yapmıştı ki canımın acımasının onu nasıl bir hüzne boğduğunu gördüğümde bana duyduğu değer karşısında dört köşe olmuştum. Vezirin oğlu da kendi oluşturduğu yarayı özür olmaksızın kapamaya çalışıyordu. Onu babamla aynı kefeye değil, benzer anılarla bir tutmam bile utanılacak kadar iğrençti.
   Bay Moaadi’ye hitaben konuşurken delici bakışlarıyla gözleri bana isabet aldı. “Pekala, Bay Moaadi. Kaleminize elbette güveniyorum fakat özel bir isteğim olacak. Onun gözlerindeki bu asi hırçınlığı, bastırdığı öfkesini, salmamak için zor tuttuğu üzüntüsünü rica ediyorum portrede ortaya koyun. Çünkü içimden bir his sadece gözlerini çizip pazar halkına göstersek bile hemen kim olduğunun ortaya çıkacağını söylüyor.” O sinir bozucu hareketi tekrarlayarak yanağını kaşıdı. “O halde size keyifli çalışmalar.”
   Vezirin oğlu odayı terk etmek yerine geri çekilerek odanın en uç kısmına geçti. Perdeyi sıyırıp pencereye döndü. Bunların hepsinin biteceği ihtimaline sığınarak kurtulacağıma dair kendimi avutuyordum. Portre çizilecek, babam ortaya çıkacak ve suçsuz olduğum kanıtlanacaktı. Bunun sonuçlarını çok ağır ödeyecektim ama sonuç olarak hayatımdan olmayacaktım. Vücudumu dik tutup ayaklarımı yere sabitleyerek yatakta daha düzgün bir hiza aldım. Bay Mooadi denen adam bana Bay Sergei’yi hatırlatmadığı için ufaktan sevinmiştim. Bay Sergei aksine daha hırçındı. Sanatıyla meşgulken dünya onun için dururdu. Saçları alnına düşer, saatlerce dinlenmeden kendini portresine adardı.
   Bay Moaadi suratında bana samimiyetini inandıramayacağı bir tebessümle gülümsedi. “Önce bardağını bitir istersen.”
   Yutkunduğumda bile ağrıyan boğazımdan aşağı herhangi bir şeyin geçmesini istemiyordum. Gözlerindeki ısrarın kalıcılığına şahit olunca uzanarak bardağı kavradım. Burnuma çarpan ağır kakao kokusuyla sendeledim. Hatıralar öyle ince bir pamuk ipliğine bağlıydı ki naifliği karşısında tekrar tekrar şaşkınlığa uğruyordum. Henüz çocukluktan çıkıp genç kızlığıma adım attığım günlerde Bay Sergei’nin göz alıcı gösterilerinden birinde arka planda dans eden kızlardan biri olma şerefine nail olmuştum. Bu gösteriden annemin haberi vardı ve gizli gizli beni izlemeye gelmişti. Akşamında eve döndüğümüzde babam her şeyden haberdar öfke fışkıran gözlerle bizi bekliyordu. Evde terör estirip bir daha asla dans etmeyeceğime dair tehditler savurmuştu. Annemin bu ihanetine karşılık ona el kaldırmaya kalkışmıştı. Ne yaptığını fark ettiğinde şaşkınlığa uğrayarak evi o gece terk etmişti. Yaşadıklarımın şokuyla annemin hıçkırıklarla savrulan omuzlarına yapışmıştım. Beni boynuna bastırdığında o gün yaptığı kahve aromalı çöreklerin kokusu üzerine öyle bir sinmişti ki hala ne zaman kahve kokusu burnuma çarpsa babamın yaptıkları aklıma gelir, midem bulanırdı.
   Şimdi elimdeki baskın kakao aromasını içime çekerken bundan sonra ne zaman çikolatalı bir şey yesem midemin kaldırmayacağından emindim. Her seferinde bu odada yüzleştiğim ölüm korkusunu, boğulmanın, bilincimin kapanmasının ve bir erkeğin üzerimde bu kadar büyük bir güce sahip olmasından nasıl iğrendiğimi hatırlayarak aynı anılar tekrar zihnimi dolduracaktı. O çikolatayı ağzıma atmak için hamle yaptığımda dudaklarımı ilk esir alan dudakları hatırlayarak tekrar tekrar bu anıların acımasızlığıyla çaresizliğe gömülecektim.
   Aklımdan geçenler sayesinde vücudumu saran titremeyle elimdeki bardak sarsıldı. Yere düşürmemek için iki elimle kavradığımda sallanan bardaktan dışarı taşan kaynar süt parmaklarımı yaktı. Acının içime düştüğünü belirtecek nidayı serbest bırakmamak için alt dudağımı sertçe dişledim. Bardağı tekrar yerine koyduktan sonra tatlı ellerimi üzerimdeki paçavraya dönmüş elbiseye sildim. Kafamı kaldırdığımda vezirin oğluyla Bay Moaadi’nin beni izlediğini gördüm. Vezirin oğlunun tarafına bakmayarak beni kağıda dökmek için sabırsızlanan kalemlere döndüm.
   Bay Moaadi eserini oluşturmaya devam ederken suratı şekilden şekle giriyordu. Yüzümün kırıntılarını kağıda dökmeye devam ettikçe içim içimi yiyordu. Sakin kalmak için kendimi sıkıyordum. Kaskatı kesilen bedenim sırtıma ağrı girmesini sağlamıştı. Öte yandan ağrılarım az da olsa dinmişti. Yutkunduğumda boğazıma batan ağrı dışında vücudum bitkinlikle sızlamıyordu. Vezirin oğluyla boğuşmamın ardından uykuya teslim olduktan sonra ne kadar süre uyuduğumu bilmiyordum. Henüz akşam vakti gelmemişti. Vezirin oğlu perdeyi sıyırdığında içeri bir anlık güneş vurmuştu. Dudaklarım kaskatı kesilip kuruluktan çatlamış, midemse açlıktan ağrımaya başlamıştı.
   Vezirin oğlu tekrar Bay Moaadi’nin başında dikilip yakınına bir şeyler fısıldadı. Çaktırmadan gözlerini incelemeye çalışıyordum. Portrenin çiziminden memnun gibi duruyordu ama kaşlarını çatmasında tam anlamıyla mükemmel bulmadığı da ortadaydı. Biraz fazla pimpirikli davrandığı ortadaydı. Bay Moaadi kızgın bir tonla hızlı çizemeyeceğine dair birkaç şey geveledi. Hareket etmediğim için sırtımdaki ağrı hat safhaya ulaşmıştı. İkisinin de kağıda bakmasından yararlanarak kafamı sağa sola oynatmaya çalışacakken kapının açılmasıyla tekrar put kesildim.
   “Efendim, bir durum söz konusu.”
   Bu telaşlı ses içime kurt düşürdü. Odaya dikkatli adımlarla iki adam girdi. Yakına geldikçe ortalarında bir adamı sürüklediklerini görebildim. Gözlerimi kısıp siyahlar içindeki adamı incelediğimde onun vezirin oğluna saldırmaya kalkışan suikastçı olduğunu idrak ettim. İçimde yeşermek için sabırsızlanan umudu susturmak çok zordu.
   Vezirin oğlu bir anda keyiflendi. “Demek onu buldunuz.”
   Ayakta dikilen adamlardan biri ciddiyle kafasını sağladı. “Hayır, kendisi teslim oldu.”
   Vezirin oğlunun bakışları bana sabitlendi. “Ortağını bulduk desene. Artık hesaplaşmanızı izleyebiliriz. Önce sor bakalım. Kılıcıyla neden sana doğru hamle almış?”
   Boğuk ve keskin bir ses odada yankılandı. “Onu tanımıyorum.” Suikastçı dizlerinin üzerinde durmuş bana bakıyordu. “Aniden ortaya çıktı. Ortağım olsaydı etrafı karıştırmak için sadece süslü bir yara izi bırakırdım. Yarısının derinliğine kendi gözlerinizle şahit olmadınız mı?” Anlam vermek istemiyordum ama gözlerindeki ısrar bana bir şeylerle ilgili mesaj vermeye çalışıyor gibiydi. Onu hayatımda bir kere bile görmediğime yemin edebilirdim. “Kendi ellerimle suçumu çekmeye geldim. Burada benim yerime masum bir kıza işkence ettiğinizi bilerek elim kolum bağlı kalamazdım.”
   Beni suçlamıyordu. İçime ferahlık serilirken bahsettiği anı hatırlamakla istemsizce parmaklarım yara izimin üzerinde yerini aldı.
   Vezirin oğlu itici bir kahkaha patlattı. Öyle gülüyordu ki göğsü sarsılıyordu. “Yani boynumu koparttıktan sonra ortadan kaçmış olsaydın vicdanın rahat kalacaktı. O halde bu kıza minnettar olmalıyım, öyle değil mi? Suç ortağını kurtarmaya buraya koşmadığını nereden bilebilirim? Sonuçta planlarınız pek tahmin edildiği düzeyde ilerlememiş gibi görünüyor.”
   Suikastçının gözlerine ölümcül bir tehlike oturdu. “Sizce o kadar dibinize girdikten sonra benim elimden kolayca kurtulabilir miydiniz? O kıza elbette minnettar olmalısınız.”
   Vezirin oğlu birkaç dakika düşünmekle meşgul oldu. Öne arkaya volta attıktan sonra suikastçıyı zapt eden iki adamdan birinin kılıcını kınından çekti. “Pekala. O halde birbirinize olan sadakatinizi sınayarak kimin doğru söylediğini ortaya çıkaralım.” Oturduğum yatağa doğru elinde kılıçla yürümeye başladığında boğazıma korku çöreklendi. Kılıcın ağırlığını tartarak havaya kaldırdı. Bana uzatırken tebessümü yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. “O harika marifetinle ortağının boynuna bu kılıcı indirirsen serbestsin.”
   Düşünmek için beklemedim bile. Çatlak sesimin çaresiz çıkmaması için elimden geleni yaptım. “Bunun yerine son anda vazgeçtiğin eylemi gerçekleştirebilirsin. Ben suçsuzum ve senin değersiz hayatın için bulaştığım bu oyunda kimsenin canına kıymayacağım. Keşke oracıkta boynunu koparmasına seyirci kalsaydım. En azından sizin güya adaletle yönettiğiniz bu şehirde başa geçecek yeni bir şeytandan kurtulmuş olurduk.”
   Vezirin oğlunun gözleri öylesine dipsiz bir kuyu misali karardı ki artık sona geldiğimi biliyordum. Kılıcı yere fırlatıp elini haşin bir hareketle kaldırarak kapıyı gösterdi. Odadakiler teker teker kapının yolunu bulurken ben de muhtemel son nefeslerimi derin derin ciğerime çekiyordum. Belki de o aptallığım sonucunda suikastçı boynumu tamamen kopartacak bir güçle kılıcı indirmiş olacaktı. Belki de çoktan toprağın altına girmiş olacaktım. Ya da bundan birkaç sene sonra aniden hastalığa yakalanacaktım veya talihsizlik eseri buz gibi nehre düşerek tüm bedenim soğuk bir cesede dönüşecekti. Dans etmeye yıllarca devam edeceğime, kalbime birinin sahip çıkacağına, doğuracağım bebeklerin kokusunu içime çekeceğime dair kim garanti veriyordu ki? En azından böylece aileme zarar vermeyecektim. Portreyi tamamlayamadıkları için babamın kim olduğu asla ortaya çıkmayacaktı. Benim gibi suçsuz bir şekilde idama yürümeyecekti. İntikamını ve hırçınlığını ölümümden çıkarmış olmasıyla beraber vezirin oğlu zamanla kim olduğuma dair merakını bir daha gün yüzüne bile çıkarmayacaktı. Hem masum bir canı aldığı için işlediği cinayetin ortaya çıkmasının geleceğinde keskin bir çıkmaza gireceği olasılığıyla düzenlenen suikastı unutması emredilecekti. Bay Sergei ağzını açmadığı sürece ölümümün izi kaybolacaktı. Adımı bile öğrenemeyen bu sefil herif tarafından son nefesim çalındığında bugüne kadar tattığım anıların güzelliğiyle kimseye zararım dokunmadan ömrüme veda edecektim.
   Aklımı esir alan görüntülerle gözlerimi örtmüş olmalıydım. Boynumdaki yara izinin üstünde parmakları hissettiğim gibi gözlerim son damlalarla oldu. Parmaklarının dokunuşu yerini okşamaya bırakırken içim son kez öfkeyle köpürdü. Ellerimi kaldırarak göğsüne yumruklar indirdim. “Yarım bıraktığın işi bitir. Oyun oynamayı kes artık!” diye çığlık attım. Sesimin yükselmesi kulaklarımı çınlattı.
   Vezirin oğlu belimi sıkıca tutup beni kendine çektiğinde ellerim göğsünün üzerinde asılı kaldı. Dün bana dokunduğunda ürperip durmuştum ama artık galibiyetle alışmıştım. Aramızda santimler varken gözleri öyle derin kenetlenmişti ki anlam veremedim. İçimden aileme veda etmeye başlamak üzereydim. Bu düşünceyle burnum sızladı ve yanaklarımdan iri gözyaşları dökülmeye başladı. Göğsüne yapışmış olan ellerimi daha da tenine gömerek tırnaklarımı batırdım. “Umarım bir gün o kılıcı boynuna hak ettiğin şekilde yersin.” Cümlemin sonlarında sesim fısıltıya dönüşürken parmakları dün yarıda bıraktığı işi tamamlamak niyetiyle boğazıma tırmandı.
   Öyle naif bir nezaketle boğazımı sarmışlardı ki az sonra son nefesimin çalınmasını sağlayacaklarına inanmak güçtü. Boğazıma diktiği gözlerini kaldırarak suratımda gezinmeye başladı. Çenemden, kupkuru dudaklarıma, ardından yaşlar süzülen yanaklarıma baktı. Nihayet gözlerime ulaştığında en son görmek istediğim manzaranın yılan gözleri olmadığına emindim. Gözlerimi sımsıkı kapatarak nefesimi tuttum.
   Tenimi yakan parmakları geri çekilerek yanağımdan akan yaşları sildi. Belimi tutan eli sıkılığını bırakırken daha yakınlaşmasının mümkün olmayacağını sanıyordum ama tüm yüz hatları daha yakınıma sırnaştı. Sıcak ve hayat dolu nefesini suratıma vurmak üzere dudakları aralandı. “Seni serbest bırakmak için tek bir şartım var.” Sesindeki samimiyet hiç duymadığım kadar kavurucuydu. “Kılıcı senin kadar fevkalade kullanmamı sağlayacaksın. Bu anlaşmayı kabul edersen şu andan itibaren özgürsün.”

16 yorum:

  1. Elbette öğretirsin dimi Afrah <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahah garibim başka çaresi yok gibi duruyor, umarım bölümü beğenmişsindir :)

      Sil
  2. yine harika bir bölümdü Betül ellerine sağlık �� yalnız şey kafamı karıştırdı hikayenin ana erkek karakteri vezirin oğlu değil miydi? ben öyle hayal etmiştim kendi kendime fmsmxmsm bu bölüm cidden dolu doluydu her satırını büyük bir heyecanla okudum cidden ��inşallah devamı hemen gelir ben beklemelere hiç dayanamıyoruum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beşinci bölüm bi haftaya kalmaz gelicek çünkü tüm kurgusu aklımda inşallah :D Ana erkek tabii kii vezirin oğlu💞

      Sil
  3. Harika bi bölüm!! Ellerine sağlık Betül abla ������

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim canımm. Beğenmene sevindim :)

      Sil
  4. Yeni okuyucun ben=)
    Ellerine sağlık. O kadar akıcıydı ki dört bölüm hemencecik bitti. Yeni bölüm için sabırsızlanıyorum.

    Çok bekletme bizi=)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, sıradaki bölüm yakında inşallah :)

      Sil
  5. Betül yavrum bak sonunda okudum yişisin ve içimden çığlık atmak geliyor. 5. bölüme ihtiyacım vağğğğr!! -canın arkadaşın melike <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım melike <3333 Yolda beşinci bölüm 💃🏼💃🏼

      Sil
  6. Merakla bekliyorum.Bu gece yayınlasan ne güzel olur.Haftasonu da bir bölüm daha.Yanına da bir kahve.Ne keyif, ne keyif.Kitap okumaya bayılıyorum.Onun bunun dedikodusunu yapıp, başkalarının işine karıimaktansa, zararsızca, kitap okuyup kimseye zarar vermeksizin hem diline, hem kendine hakim oluyorsun.İnsan doğası işte, meraklı ve dedikoducuyuz maalesef.Bence kitaplar bizim bu doğamızı tatmin edip, yüceltiyor.İşte kitap okumanın faydalarından biri daha.Betülcüğüm, çok güzel gidiyor, bekliyorum hevesle yeni bölümlerini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın ne yazık ki.. Ayrıca teşekkür ederim beni heveslendiren bu güzel yorumun için :) Bir gece gecikti ama yeni bölümü de yayınladım. Keyifli okumalar.

      Sil
    2. Yaşasın Betül çok yaşa!Diğer yazılarını da okuyorum.Mutfak maceraların da çok güzel.Ayrıca ailen seni ne güzel yetiştirmiş.Sen de kendini ne güzel eğitmişsin.İçin dışın bir.Seviyorum seni Betülcüğüm.

      Sil
    3. Çok teşekkür ederimmmm :) Yorumların gerçekten çok mutlu ediyor beni

      Sil
  7. Yaaa kesinlikle kitap olmalı bence ve ilk sefer yazmana göre mükemmel. Her zaman bir kitabı okurken keşke biraz daha betimleme yapılsa ya da keşke yazar biraz daha fazla açıklasa derim. Tam istediğim tarzda yazıyorsun. Bayıldım. Gerçekten bir gün kitap yazarsan ilk okuyanlardan biri olmak isterim. Başarılarının devamını dilerim 😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında daha önce de yazdığım kurgular vardı ama bu kadar içime sinen ve devam etme konusunda kararlı olduğum ilk bu oldu. Beğenmene çok sevindimm :) Sıradaki bölümleri okursan da umarım düşüncelerini paylaşırsın :)

      Sil