19 Ağustos 2016

,

Siyah Buz - Becca Fitzpatrick | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Siyah Buz
Orijinal Adı: Black İce
Yazar: Becca Fitzpatrick
Sayfa Sayısı: 384
Yayınevi: Pegasus
Goodreads Puanı: 3,88/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Âşık olmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı…
Beni ona bakarken yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım.
Bakarken yakaladığına inanamıyordum.
Ona karşı hissedebileceğim çekim fikrinden nefret ettim.
Beni rehin almıştı.
Beni isteğim dışında alıkoymuştu.
Son iyilikleri bunu değiştiremezdi.
Kendime onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmalıydım.
Ama gerçekte kimdi?
Becca'nın kaleminden okumadığım tek kitabı da bitirdim ve en çok bunu beğendim. Konusu itibariyle bazı tahminlerim vardı ama düşündüğümden daha farklı bir kurgusu vardı. İlk bölümle birlikte kitabı merak etmeye başladım ve akıcılık bakımından gerçekten iyi bir kitaptı. Elimden birkaç kez bırakarak bitirdim. Britt karakterine özellikle ortalardan sonra verdiği kararlar doğrultusunda baya sinirlendim ama kitabın sonuyla birlikte kendisini sevdim. Kitabın sonunu çok beğendim. Baya severek ve merak ederek okudum. Olayın arkasındaki kötü kişinin asıl kim olduğunu yarıya geldiğimde tahmin etmiştim. Ama yazar bu kötü kişinin kim olduğunu Britt'in bildiğini belli etseydi de saçma olurdu. Baş kız karakterinin ağzından olayları okumayı da sevdim. Anlayacağınız kitabı baya beğendim. Henüz okumadıysanız buyurun derim.
"O yolculukta giydiğim ne varsa attım." "Ben de pek çok şeyi attım. Ama beremi sakladım. Sen giymiştin ve seni hatırlatacak bir şey kalsın istedim."
Continue reading Siyah Buz - Becca Fitzpatrick | Kitap Yorumu
, ,

To All Boys I've Loved Before - Jenny Han | Kitap Yorumu

Kitap Adı: To All Boys I've Loved Before #1
Yazar: Jenny Han
Dili: İngilizce
Sayfa Sayısı: 288
Goodreads Puanı: 4.11/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
To All the Boys I’ve Loved Before is the story of Lara Jean, who has never openly admitted her crushes, but instead wrote each boy a letter about how she felt, sealed it, and hid it in a box under her bed. But one day Lara Jean discovers that somehow her secret box of letters has been mailed, causing all her crushes from her past to confront her about the letters: her first kiss, the boy from summer camp, even her sister's ex-boyfriend, Josh. As she learns to deal with her past loves face to face, Lara Jean discovers that something good may come out of these letters after all.

Kitabı çok beğendimm. Aşk romanlarına bayılan birisi olarak klişe kurguların yazarın anlatım diliyle kendini sıyırabilip gözüme girmesini her zaman çok severim. Aşırı tatlı ve okunması çok eğlenceli bir kitaptı. Kitaptaki karakterlerin hepsini çok sevdim. Kavinsky tabi ki bir yana biricik aşkım ama Lara Jean'ın ağzından olayları okumak çok samimiydi. Kitabın konusuna değinirsek Lara Jean ilkokuldan beri ne zaman hafiften birilerine bir şey hissetse bu duyguları kendine saklayıp o kişilere mektup yazar fakat mektupları da asla sahibine göndermez. Babası ve iki kız kardeşiyle yaşayan Lara Jean bir gün mektuplarından birisinin küçükken şişe çevirmece oyununda ilk öpücüğünü verdiği Peter Kavinsky'in eline geçmesiyle bir anda kendini çakma kız arkadaş konumunda bulur. Ayrıca bir yandan da kızkardeşi Margot ile çıkmadan önce bir süre derin hisler içinde bulunduğu John vardır. Aslında kitapta Lara Jean'ın bu mektupları yazdığı zamanları okuyacağımızı sanıyordum ama meğerse tüm mektupları yazdıktan sonrasını okuyoruz.

Then we ran back inside the lodge. Before he goes to the boys' side and I go to the girls' side, I kiss him one more time and I feel like I'm flying.

Konusu klişeydi ama Lara Jean yaşadıkları sonucunda hislerini okuyucuya aktarmak konusunda çok başarılıydı. Yani beni hislere boğan ve Kavinsky sayesinde saf saf sırıttığım bir kitap oldu.. Sonuç olarak aşırı tatlı hoş bir gençlik aşk romanıydı. Kitabın sonu da çok heyecanlı bitti. İkincisinde az çok neler olacak tahmin ediyorum. Dili de çok akıcı ve zor değildi kesinlikle. O yüzden ingilizce roman konusunda başlangıç için öneri isteyen arkadaşları bu romana yönlendiriyorum. Umarım benim kadar beğenirsiniz. İkinci kitabının yorumuyla görüşmek üzere!
Not: Kitap çok popüler olduğu için internete "to all boys I've loved before epub" yazarak herhangi bir siteden elde edebilirsiniz.

Continue reading To All Boys I've Loved Before - Jenny Han | Kitap Yorumu
, ,

The Dream Thieves - Maggie Stiefvater | Kitap Yorumu

Kitap Adı: The Dream Thieves (The Raven Cycle #1)
Yazar: Maggie Stiefvater
Sayfa Sayısı: 450
Goodreads Puanı: 4.28/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
If you could steal things from dreams, what would you take?
Ronan Lynch has secrets. Some he keeps from others. Some he keeps from himself.
One secret: Ronan can bring things out of his dreams.
And sometimes he's not the only one who wants those things.
Ronan is one of the raven boys—a group of friends, practically brothers, searching for a dead king named Glendower, who they think is hidden somewhere in the hills by their elite private school, Aglionby Academy. The path to Glendower has long lived as an undercurrent beneath town. But now, like Ronan's secrets, it is beginning to rise to the surface—changing everything in its wake.
İlk kitabın bomba gibi sonundan sonra ikinci kitabı aşırı merak ediyordum. Henüz doğru düzgün bir sahne okumadan büyük bir fangirl olarak Blue&Gansey diye sabırsızlanıyordum. Kitaba ilk başladığımda aslında birinci kitapta hiçbir bölümü Ronan'ın bakış açısından okumadığımızı fark ettim. Ronan hakkında sadece bi kuzguna bebeği gibi beslediğini, babasını öldüren sırdan haberi olduğunu ve babasının ölümünden sonra asla eskisi gibi olmayıp intihara bile kalkıştığını Gansey'in onun hakkında düşüncelerini bize aktarırken okumuştuk. Yazar Gansey ve Ronan'ı çok güçlü bir dostluğa sahip iki dost olarak gösteriyor ama her ne kadar birbirlerine sahip çıksalar da tam olarak o derin dostluk kavramı bana geçemedi.
In that moment, Blue was a little in love with all of them. Their magic. Their quest. Their awfulness and strangeness. Her raven boys.
Gansey'den Ronan hakkında duyduğumuz her şeyin asıl yüzünü öğreniyoruz bu kitapta. Ronan'ın aslında rüyalarında neler yaptığını ve bunun arkasına yatan sebebi. Kitabın ismine bayılmamak elde değil çünkü gerçekten rüya hırsızları! Fakat neden ilk kitaba göre bu kadar puan kırdığımı güzelce açıklayacağım. Öncelikle meşhur ley line olayı her ne kadar bu kitapla birlikte daha mantıklı bir yol alıp yavaştan açığa çıksa da benim tahmin ettiğim gibi dolu dolu değildi. Olayın tamamen ortaya çıkmayışını değil, daha çok olay geçmesi gerekirken benim düşündüğüm kadar heyecanlı geçmemesinden ötürü puan kırmadan edemedim.Seriye katılan Kavinsky baya matrak bir karakterdi. Sürekli Gansey&Ronan göndermeleri beni güldürdü. İlk kitap genel olarak baya romantizmden muzdaripti ama ilk kitap o kadar dolu dolu geçti ki o sahneleri aratmadı.Fakat bu kitapta ucundan bir şeyler olsun beni yerimden zıplatsın isterdim. Son yüz sayfası özellikle de son dört bölüm yine harikaydı. Adam'a bu kitapta baya hüzünlendim.Özellikle ilk kitabın sonunda yaptığı şeyin sonucunda girdiği ruh hali ve üzerine Blue ve Gansey'le yaşadıkları diğer kitaplarda onu daha sevindirik görmeyi ummamı sağlıyor.Üçüncü kitapta bol bol Blue okuyacağım için çok mutluyum. 
Olay örgüsünün sonucu neler olacak daha çok merak ediyorum. Bu kitapla seriye katılan Mr. Gray karakterinin alameti ne olacak onu da merak ediyorum. Sıradaki kitabı daha çok beğeneceğime kesin eminimm. Kitabın diline gelirsek ilk kitaptan yazara alıştığım için çok zorlanmadım. Gerektiği yer kadar sözlük kullanmaya çalıştım. Kitapta şöyle bir durum var ki konuşmaların hepsi akıcı bir anlatımla yazılmışken, betimleme kısımları da bir o kadar zordu. Kitapta konuşmalardan çok paragraf paragraf iç anlatım olduğu düşünülürse buyurun keyifli okumalarr...
Continue reading The Dream Thieves - Maggie Stiefvater | Kitap Yorumu

17 Ağustos 2016

, ,

The Raven Boys - Maggie Stiefvater | Kitap Yorumu

Kitap Adı: The Raven Boys (The Raven Cycle #1)
Yazar: Maggie Stiefvater
Dili: İngilizce
Sayfa Sayısı: 420
Goodreads Puanı: 4.04
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Every year, Blue Sargent stands next to her clairvoyant mother as the soon-to-be dead walk past. Blue never sees them--until this year, when a boy emerges from the dark and speaks to her.
His name is Gansey, a rich student at Aglionby, the local private school. Blue has a policy of staying away from Aglionby boys. Known as Raven Boys, they can only mean trouble.
But Blue is drawn to Gansey, in a way she can't entirely explain. He is on a quest that has encompassed three other Raven Boys: Adam, the scholarship student who resents the privilege around him; Ronan, the fierce soul whose emotions range from anger to despair; and Noah, the taciturn watcher who notices many things but says very little.
For as long as she can remember, Blue has been warned that she will cause her true love to die. She doesn't believe in true love, and never thought this would be a problem. But as her life becomes caught up in the strange and sinister world of the Raven Boys, she's not so sure anymore.
Kitabı tahmin ettiğimden daha çok beğendim. Beni baya hislere boğan ve bazı satırları daha neler göreceğim diyerek okuduğum bir kitap oldu. Öncelikle ilk defa tam olarak "fantasy" türünde bir kitabı İngilizce okuyacağım için çok heyecanlıydım. Fakat kitabı içime çeke çeke beğendiğim ve okuyabildiğim için çok fena mutluyum. Kitap ne yazık ki çok karışık bir anlatıma sahipti. Özellikle de sürekli geçen bazı terimlerin altında yatan büyük nedeni çok sonradan tam anlamıyla öğreniyor olmamız beni en çok boğan durum oldu. Bana sorarsanız çok kalabalık bir karakter ailesi vardı. Bunun kafa karıştırmasında en büyük neden de isimlerin çok garip olmasıydı. Tamam, Blue zaten baş karakter ve unutulması zor. Fakat Persephone diye tuhaf mı tuhaf bir isim vardı ki kendisinin Maura'nın arkadaşlarından biriydi. Ama tam olarak kesin aklımda tutana kadar Persephone neydi ya diyerek çevirisine baktığım bile oldu. Bu tip tuhaf isimler çok fazlaydı kitapta. Mesela Glendower diye bir isim vardı ki tam olarak yavrucum Gansey bunu size açıklayana kadar Glendower bir kişi mi yoksa bir mekan mı kavrayamıyorsunuz. Bunun dışında yine tuhaf bir isim olan Chainsaw vardı. Yani Stiefvater böyle garip isimleri serpmişti ve akılda tutmak benim açımdan diğer yarıya ulaşıncaya kadar oldukça zordu.
“You are being self-pitying."
"I'm nearly done. You don't have much more of this to bear."
"I like you better this way."
"Crushed and broken," Gansey said. "Just the way women like 'em.”
Kitabın konusuna değinecek olursam da Blue küçüklüğünden beri medyum annesinin söylediği geleceğiyle ilgili, gerçek aşkını öptüğünde o kişinin öleceğini bilerek büyür. Annesi ve yarı halalarıyla beraber tam bir medyum ailesinde yaşamaktadır. Evleri geleceklerini okumaları için sürekli annesine ödeme yapan müşterilerle doludur. Her yıl o sene içerisinde ölecek insanların ruhlarının yürüdüğü St Mark's Eve'e gittiğinde ilk defa o sene içinde ölecek bir ruhla kendisi iletişim kurar. Normalde Blue'nun medyum yetenekleri yoktur, sadece annesinin yanında durduğunda müşterisinin geleceği hakkında daha kesin şeyler görebilmesini sağlar. Annesinin arkadaşı Neeve'ye göre, Blue'nun ilk defa ölecek bir ruhu görmesinin alameti de o kişini Blue sayesinde öleceğidir. Bu durumda tabii ki o ruh Gansey olduğu için, Blue ve Gansey nasıl bir araya gelecek ve öpüşecekler deli gibi merak konusu. Gansey de zengin piçler olarak anılan ve Blue'nun her daim uzak durduğu Aglionby öğrencilerinden biridir. Ayrıca onlara raven boys yani kuzgun oğlanlar da denir.
“My words are unerring tools of destruction, and I’ve come unequipped with the ability to disarm them.”
Raven boyslar gerçekten harikaydı. Her biri ayrı mükemmel, iç yüzlerinde farklı kişiler ve kendilerine ait bambaşka hikayeleri vardı. Aslında ilk kitapta buna çok az şahit olsak da Ronan'ın babası neden ölmüş, aslında önceden Ronan nasıl biriymiş merak etmek zorunda kalıyorsunuz. Ayrıca Ronan aralarında en çatlak kişi diyebilirim. Özellikle de chainsaw adında yavru bir kuzgunu yeni doğmuş bebeği gibi kanatları altına alması ve cinsiyetini "she" olarak belirleyip arada bir onu beslemem gerek demesi beni kahkahaya boğdu. Benim şu anda açık ara favorim Gansey elbette. Gansey'in hikayesi tam bir gizem üzerine kurulu. Glendower denilen hattı bulmak için kafayı yemek üzere ve dostları da ona katılıyor bu karmaşık yolculuğunda. Bu kitap Gansey ve Blue arasında sizi feels'e boğacak türde değildi ne yazık ki. Ama ne zaman ki ikili gelecekte bu öpüşme kısmıyla ilgili sanrı tipi şeyler görseler kitaba yapıştım resmen. Aslında ilk yarıya kadar kitabı bu kadar beğenmemiştim fakat ne zaman  Glendower olayı mantıklı bir hal almaya başladı ve aklımın ucundan geçmeyecek karakterler hakkında çok büyük gerçekler öğrendik ki büyük merakla okumaya başladım. Tabii bir de Adam vardı ama benim için Ronan ve Gansey'den sonra geliyor kendisi. Önce Blue'dan tıpış tıpış uzaklaşırsa gözüme girecek kesin. Son cümle çok fena bitirdi ilk kitabı. Oğlanlardan biri öyle bir cümle kurdu ki aslında bu dediğini altında yatan gerçeği, o rüyaların ona ne yaptırdığını çok merak ediyorum. Kitaptaki dostluk kavramı da mükemmeldi. Aslında her ne kadar birbirlerine sözlü olarak bağlılıklarını dile getirmeseler de özellikle de dörtlüden biri hakkında öğrendiğimiz şok edici bilgi karşısına gösterdikleri tavrın samimiyeti beni baya şaşırttı.
“Gansey had once told Adam that he was afraid most people didn't know how to handle Ronan. What he meant by this was that he was worried that one day someone would fall on Ronan and cut themselves.” 
Ayrıca kitabın dilinden söz edecek olursam gerçekten zor bir anlatımı vardı. Özellikle başta üçüncü şahıs anlatımıyla kitaptaki her karaktere bölüm verilmesini alışmam gerekti. Ayrıca yazar hep böyle kelimelerin farklı anlamlarını kullanmıştı. Çok fazla sözlük kullandım ama çoğu zaman ne zaman sözlükten o kelimenin anlamına baksam bile cümleye tam bir anlam veremedim. Yazarın kalemine alışma sürecim yarıya kadar sürdü. Ama sonrasında sözlük çok nadir kullanarak okudum. Okumak istiyorsanız bu kitaptan önce bol bol İngilizce okumalısınız. Ve kitabı okuduğunuzda da dikkatli bir şekilde spoiler olmayacak şekilde internetten araştırma yapabilirsiniz. Mesele ben okuduğum kısımların ana özetini wikipedia'dan okudum ve çok işime yaradı. Bir bakımdan kitaba daha mantıklı bir bakış açısıyla bakmamı sağladı. Anlayacağınız kitabı çok beğendim. Maggie Stiefvater, Ürperti serisinden sonra kendini çok geliştirmiş. Yazarı türkçe okurken de tuhaf bir anlatım tarzı olduğunu düşünüyordum, İngilizce okuduğumda daha da tuhaf olduğuna şahit oldum. Bu kitap harika bir gizem üzerine kurulu. Karakterlerin asıl yüzleri ne çıkacak, Blue ile Gansey birbirlerinin ölümü olmadan kavuşabilecekler mi ve Ronan'ın manyak kuzgunu Chainsaw aslında belki de ne, büyük merakla sıradaki kitabı okuyacağım.
Continue reading The Raven Boys - Maggie Stiefvater | Kitap Yorumu

13 Ağustos 2016

Pandora, Babil, Arkadaşkitapevi ve D&R Kitap Alışverişim

Ağustos babil alışverişim ulaştıı☺️ Neredeyse bütün kitap sitelerinden alışveriş yaptım ama en düşüncelisi her zaman babil. Pazartesi günü siparişimi vermiştim ve bir türlü paketlenmedi. Meğerse timaştan aldığım kitap henüz siparişe açılmamış. Buna dair bir mail atarak üzüntülerini dile getirdiler ve ardından sonraki gün paketlendi. Arka kapak dergisini yine çok merak ediyorum. Aldığım her şey yine hasarsız elime ulaştı. Program kitabını da bu ay yorumlayacağım. Ama şu Program kitabının arka kapağındaki kız aynı Kısmetse Olur'daki Hazal'a benziyor itiraz istemiyorum. Program kitabını çoktan yorumladım!

Ağustos ayında aldığım son kitaplar da bunlardı. Bugün ilk defa instagram hikayem kısmında kargo açtım. Kısaca buradan da alışverişime değineceğim. Şu anda D&R'nin novel kısmı feryat figan ağlıyor çünkü neredeyse popüler tüm kitaplar tükenmiş. Siparişimi geçen hafta pazartesi günü sabah verdim ve aynı mayıs ayında olduğu gibi tam bir hafta sonra elime ulaştı. Özellikle de D&R siparişinize ingilizce kitap eklediğinizde geç geldiğini tecrübe etmiş oldum. Ayrıca çok geç durum güncellemesi yapıyorlar. Bu sefer kargoya verdiklerini de yazmadılar, aksi halde gidip kargo dükkanından alacaktım ama kapıya geldi. İngilizce kitapların hepsinin tanesini 25.83 liraya aldım baya indirimde sanırım şu anda. Işıltı Sarayı'nı da 21 liraya satın aldım. Kitapların hepsi yine hasarsız. D&R'nin internet sitesinden alışveriş yapmanızı öneririm, biraz geç gelmesi dışında fiyatları oldukça uygun. The Raven Boys serisini tamamladım. Alexandra favori distopik yazarlarımdan, gönül ciltli almak isterdi ama bir türlü çıkarmadı parodi. Bu ay Passenger'i okumaya çalışıcam zorlanırsam bir dahaki ay yorumlarım. The Assasin's Blade, Sarah J. Maas'ın sitede kalan son kitabıydı. Diğer kitaplarını arkadaşkitapevinden alacağım😎 Işıltı Sarayı'nı da kapağını ve konusunu çok beğendiğim için aldım, elimdeki kitap bitince hemen başlayacağım. Sonuç olarak bir sürü kitap aldım bu sıralar ama bu kargo sonuncusuydu çünkü param fena suyunu çekti. Bi dahaki ay da anca iki tane falan kitap alabilirim.

Geçen ayın sonlarında bahsettiğim arkadaşkitapevi internet sitesi alışverişimden aldıklarımın bir kısmı bu üç harika kitap. Şu seriyi defalarca kez türkçe ekitap okumamak için kendimi bastırıp durdum ve sonunda ingilizce mükemmel kapaklarıyla alabildim. Arkadaşkitapevi siparişimi geçen hafta salı gecesi verdim ama şehir dışında olduğum için siteyi arayıp kargomu ben bildirdiğimde verebilir misiniz diye rica ettim ve kabul ettiler. Siparişim bir iki gün içinde hazırlandı sanırım. Pazartesi günü öğlen kargoya verebileceklerini söyledim ve şehir dışı olduğu halde salı günü kargo kapıma gelmişti ama eve yeni vardığım için bugün gidip ups kargodan aldım. Arkadaşkitapevi kredi kartında kısıtlı olması haricinde ithal kitaplar konusunda mükemmel bir site. Ne yazıkki debit kart geçerli değil ve banka kartı da ama bu konuda çalışmaları devam ediyormuş. Ben de kuzenimin garanti platinuim kartından denedim ve onaylandığında mutluluğa boğuldum. Sepetim uzun süredir vardı ama sürekli toplam fiyatı değişti, kitapların fiyatları bir indi bir arttı, o yüzden hemen almak istedim. Aslında bu alışverişimin en tuzlu kraliyet üyesi The Wrath and Dawn kitabıydı fakat ithal olarak kırk gün içinde ellerine geçince yollayacaklar, ben stokta sanarak sipariş verdim ama sorun değil hemen okumayacaktım. Fakat ciltli aldığım için kitaplığımda gördükçe kitaba seranat yapma umutlarım gecikti😁 Alışverişimin diğer iki kitabını da birazdan paylaşacağım. Shatter Me serisini bu ay okumayı düşünüyorum ve muhtemelen novella kitaplarını da yorumlayacağım🌞 Bunların yanında The Raven King ve Since You've Been Gone kitaplarını da satın aldım.


İşte işte işte Clockwork Princess'im de geldi. Pandora sitesinden ithal kitaplar kısmından özel istek yapıyorsunuz ve mail yoluyla size beş iş günü içerisinde ödeme sayfasıyla döneceklerini haber veriyorlar ama genellikle bu süre uzuyor. Sonunda ödeme sayfası açıldığında kredi kart konusunda da baya kısıtlılar. İninal veya banka kartı geçerli değil. Yapıkredi world kartıyla aldım. Gördüğünüz üç kitabı seri olarak 122 liraya kargosuz alabilirsiniz. Ben sadece Clockwork Princess'e beş lira kargo lirasıyla 36 liraya aldım. Ödeme onaylandıktan sonra normalde en fazla kırk gün içinde gelicekken 6 gün sonra pandora bayisine ulaşmıştı. İki gün sonra da kargom geldi. Gerçekten çok memnun kaldım bu alışverişimden. Şimdi de It ends with us, A court of mist and fury ve kiss of deception kitaplarının ödeme sayfalarını bekliyorum. Yalnız bu pandoradan alışverişimi babamın kartından yaptım ve hiç bildirim gitmediği için çok mutlu oldum😂 Sadece ay sonu faturasında çıkacak sanırım🙅 Sıradaki pandora alışverişlerimi tekrar paylaşırım. Şimdi ingilizce rafımla aşk yaşıyorum, clocwork princess'in epilouge kısmını okuyup bu gece baya ağlamayı düşünüyorum😪

Continue reading Pandora, Babil, Arkadaşkitapevi ve D&R Kitap Alışverişim
, ,

The Way I Used To Be - Amber Smith | Kitap Yorumu

Kitap Adı: The Way I Used To Be
Yazar: Amber Smith
Dili: İngilizce
Sayfa Sayısı: 384
Goodreads Puanı: 4.09/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
Eden was always good at being good. Starting high school didn’t change who she was. But the night her brother’s best friend rapes her, Eden’s world capsizes.
What was once simple, is now complex. What Eden once loved—who she once loved—she now hates. What she thought she knew to be true, is now lies. Nothing makes sense anymore, and she knows she’s supposed to tell someone what happened but she can’t. So she buries it instead. And she buries the way she used to be.
Told in four parts—freshman, sophomore, junior, and senior year.
 

Kitaba karşı o kadar doluyum ki! Birazdan içimdeki canavarı salacağım! Kitabın konusunu okuduğumda çok klişe olduğunu düşünsem de bu türde bazı kitaplar beni derinden etkilediği için bir şans vermek istedim. Başrol karakteri Eden, üniversitede okuyan abisinin her okul tatilinde eve getirdiği en yakın arkadaşı Kevin tarafından henüz on dört yaşındayken tecavüze uğrar fakat her ne kadar birkaç kez cüret edip bunu ailesine söylemeye çalışsa da bir şekilde ya lafı kesilir ya da ertelenir ve artık ailesine sırrını söylemesi gitgide uzak bir ihtimale dönüşür. Daha çok bu tür kitaplarda bu trajedik olaydan sonra hislerini kapatmaya yüz tutmuş kız karakterlerin hayatlarına giren dürüst ve harika erkekle aralarında doğan ilişki başlangıçlarını okurdum ama bu kitap kendini çok büyük farkla sıyırdı. Çünkü Eden'in bu olaydan sonra başta yaptıkları pek depresif ruh haline bürünmek gibi değildi. Daha sonra bir nevi tecavüz olayını aklından silmek için ona yakınlaşan kendisinden dört yaş büyük Josh ile buluşmaya başlar ama daha ilk buluşmalarında o kadar ileri gittiler ki büyük şaşkınlıkla okudum. Kitabın son altı yedi bölümüne kadar Eden'dan gerçekten nefret ettim. Sergilediği davranışlar, insanlara karşı yaklaşımları ve kendine sürtük denilmesine katlanamadığı halde bu görevi iğrenç bir şekilde yerine getirmesi kitabı okurken manyak daralmamı sağladı. Artık kaşlarımı çatmaktan başıma ağrılar girecekti. Okudukça olmaz bu kadar dedim. Eden öyle şeyleri kendine yakıştırıp bir güzel yaptı ki satırları atlamamak için kendimle yarıştım. Kitabın son elli sayfasına kadar gerçekten bir puanı bile zor hak eder diyordum. Ta ki artık Eden da yaptıklarının tahammül sınırını aştığını kavradığında en çok pişmanlık duyduğu kişiye sonunda geri dönüp aslında onu çok önemsediğini söylediğinde. Daha sonra gelen satırlar Eden'in içinde büyük bir nefretle tuttuğu sırrının dudaklarından dökülmesiyle, içinde bulunduğu hisleri okuyucuya bu kadar duygusal aktarabildiği için sürekli ağladığım cümleler oldu.

I start to understand something too. That this isn't all about me. This thing, it thouches everyone.

Eden'in umursamaz tavırları yüzünden kitaptan ayrıldığından beri yolunu gözlediğim mühim karakterle pişmanlıklarını konuşmaları ve elbette en çok beklediğim yer olan Eden'in abisine itirafı ağlamamı sürdürmemi çok güzel sağladı. Kitabın son kısımlarını o kadar beğendim ki nefret kısmını az çok unutmamı sağladı. Beni duygu yoğunluğu bakımından ordan oraya savurduğu için de yazara teşekkürler. Mükemmel kesinlikle değildi, bayılarak da okumadım ama o son bölümlerin güzelliğine kıysaydım büyük kusura bakmış olurdum. Anlayacağınız okumayı düşünüyorsanız ne olursa olsun öneriyorum.
Continue reading The Way I Used To Be - Amber Smith | Kitap Yorumu
, ,

My Heart and Other Black Holes - Jasmine Warga | Kitap Yorumu

Kitap Adı: My Heart and Other Black Holes
Yazar: Jasmine Warga
Dili: İngilizce
Sayfa Sayısı: 302
Goodreads Puanı: 4.03/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Sixteen-year-old physics nerd Aysel is obsessed with plotting her own death. With a mother who can barely look at her without wincing, classmates who whisper behind her back, and a father whose violent crime rocked her small town, Aysel is ready to turn her potential energy into nothingness.
There’s only one problem: she’s not sure she has the courage to do it alone. But once she discovers a website with a section called Suicide Partners, Aysel’s convinced she’s found her solution: a teen boy with the username FrozenRobot (aka Roman) who’s haunted by a family tragedy is looking for a partner. 
Even though Aysel and Roman have nothing in common, they slowly start to fill in each other’s broken lives. But as their suicide pact becomes more concrete, Aysel begins to question whether she really wants to go through with it. Ultimately, she must choose between wanting to die or trying to convince Roman to live so they can discover the potential of their energy together. Except that Roman may not be so easy to convince.

En son intihar temalı birkaç kitap daha okumuştum ama kesinlikle beni en çok etkileyen bu oldu. Her ne kadar ilk yarı sessiz sedasız ilerlese de yazarın son yarıda karakterleri bu kadar sevdirmesi ve onların iç yüzleriyle daha yakından tanışmamızı sağlaması favorilerime sokmamda en büyük etken oldu. Kitap annesi ve babası aslen Türk asıllı olan Aysel'in intihara sürükleyecek kadar berbat hayatını bize üstünden anlatmasıyla başlıyor. Babasının hapiste olmasının gerçek yüzünü çok geç okuduğumuz için Aysel'in neden intihar etmek istediğini anlayamıyoruz çünkü her ne kadar az çok dışlanan birisi olsa da cehenneme dönmüş bir hayat yaşamıyor. İntihar fikri günden güne aklına yatarken partner bularak birlikte ölen insanların tanıştığı bir sitede Roman ile karşılaşıyor. Roman'ın neden intihar etmek istediğini hemen öğreniyoruz ve gerçekten üften püften isyankar bir durum yüzünden değil. Roman karakterinden her ne kadar neden olduğu şey yüzünden başta iğrensem de daha sonra bu cahilliğin sonucu olarak hayatı boyunca belki de sevdiği insanla arasında geçen en özel anında hep aklında var olacak kişiyi düşününce içim hüzünle doldu. Ayrıca kitap boyunca hemen Roman'ın ağzından intihar sebebini öğrenen Aysel'in kendi sebebini geç söylemesini bencilce görmüştüm ta ki nedenini öğreninceye kadar. Kitabın en sevdiğim özelliklerinden biri de kendimle çelişmemi sağlamış olmasıydı. Çünkü okurken duraksayıp bunun karşılığında ne düşünmem gerek diye aklımdan geçirdim. İlk yarıya kadar sade bir akıcılıkla yazılmıştı. Kendini okutuyor ama aham şaham değildi. Ne zaman ki Roman ve Aysel'in hisleri güçlenip Aysel bazı şeylerin değiştiğini kavradı ki kitap lokum kıvamı aldı. Aysel'in babasının hapse girmesinde hiçbir suçu olmadığı halde neden bu olayın hayatını mahvettiğini okuduğumda da cevap beni baya tatmin etti. Beni ciddi ciddi ağlatan bir kitap oldu. 

Önce Aysel'in annesinin Aysel'in çocukluğuyla ilgili kurduğu bir paragraf gözlerimi doldurdu, sonra da o intiharın gerçekleşeceği zamana gün sayarken nefesimi tutmuşken bazı satırları okuyunca ağlamaya başladım. Dört beş sayfayla çok derinden etkileyip ilk yarının sadeliğini dama atan bir kitap oldu. Sonuna, karakterlerine, intihar sebeplerine, aile ilişkilerine ve kitaba dair duygu yoğunluğunun anlatım şeklini çok beğendim. Yazarın karakterlerin intihar düşüncesiyle ilgili çelişkili fikirlerini size yansıtabilmesine de. Eksik bulduğum ve üzerinden geçildiğini düşündüğüm kısımlar vardı. Mesela intihar olayı geçtiğinde o kişilerin ne gibi bir varlığın inancında bulunduklarını okumak isterdim. Elbette aslen Türk olan Aysel'in içinde bulunduğu dine değinilmesini beklerdim, bu konuda cevapsız kaldım. Bir de kuvvetli bi ihtimalle yazarın okuyucuyu yine ağlatabileceği Aysel ile babasının karşılaşma sahnesini okumak isterdim. Çünkü Aysel hep babasına olan özlemi yüzünden kendine öfkeli, onu yıllar sonra tekrar gördüğünde hangi hislere bürünecek çok merak ediyordum. Bunlar dışında tam tadında bir kitaptı. Hiçbir şey uzatılmadan önünüze konulmuştu. Bu yüzden sıkılmadan ve elbette özellikle diğer yarıdan sonra büyük beğeniyle okudum. Zaten son bölümü ne kadar beğendiğime deyinmiyorum bile. Bu tür dram-romantik kitapları seviyorsanız kesinlikle bir an önce okuyun. Dram tadında beni ziyadesiyle etkiledi, hem de çok!

Not: Dili zor değildi okumanızı öneririm, çok akıcı bir kitaptı ve zor kelimeler nadir vardı. İbookpile sitesinden indirdim muhtemelen ya da torrent tam emin değilim.
Continue reading My Heart and Other Black Holes - Jasmine Warga | Kitap Yorumu
,

Program - Suzanne Young | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Program
Orijinal Adı: The Program (The Program #1)
Yazar: Suzanne Young
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 400
Goodreads Puanı: 4.07/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
HASTALIK: İNTİHARLA SONUÇLANAN PSİKOLOJİK SALGIN
TEDAVİ: SİLİNEN ANILAR
Sloane kimsenin gözü önünde ağlamaması gerektiğini bilir; özellikle de intihar salgını tüm ülkeye yayılmışken ve böylesi bir tepki onun tek tedavi olan Program’a yollanmasına sebep olabilecekken. Sloane Program’dan dönen herkesin boş bir sayfaya dönüştüğünün farkındadır. Çünkü depresyonlarıyla birlikte anıları da gitmiştir.
Sürekli gözlenen duygularını gizlemek için elinden geleni yapan Sloane sadece James’le beraberken kendisi olabilmektedir. James ikisini de güvende ve Program’dan uzak tutmaya söz vermiştir, Sloane ise aşklarının her şeye dayanabileceğini düşünmektedir. Ama birbirlerine verdikleri sözlere rağmen gerçeği saklamak gittikçe zorlaşır; ikisi de günden güne zayıflamakta, depresyon sinsice ilerlemektedir.
VE PROGRAM PEŞLERİNDEDİR.

Marjinal kapağı ve konusuyla baya dikkatimi çeken bir kitaptı ve iyi ki satın almışım. Gerçekten büyük beğeniyle ve merakla okudum. Öncelikle kitapta ana kurguya dair iki durum vardı ki kendini harika sıyarabilmişti. İlki karakterlerin kitabın başında biz okumaya başlamadan aşklarını derinden yaşamaya başlamış olmasıydı. O yüzden kitapta ilerledikçe yeni filizlenen bir aşkı okumaktan ziyade birbirine ikinci kez aşık olan bir çifti okuyoruz. İkincisi ise bu tip kitaplarda hep ortadaki acımasız ve nedeni belli olmayan olay ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu kitapta bundan çok asıl olayın başkarekter kızımızın başına gelmesini okuyoruz. Bu intihar olayının bir hastalık gibi neden yayıldığının gerçeğini işlemiyor. Kitabı çok beğendim çünkü her ne kadar az çok olayları önceden tahmin etsem de farklı konusuyla öne çıktı benim için. Sloane karakterinden daha çok James'i sevdim ya da ikisinin ilişkisini çok sevdim desem daha doğru olur. Aralarındaki atışmalar ve James'in şakaya vurduğu azgın hallerini okumak çok eğlenceliydi. En büyük beğeniyle okuduğum satırlar ikili arasındaki ilişki dışında elbette asıl konumuz olan hafızanın sıfırlanması olayını bizzat Sloane'nin ağzından okumaktı. Ama dostlar ben şurada bir duraksadım. Tuhaf hareketler sergilersen programa alınacağını biliyorsun. Programa gidersen sevdiğin çocuğu dibine kadar unutacağını da biliyorsun. O zaman sevdiğin çocuğun başına üzücü bir olay geldiğinde, öyle mevlam kayıra kendini salıp umursamamak yerine ne olursa olsun enerjik ve depresif görünmemeye çalışmalı değil misin? İşte bu kısmı çok güzel eleştiriyorum çünkü yazar benim görüşümce Sloane'yi bir an önce programa postalamak konusunda aceleci ve mantıksız davranmıştı. Hayır, Sloane'nin aşkı konusunda ne kadar güçlü bir karakter olduğunu bilmesek hastalığın eline düştü falan diye bahane edebiliriz ama hayır. Kitabı hiç sıkılmadan, elimden bırakmak istemeyerek okudum. Tam puan vermiyorum çünkü her ne kadar beğeniyle okusam da ağzımdan büyük şaşkınlık nidaları kapamadı. Tam puan verirsem dolu dolu olmayacağı için yarım puan kırıyorum. Sonunu da tam istediğim gibi değildi. Bunların dışında kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Buyurun okuyun elbette öneririm.

Parmağımdaki pembe yüzüğü, bileğimdeki silinmekte olan yara izini bakıp gülümsedim ve bu noktaya gelmek için çok şey geçirdiğimi düşündüm. Ve asla geri dönmeyecektim.

Continue reading Program - Suzanne Young | Kitap Yorumu

12 Ağustos 2016

,

Işıltı Sarayı - Richelle Mead | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Işıltı Sarayı
Orijinal Adı: The Glittering Court (The Glittering Court #1)
Yazar: Richelle Mead
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 510
Goodreads Puanı: 3.43/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
“VAMPİR AKADEMİSİ” SERİSİNİN ULUSLARARASI ÇOKSATAR YAZARI Richelle Mead’den tarihi bir atmosferde geçen  baş döndürücü, romantik bir seri.
“Mead bu sürükleyici, heyecan dolu mitolojik fantezide macera, gizem ve romantizmi buluşturuyor.” -VOYA

Tek kelimeyle ba-yıl-dım! Yazarın kalemine, karakterlerine, akıcılığına, ana konuya, sonuna, başına, ortasına her yerine bayıldım. Daha yarıya gelmeden bile okudukça sona yaklaşıyorum diye üzüldüğüm bir kitap oldu. Beni en ufak bir hayal kırıklığına uğratmayıp aksine beklentimin kat kat üstüne çıktı. Tarihi aşk romanlarını ayıla bayıla okuyan biri olarak zaten o zamanlarda geçen ama farklı bir formatta olduğu için ayrı çok beğendim. Adelaide (ki bu asıl adı değil) evlilik çağına gelmiş, durumları yavaş yavaş kötüye giden, anne babasını kaybetmiş çok meşhur bir aileden gelen asil bir genç kızdır. Büyükannesinin ısrarları üzerine sırf durumu iyi olduğu için hoşlanmadığı bir adamla evlenmek durumunda kalır. Ta ki Cedrig bir gün Adelaide'nin yardımcısının ayağına gelip hizmetçi kızı Işıltı Sarayı'na çağırana kadar. Işıltı Sarayı alt tabakadan kızların bir iki sene içerisinde leydi gibi eğitim görüp kendileriyle evlenmek için en çok altın veren kişiye bir nevi satıldığı bir tür eğitim kurumudur. Cedrig de buranın sahibinin oğludur ve ilk defa zor zar babasını ikna edip okulları için yeni kız seçeceğinde Adelaide'nın hizmetçiyle karşı karşıya gelir. Gerisi tahmin edildiği gibi evlilik tufanından kurtulup kendine farklı bir macera arayan Adelaide hizmetçinin yerine Işıltı Sarayı'na girer ve asil olduğunu tek bilen kişi de Cedrig'dir. Adelaide burada derin arkadaşlıklar edinir ve aslında kızların çırpınarak öğrenmeye çalıştığı şeyleri bilmiyormuş gibi davranır. Bu süreç çok kısa sürse de çok eğlenceliydi. Mira ve Tamsin karakterleri özellikle bu durumu daha hevesli okumamı sağladı. Kitapta benim en çok beğendiğim şey açık ara Adelaide'nın büyük değişimi ve harika güçlü karakteriydi. Kuş tüğü yastıklı yatağından aşkı için düştüğü duruma öyle bir sabretti ki hayran kaldım. Aşk demişken ortada imkansız bir aşk vardı elbette.

"Bana kalırsa, asıl kopyacı sizsiniz, Bay Thorn. Sıradan genç kızları bize benzetmeyi iş edinmişsiniz."
İçtenlikle gülümsedi ve ben bunu zoraki kibarlığından çok daha hoş buldum. "Kimseyi size benzetemem," dedi.

Adelaide ve Cedrig'in birliktelikleri mümkün değil çünkü Cedrig hoşlandığı kız için adayları değerlendiriyordu. Kitabı her yönden çok sevdim. O kadar dolu dolu mükemmeldi ki elinizden bırakamıyorsunuz. Oradan oraya zıplatıp yeni konularla başınızı döndürüyor. Her an kitabın gidişatı değişip sizi şaşkınlığa uğratabiliyor. Kitaptaki ana aşk konusuna bayıldım. Cedrig ile Adelaide'nın atışmaları mükemmeldi. Özellikle de aralarındaki arsız konuşmalara çok güldüm. Dostluk kavramı desen bambaşka hoş işlenmişti. Hayatında ilk defa gerçek dostlar edindiği için Adelaide'nın onları elinde tutmayı nasıl bir arzuyla istediğini okuyoruz. Eleştirebileceğim bir şey yok çünkü yazar size böyle bir seçenek bırakmıyor. İkinci kitap Mira'nın ağzından ve çok merak ediyorum. Nisana daha çok var. Kitabı merak ediyorsanız veya yorumumdan sonra merak ediyorsanız istisnasız hemen zıplayın üstüne. İnanın çok eğlenip çok severek okuyacaksınız. Tabii Cedrig'e de aşık olacak olmanız cabası...
Continue reading Işıltı Sarayı - Richelle Mead | Kitap Yorumu
, ,

First & Then - Emma Mills | Kitap Yorumu

Kitap Adı: First & Then
Dili: İngilizce
Yazar: Emma Mills
Sayfa Sayısı: 267
Goodreads Puanı: 3.89/5
Benim Puanım: 2,5/5
Arka Sayfa;
Devon Tennyson wouldn't change a thing. She's happy watching Friday night games from the bleachers, silently crushing on best friend Cas, and blissfully ignoring the future after high school. But the universe has other plans. It delivers Devon's cousin Foster, an unrepentant social outlier with a surprising talent for football, and the obnoxiously superior and maddeningly attractive star running back, Ezra, right where she doesn't want them: first into her P.E. class and then into every other aspect of her life.
Pride and Prejudice meets Friday Night Lights in this contemporary novel about falling in love with the unexpected boy, with a new brother, and with yourself.

Kapağını gördüğümden beri ilgimi çeken bir kitaptı. Sonunda kafama esip okuyabildim. Aslında daha az puan verecektim ama son üç bölüm çok ama çok tatlı olduğu için yarım puan daha attım keseye. Kitaba Devon karakterinin lisenin son sınıfında henüz üniversite hakkında herhangi bir karara varmaması ve öğretmenlerinin de onu bu konuda şevklendirmesi ve bazı kulüplere yazılmasını istemesiyle başlıyor. Devon, en yakın arkadaşı Cas'e içten içe bir şeyler hisseden kendi halinde bir kız. Hayatında son zamanlarda gelişen en önemli olay da kuzeni Foster'ın annesinin onu terk etmesiyle birlikte artık ailesinin bir yan üyesi olması. Daha sonra futbolda mükemmel ve 'ulaşılmaz' bir yakışıklılığa sahip olan Ezra'nın Foster ile dostluk kurmasıyla beraber Devon'un hayatına da yeni bir heyecan dahil olur ama Ezra pek soğuk ve konuşmakta iyi biri değildir. Kitapta artık ne yazıkki klişe diyebileceğimiz bir Jane Austen hayranlığı vardı Devon'da. Ama yazarın bu hayranlığı belirtme şeklini çok beğendim. Çünkü yeri gelince yazarın ünlü karakterleriyle kendini karşılaştırıp, yazarın başka düşüncelerini de size aktarıyor. Kitabı genel olarak beğenemedim. Ana konusunda derin bir mana yok ve öylesine bir lise gençlik romanıydı. Yazarın da size karakterleri sevdirme gibi bir amacı yoktu. Sadece biraz Ezra'yı sevebildim. Kitabı Devon'ın ağzından okuduğumuz halde karakterinde nelerin hoşuma gittiğini pek sayamam. Akıcı olduğu için pat pat okudum ama sıkılarak atlamak istediğim satırlar da boldu. Kitapta sevdiğim kısımlardan biri Devon'ın Foster'ı gün geçtikçe erkek kardeş olarak benimsemesiydi. Bir de bunun dışında Ezra ile Devon'ın son bölümde nihayi yüzleşmeleri çok güzeldi. Onun dışında kendini sıyırabilecek bir kitap olarak görmüyorum. Ben çok beğenemediysem de siz beğenebilirsiniz elbette. Yazarın dili basit ve akıcıydı. İngilizce roman okumanızı geliştirmek istiyorsanız rahatlıkla okuyabilirsiniz.

"You liked me since that first gym class?"
"Since I said 'get a ball' and you said 'get it yourself.'"
Continue reading First & Then - Emma Mills | Kitap Yorumu

10 Ağustos 2016

,

Arşiv - Victoria Schwab | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Arşiv
Orijinal Adı:
Yazar: Victoria Schwab
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 376
Goodreads Puanı: 4.03/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
Dedesi dört yıl önce, on iki yaşındaki Mackenzie’yi Tarih adı verilen ölü bedenlerin son uykularına yattıkları Arşiv’e götürmüştür. Arşiv’de her bedenin, sadece Kütüphanecilerin okuyabildiği, görüntülere dökülmüş hikâyeleri bulunmaktadır ve Mackenzie’nin dedesi uyanıp kaçmayı deneyen Tarihleri durduran bir Koruyucu’dur.
Mackenzie kendini kanıtladıktan sonra, hayatını kaybeden dedesinin yerini alır ancak görevi yüzünden sevdiği insanlara yalan söylemek zorundadır ve korkunun ne olduğunu çok iyi öğrenmiştir: Hayatta kalmak için bir araç. Koruyuculuk görevi tehlikeli olmasının yanı sıra, Mac’e yitirdiklerini de hatırlatmaktadır. Henüz dedesinin ölümünün acısı dinmemişken kardeşi Ben’i de kaybedince Mac hayat ile ölüm, uyku ile uyanıklık arasındaki sınırları sorgulamaya başlar.
Görevi sırasında Arşiv’deki ölüleri asla rahatsız etmemelidir ama birileri bilinçli bir şekilde Tarihlerle oynamakta, hikâyelerinin bazı bölümlerini silmektedir. Mac bu gizemi çözemezse Arşiv çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır...

Basıldığından beri içimde ufak çaplı olsa da bir merakla bu kitabı okumak istiyordum. Öyle çok övgü dolu yorumlarını da okumadım ve o kişilere katılıyorum çünkü bana göre de orta şekerli bir kitaptı. Konusu gerçekten orijinaldi ama işleniş tarzı beni o kadar sıktı gözüm sürekli hangi sayfadayım ne kadar kaldı diye bakmakla geçti. Anlayacağınız akıcılık bakımından gözümde sınıfta kaldı. Ana karakter Mac'i de pek sevemedim, daha ziyade Wes'i çok sevdiğimi söyleyebilirim. Özellikle de saçıyla ilgili övgü dolu esprileri kitaba mizah katmıştı. Ortada dönen asıl olayın gerçekliği ortaya çıktığında şaşırdım ama iki tane erkek karakter olunca birisinin eninde sonunda bi halt yediği ortaya çıkacaktı zaten. Asıl olayın arka yüzü beni şaşırtmasaydı daha çok puan kırabilirdim ama yine de tahminim dışında geliştiği için kendimce bu puanı layık görüyorum. Ayrıca yazarın betimlemelerini beğendiğimi de belirtebilirim. Kitap farklı bir şüphe üzerine kuruluydu ama çok çok beğenimi kazanamadı. Serinin ikinci kitabını çok büyük bir heyecanla beklemesem de okuyabilirim.

Continue reading Arşiv - Victoria Schwab | Kitap Yorumu