10 Nisan 2015

Minik Pasta Çilek Rüyası

Bu ismi bu pastacıklara ben verdim çünkü her tarafları çilelerle çevrili. Doğum günüm için arkadaşım küçük bir pasta yapmıştı bana. Buna benziyordu o pastada. Ben de ardından öyle bir şey nasıl yaparım diye düşündüm taşındım ve aklıma böyle bir şey geldi.

Kekin tarifi;
4 yumurta
1 su bardağı şeker
Yarım su bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
3 yemek kaşığı kakao
3 yemek kaşığı su
1 su bardağı un

Üzeri için; 1 paket orman meyveli krem şanti
1 su bardağı süt
Yaklaşık bir kilo çilek

Kek malzemelerini sırayla koyuyoruz. Toz malzemeleri elemenizi öneririm. Ardından uzun bir tepsiye keki döküyoruz ve önceden ısıtılmış fırında 180 derecede pişiriyoruz. Kürdan yardımıyla 20 dakika içinde pişip pişmediğini anlayabilirsiniz. Bu sırada çilekleri temizleyip krem şantiyi hazırlayabilirsiniz. Keki fırından çıkardıktan sonra bir kaseyi su koyduğumuz tabağa batırarak şekiller çıkarıyoruz. Muhtemelen 12 tane çıkıyor. Ardından çıkardığımız minik kekleri bir tabağa alıp buzdolabına koyuyoruz ve 10 dakika kadar soğumalarını bekliyoruz. Minik kekler soğuduktan sonra pastayı hazırlayacağım tabağa bir kek parçasını alıyoruz. Üzerine krem şanti sürdükten sonra ince çilek dilimleri koyuyoruz. Aynı uygulamayla üç kat yapıyoruz. Ardından kekin etrafını krem şanti koyuyoruz ve çileklerle dolduruyoruz. Son olarak üzerine çileklerin yuvarlak kısımlarını koyuyoruz. Biraz yorucu olsa da harika bir pasta. Zaten kakaolu kekinin tadı nefis. 
Fotoğrafta gördüğünüz mavi tabaktaki kekler tepsiden çıkardığım kekler. Bu şekilde oluyor yani. Bir de ben güya üzerlerini beyaz çikolata ile süsleyecektim ama yalan oldu. Bu yüzden erittiğim beyaz çikolatayı bir tane pastanın arasına sürdüm. Onu kendim yiyecektim ama yanlışıkla kardeşime vermişim, o da afiyetle yedi. Ben de biraz beyaz çikolatalı olanın tadına baktım. Onun tadı ayrı harikaydı. İsterseniz bir dilimin arasına beyaz çikolatayı eritip sürebilirsiniz. İşte bu kadar. Her tarafını çilekle bezediğim için de adı Minik Pasta Çilek Rüyası oldu. 
Sanki dışarıda bir kafede çekmişim bu resmi. Bu resmi ayrı sevdim gerçekten. Kardeşlerimle beraber hemen hüplettik pastaları ve çayları. Size de afiyet olsun. İki üç hafta tatlı yapmayacağım. Haftaya ziyafetim olabilir ancak o gün yaparım diye düşünüyorum. Bakalım dayanabilecek miyim :)

Bugünlerde oynadığım oyun: Aa
Dinlediğim şarkı; Ahmet Kaya - Öyle bir yerdeyim ki
İzlediğim diziler; Sensory Couple ve Angry Mom
Çevirdiğim dizi: Super Daddy Yul

Betül Tosun

Continue reading Minik Pasta Çilek Rüyası
, ,

Maids (2015) | Kore Dizisi


Bir harika diziyi daha bitirdim. Diziyi ben üstlendiğimde yanlış hatırlamıyorsam 12. bölüm falan yayınlanmıştı. Martın ortasına doğru aldım. Peki niye mi aldım? Tesadüf eseri yeppde tanıtım sayfalarında gördüm. Baktım dizinin bekleyeni var. Ardından başka sitelerde yorumlara baktım ve takip edilen ve beğenilen bir dizi olduğunu gördüm. Sonra kaynağının da iyi olduğunu görünce alıyım dedim. Kadroda sevdiğim hayranı olduğum biri yok. Başroldeki kadını Rooftop'dan dolayı pek sevmem. Kim Dong Wook da Coffee Prince'deki tatlı rolünden sonra baya değişmiş. Oh Ji Ho'yu ise pek az yerde izledim. Belki sadece Chuno'da izlemişimdir.
Önce dizinin konusunu özet geçeyim ardından hakkındaki yorumlarımı söyleyeyim.

Joseon Dönemi'nde geçmektedir. Kook In Yeob (Jung Yoo-Mi), soylu bir ailenin tek çocuğudur. Güzelliği ve şıklığı ile ünlüdür. Meydana gelen bir olay sonucunda alt sınıfa yani hizmetçi grubuna düşer. Başına gelen talihsizliği ile mücadele ederken daha da güçlenir.
Hizmetçi Moo Myeong (Oh Ji Ho), Hanyang'ın en dikkat çekici hizmetçisidir. Ancak gerçek kimliğini gizleyen ve bir hizmetçi gibi davranan gizemli biridir. Kim Eun-Gi (Kim Dong Wook) üst sınıftan gelen soylu biridir. In Yeob ile evlilik hayalleri kurarken gerçekleşen olaylar yüzünden iki derede bir arada kalır. 

Diziyle ilgili yorumlarıma gelince gerçekten harika bir diziydi. Bitirdikten sonra ne zaman görsem ne güzel diziydi ya diyorum. Neredeyse her gün bir bölüm çevirdim. Bunun asıl nedeni kendim de çok izlemek istemiş olmam. Dizide o kadar çok konu işleniyor ki merakla izlemek isterken hızlı hızlı bölümleri de çevirdim. Bu diziyle kendimi biraz daha geliştirdiğimi düşünüyorum. Tarihi olduğu için çevirilerimde biraz daha eski terimleri kullanmayı hedefledim. Redakte sorunu falan bir kaç tane vardı. Tek başıma çevirdiğim için aynı şeyleri aynı isimlerle kullandım. Ama bu diziyle anladım ki bir daha ki sefere ilk bölüm çevirime daha çok dikkat etmeliyim çünkü bir kaç kişinin konumunu bir kere farklı çevirdim diye bir daha değiştiremedim. Bir daha ki sefere bunun üzerinde daha çok duracağım. Bu diziyi bu kadar sevmemin bir diğer nedeni de tüm bölümlerden tekrar kontrol etmeden divxten yeşil almaktı. Hatta twitterda da belirtmiştim. Yeşil aldıkça çevirmek için şevkeleniyorum. Neyse çevirimi bir kenara atalım. Dizi de sevdiğim bir sıcak karakter vardı ki bir daha nerede oynarsa izlemek isterim.
O da bu kızdı. Uzun zamandır böyle sevecen ve sıcak kalpli bir karakter görmemiştim. Tabii oyunculuğu sayesinde bu kadar sıcak şekilde gösteribildi karakterini. 
Başroldeki kadına yani In Yub karakterine canlandıran Jung Yoo Mi'ye de ayrı hayran kaldım. Ben bu kadını böyle bilmezdim. Gülüşü o kadar sevimli ve içten ki. Hele ağladığı ve acı çektiği sahneler. Beni çok ağlattı. Bir de konuşurken çok tatlı oluyor. Bazı komik mimiklerini screen almıştım çevirirken.
Bir de şurada çok komikti surat ifadesi. Canım ya sinirden gözü dönmüş.

Uzun zamandır bu kadar gıcık karakteri yansıtabilen birini görmemiştim. Kendisine nasıl kıl kaptım sormayın ama bir yandan da bu kadar harika sinir edici olduğu için de hoşuma gitti. Bir garibim dimi
Şu mimiklere baksanıza. Diziyi izlemeden gıcık oluyor insan.

Bir de şu kız vardı. Önce bana çok gıcık gelmişti ama sonra çok sevdim onu da.

Bir de bunun imkansız bir aşkı vardı. Efendisiyle o da ayrı bir renk katmıştı diziye.

Ay böyle işte. Çok güzel bir diziydi. Keşke daha ünlü bir kanal da yayınlansaydı ama böyle bile harika. Diziden bir kaç gif kondurayım.
Daha fazla gif bulamadım ne yazık ki :( Bu kadar övmem izlenmesine yeter sanırım. 
Çiftimiz çok tatlı değil mi ama :))
Son olarak diziyle ilgili geçebileceğim son not şudur ki; Kimsenin kendini büyük görmemesi ve kimseyi küçük görmemesi gerektiğini anlatan harika bir diziydi. Gün gelir devran döner. Sabreden derviş muradına ermiş. Kaçırmayın bu harika diziyi.
Bir daha ki çevirmenin ağzından Shine or go crazy ve Super Daddy Yul olacak. Görüşmek üzere.

Betül Tosun
Continue reading Maids (2015) | Kore Dizisi

2 Nisan 2015

Limonlu Cheescake Tarifi

Seneler önce eskiden yakın olmadığım ama şimdi kanki olduğum biriyle bir pastane de cheescake yemiştim. O günü çok iyi hatırlarım. Tadını beğenmediğime mi yanayım yoksa dilimine sekiz lira verdiğime mi? O zamandan bu zamana kadar cheescake hiç yemedim. Ne zamanki mutfağa merakım başladı o zaman da cheescake i kendim denemek istedim. Bundan bir kaç ay önce bir yazımda yaptığımı söylemiştim ama ikinci deneyimimle tarifini yazacağımı söylemiştim. Yukarıdaki resimde altta duran defter benim biriciğim. Tüm tariflerim onun içinde yazıyor. Küçük çok sevdiğim bir çantam var. Bazen içinden cüzdanımı bile çıkarıp içine bu defteri sıkıştırıyorum. Geçen ay D&R dan makul bir fiyata almıştım Şimdi cheescake in tarifine gelince buyurun;

Tabanı için;
2 paket burçak büskivi
100 gram margarin
1 bardak çekilmiş fındık (isteğe göre)

Kreması için;
300 gram labne peynir
1 paket krema
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 paket vanilya
3 yemek kaşığı un
Yarım yemek kaşığı nişasta
1 limon kabuğu
Yarım limon suyu

Limonlu sosu için;
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı su
1 limon suyu
1 limon kabuğu
2 buçuk yemek kaşığı nişasta
4,5 yemek kaşığı şeker
1 paket vanilya

Yapılışı; 2 paket büskiviyi rondoya vuruyoruz. Ardından bir kasede eritilmiş margarin ve fındıklı karıştırıyoruz. Sonra yağladığımız kelepçeli kalıbın tabanına bisküvi malzemesini yerleştiriyoruz ve 15 dakika kadar buzdolabına atıp dinlenmesini sağlıyoruz. Kreması için; Labne peyniri ve kremayı iyice çırpıyoruz. Ardından listedeki tüm malzemeleri ekliyoruz. Kremayı hazırladıktan sonra bisküvi tabanının üzerine kremayı döküyoruz ve bir kaç kez tezgaha vurup baloncukların patlamasını sağlıyoruz. Kelepçeli kalıbın etrafını alüminyum folyo ile kaplıyoruz ve ayrı bir tepsiye sıcak su döküp kelepçeli kalıbı içine koyuyoruz. Umarım anlatmak istediğim anlaşılmıştır.  Önceden ısıtılmış 180 derecede kremanın üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Bu sırada limonlu sosu hazırlıyoruz. Önce vanilya hariç tüm malzemeleri  koyarak kaynayana kadar pişiriyoruz Kaynayınca altını kapatıp vanilyayı da ekliyoruz. Sonra buzdolabına koyup beklemesini sağlıyoruz. Fırındaki cheescakemiz piştikten sonra çıkarıyoruz ve biraz bekleyip üzerine ilk sıcaklığı gitmiş olan sosu döküyoruz. Ardından istediğimiz gibi üzerini süslüyoruz. 12 saat falan bekletin diyorlar ama ben o kadar sabırlı değilim. 2 3 saat bekleyip açıyorum ama bir sorun olmuyor. Dilim hali de böyle;

Afiyet olsun.

Betül Tosun
Continue reading Limonlu Cheescake Tarifi

About İnstagram

En son kullandığım bir uygulama olarak Snapchat'i önermiştim. Biliyorum zaten İnstagram kullanmayan kalmadı. 
Benim bu konuda değineceğim azıcık kanayan yaram hakkında. Androidli telefon almamla ben de hemen İnstagram'ı indirmiştim. Önceleri çok gözümde büyüttüm. Aman bunu atsam mı yok bunu atmiyim falan diye. Zamanla yani bir sene sonra falan bu düşüncemin ne kadar saçma olduğu kanısına vardım. Benim istediğim profilime girdiğimde aşağı doğru indikçe "Lan bugünü de dün gibi hatırlıyorum" deyip mutlu olmaktı. Şimdi İnstagram konusunda fikrimi değiştirmiş olsam da artık istediğim gibi kullanamıyorum çünkü yakın uzak tanıdığım herkes beni takip ediyor. Facebook sağolmasın her akraba beni İnstagram'da buluyor. Bu durum ne yazıkki beni rahatsız ediyor çünkü ben akrabalarımı takip etmeyi sevmiyorum. Tabii ki zevkle takip ettiğim kuzenlerim var ama bazılarını kırılmasın diye isteğini kabul ediyorum. Şimdi bu hesabımdan herkesi unfollow etsem olmaz diye yeni hesap açmayı düşünüyorum. Ama bu fikrim üzerinde hiç emin değilim. Çünkü İnstagram benim çok zamanımı yiyor. Hayır, milletin fotolarına bakmaktan değil. Fotoğraf atmak zamanımı alıyor çünkü makineden çek makineyi pcye bağla, pcden telefonuna at. Benim telefonum bir de ihtiyarladığından fotoğraf atacağıma bin pişman oluyorum.
İnstagram ı istediğim gibi kullanamadığım için Twitter da daha özgürüm. Aslında bu kadar çok internet ağı kullanmak canımı sıkıyor. Blogum var, twitim var, instagramımım var. Hayır, bir de hepsinde ayrı şeyler paylaşıyorum. Düşünüyorum ne kadar boş insanım diye. Karşılığında hiçbir şey elde etmeyeceğim işlerle oyalanıp duruyorum. Bu konudan girdim mi zor çıkarım bir daha bu yüzden boş iş kısmını kapatıyorum. Bu sene daha çok kendi çektiğim fotoğrafları yayınladım. Sağolsun kuzenlerim her haltı instaya atıyorsun diye şakayla karışık lafını etmeye başladılar. Tabii ki şaka bile olsa sert çıkıyorum orada sorun yok ama onların böyle yapması beni başka bir hesap açmaya daha çok itiyor. Tek istediğim yaptıklarımı bir anı deposu gibi bir arada toplamak. Bu konuda Snapchat'i önermiştim. Çok iyi güzel bir program önceden bahsettiğim gibi fakat telefonum yüzünden yavaşlığı, iğrenç çekimi beni snap atmaktan soğutmuyor değil. Bir de bu yazımda son olarak şuna değinmek isterim. Önceden takipçim olsun falan çok isterdim ama zamanla bunun çok boş bir iş olduğunu gördüm. Baktım ki insanlar ne kadar art niyetli. Önce istek atıp sonra takipten çıkıyorlar. Böylelerini görünce de baya soğudum instagramdan. Sonra başladım zamanında saf gibi kabul ettiğim yabancıları engelleyip çıkarmaya. Şimdi rahatım diyeceğim ama ne zaman İnstagram konusu açılsa annem hemen başlıyor konuşmaya. İşte adamlar sizin fotoğlarınızı böyle görüyor şöyle bakıyor günaha giriyorsunuz diye. Defalarca dedik hesabımız gizli diye ama o bildiğinden şaşmıyor. İnstagram da rahatsız olduğum durumlardan bahsetsem bu yazı uzar da gider. İnsanlara ayak uydurup kullanmaktan ziyade gerçekten anılarımı bir arada tutmak istiyorum. Benim için güzel anılarım çok değerli. Bu konuya bir kaç yerde de değinmişimdir. Yani takipçi falan bence boş işler. Beni biri fazladan takip ettikçe rahatsız oluyorum. Az olsun öz olsun istiyorum. Açıklamama "Sadece tanıdıklar" diyeceğim ama bu da tikilerin kendilerini bir şey sanma sözü olmuş hakkında kısmında. O yüzden onu da yazmıyorum. Bakalım ikinci bir hesap açar mıyım yakında göreceğim. 

Betül Tosun
Continue reading About İnstagram

30 Mart 2015

Üzümlü Kurabiye Tarifi

Biricik teyzemden ailecek çok beğenerek yediğimiz ve diğer tüm teyzelerimin de yaptığı üzümlü kurabiye. 
Malzemeler;
2 yumurta (1 yumurta sarısı üstüne)
1 paket margarin
1 su bardağı şeker
1 su bardağı üzüm
Yarım su bardağı çekilmiş fındık
1 portakal ve limon rendesi
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un

Tüm malzemeler sırayla eklenir. İçinde çok fazla malzeme olduğu için biraz fazla un alıyor. Tam olarak ölçemedim ama tezgaha koyduğunuzda yapışmayacak hale gelmesi gerekiyor. Ardından uzun ince hamur parçalarını bıçakla kare şeklinde kesiyoruz. Yuvarlak şekilden ziyade böyle yapılması daha güzel oluyor. Tüm kurabiyelerin üzerine çatal bastırdıktan sonra son olarak üzerine de yumurta sarısını sürüyoruz. 180 derecede üstleri kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun. Gerçekten herkes beğeniyor. Meyve parçaları ayrı bir koku ve tat katıyor. 
Bu aralar tatlı yaparken dinlediğim şarkı; İskender Doğan - Kan ve Gül 
Oynadığım en iyi oyun;Skyward
Çevirdiğim dizi: Maids
İzlediğim dizi: Güye Kill me Hilmi :( Fakat Maids'in bitmesini bekliyorum.

Görüşmek üzere Betül Tosun

Continue reading Üzümlü Kurabiye Tarifi

19 Mart 2015

, ,

Spy (2015) | Kore Dizisi

Evet, yeni başlık taglarım da böyle olacak. Şayet çevirdiğim bir dizi hakkında konuşacaksam bu isimle başlayacağım. Bu konuyla gelecek iki dizim var yolda. Biri Shine or Go Crazy diğeri ise Maids. Aslında bu yazıyı yazmak için Maids'i çevirmekten fedakarlık yapıyorum ama eminim ki buna değecek.

Bu güzel dizinin fragmanları beni çok etkilemişti. İlk uzun fragmanında anne ve babanın sahnesinde bunlar ne konuşuyor da bu kadar şok oldular diyerek çok merak etmiştim. Bir KBS2 kanalı manyağıyım. Benim gözümde neredeyse tüm dizileri kaliteli fakat bazen arada çürük yumurta çıkabiliyor. Sonra diziyi almak için bekledim. Elbette satır sayısı önemliydi. Bir baktım normal çevirdiklerimin yarısı ben de hemen talip oldum. İstediğim arkadaşta sağ olsun diziyi bana verdi. Dizinin konusunu okuduktan sonra duyurusunu açarken yazdığım "Bir anne oğlu için nelerini feda edebilir?" idi. Hep merak ettim dizi boyunca. Bu söz gerçekten tahmin ettiğim gibi işlenecek mi diye? Evet, işlendi. Bu yüzden ayrı sevdim ya diziyi! Jae Joong'a pek bayılmam ama bir şeyde oynarsa da izlememezlik etmem. Bu diziyle kendini pek sevdim. Başka bir yapımda yer alırsa çevirmeye şimdiden talibim.

Dizinin konusuna gelirsek Jae Joong yani Kim Sun Woo, gizlice Milli İstihbarat Birimi'nde ajan olarak çalışıyordur. Ailesiyle her şey yolunda giderken bir gün annesinin eski bir dostu gelir ve bununla beraber her şey mahvolur. Annesi eski bir ajandır ve geçmişte öldürdüğünü sandığı adam geri dönmüştür. Peki ne isteyecektir? Ya oğlunu bana ver ya da oğlundan isteyeceğim görevleri yerine getir. Hiçbir şeyden haberi olmayan anne ise aslında oğlunun devlet için çalıştığını sanır. Bir yandan koruması gereken ailesi, bir yandan oğlu hakkında öğrendiği gerçek derken bir karambole girer. Diğer taraftan Sun Woo ise sevgilisiyle el bebek gül bebekken işi yüzünden yaşadığı stresin altındadır. Annesiyle hiçbir alakası olduğunu öğrenmeden o da geçmişten çıkıp gelen adamı yani Hwang Ki Chul'u bir takım olaylar yüzünden kendine düşman beller. Kuzey ve Güney arasındaki anlaşmazlığı izlerken, bir ailenin ayakta kalıp itibarını yerler altına almaması için verdiği çabaya şahit oluyoruz.

Yeri geldi ağladım bu dizide. Yeri geldi heyecandan çok uykum varken oturdum diğer bölümü de çevirdim. Hele son altı bölüm nefes kesiciydi. İzlerken olaylar nasıl gelişecek diye bekledim. Bu bununla nasıl olacak, bu adam nasıl ölecek, bu aile nasıl eski haline dönecek, hangisi hayatta kalacak, beni gene ağlatacaklar mı diye sorup durdum. İşte bu kadar. O kadar soru sormuşum kendime izledikçe siz de sorun ve merak edin. Bölüm başına 40 dakikadan oluşan az diyaloglu bir dizi bekliyor sizi. Bir kaç gif kondurup burayı şenlendirmek isterdim ama tumblr'da bile düzgün bir şey yok. Artık baya arayıp bulduklarımı kondurayım şuraya. İşte bu sevgili çiftimiz.
İşte anne oğul;
Bu da bulabildiğim nadir giflerden biri;
Bu da en sevdiğim ost parçası;


İzleyecek olan herkese iyi seyirler. Biraz aksiyon biraz dokunaklı dizileri sevenler buyursun izlesinler. Sevmeyenlerde izleyip bir değişiklik yapsınlar. Herkese tavsiye ederim. Bir daha ki Çevirmenin Ağzından yazımda görüşmek üzere.

Betül Tosun
Continue reading Spy (2015) | Kore Dizisi

17 Mart 2015

Bardakta Tiramisu Tarifi

Evet, sonunda dönebildim. Elimdeki çevirileri yoluna soktum ve bayadır deneyip buraya yazmadığım tarifleri sıralamaya geldim. Bir ara bu arada neler yaptığımı çevirdiğim dizinin öneri kısmında anlatacağım. Daha bugün denediğim bardak tiramisu tarifiyle buradayım.



Kreması için;

4 bardak süt
5 kaşık un
Yarım bardak şeker
2 yumurta
2 kaşık tereyağ veya margarin

İçi ve üstü için;
2 paket negro
1 paket kavrulmuş pötibör
1 bardak kaynamış su
2 kaşık nescafe
1 kaşık şeker
Yarım paket bitter çikolata
4 tatlı kaşığı kadar kakao

Yapılışı; Sütü, şekeri ve unu küçük bir tencereye koyup kremayı kaynattıktan sonra ocağın altını kapatıp içine iki yumurta ve iki kaşık tereyağı ekleyip blendıra vuruyoruz. Ardından kaynamış suyu bir tabağa koyup içine nescafeyi ve şekeri ekliyoruz. Bardaklara önce robota vurduğumuz pötibör büskiviyi sonra üzerlerine negroları kahveli suya batırıp etrafına diziyoruz. En son da kremayı ekliyoruz. Şekli istediğiniz gibi de verebilirsiniz. En son da üzerine kakao ekleyip üzerine kırdığımız minik çikolata parçalarını serpiştiriyoruz. Dolapta biraz beklettikten sonra afiyet olsun.

Betül Tosun
Continue reading Bardakta Tiramisu Tarifi

28 Şubat 2015

On sekiz olmak nasılmış onu da tattık ya


Onsekiz olmak nasılmış onu da tattık ya ne kaldı şimdi geriye? Var, var daha bir sürü şey var. Neredeyse iki aydır yokmuşum. Nerelerde olduğumu yazımın sonunda yazacağım. Şimdi önce hislerimi yazayım da yirmi sekiz olunca gelip okurum. Ne taze düşünceler, ne taze hislermiş diye. Bugün arabada kafamı cama dayayıp derince düşündüm. Daha dün filmkolik Betül kendine 14 diyordu. Şimdiyse ben anlamadan dört yıl geçmiş. Gerçekten anlamadım mı? Yo, hayır. On beşim pek bir isyankar geçmişti. O zamanlar insanlara derslere olan kızgınlığımdan yanımda bulunan değerli kişilerin ve onlarla geçirebileceğim harika zamanların pek farkına varamamıştım. On eşim tam bir öfke senemdi diyebilirim. Herkes çok değiştiğimi içe kapandığımı söyleyip duruyordu. Ben de biraz daha değiştiğimi anlıyordum. Daha çok sessiz ortamlarda kalmak, başımı dinlemek istiyordum. Her şeye kızıyor, bir anda patlayıveriyordum. Hayır, bu ergenlik değildi derdim o zamanlar. Çoktan bittiğini sanıyordum ama sanırım hala son evreleriydi. Ah on beşime girdiğim günü hatırlıyorum da öfkemden oturup ağlayacaktım. İki hafta eve gitmemiştim. Tam ceza haftası doğum günüme denk gelmişti. İkisi hariç tüm yakın arkadaşlarım hasta olduğu için eve gitmişti. Ben yatakhanede çalışırken biri ışığı kapadı bende hemen bağırdım açın diye. Sonra meşhur happy birthday şarkısı. Çok şaşırmıştım, beklemiyordum. O öfke dolu iki haftayı harika geçirdiğim tek andı belki de. On altım tek kelimeyle muhteşemdi. Ama muhteşem miydi? Şimdi böyle söylüyorum ama o senem de çok isyankar geçmişti. Fakat öyle zamanlar geçirmiştim ki şimdi o öfkemi hatırlayamıyorum bile. Sabahtan akşama kadar bir sürü dersim vardı, hocalar uyuzluk yapıp duruyordu. Ama bir ortamımız vardı ki muhabbetlerin sonu ucu gelmiyordu. O senesi herkes kore dizileri izliyor diye ben de sahalara geri dönmüştüm. Kızlarla her şeyin spoilerini yapardık. Çok güzel anlardı. Şimdi en çok beni üzen ise... ne zaman o spoilerini yaptığımız dizilerin müziklerini dinlesem kendimi tutamam yanaklarım ıslanır anında. O yüzden Princes Man, Rooftop Prince falan onların yeri çok fenadır bende. Hele ki MİSA. Neyse burada keseyim. On altımda da doğum günüm çok güzeldi. Hiç tahmin etmediğim kişiler hediye almıştı, çok eğlenmiştik. Peki, peki, peki, geçen sene. Benim için en kötü diyebileceğim yaşım. Geçen sene hakkında konuşmak elbette hiçbir şeyi değiştirmiyor. Sadece moralimi bozmaya yetiyor. Tabii ki geçen seneyle ilgili bir sürü güzel anılarım var ama hatırlamak istemediklerim daha ağır basıyor. Geçen sene doğum günümde güzeldi. Kuzenlerimle birlikteydim. Bir kaç değerli arkadaşımla sonradan görüşmüştüm. Hatta en güzel hediyelerimi biri vermişti ki sağolsun artık görüşmüyoruz. Ben de ona bu hediyelerinin karşılığını misliyle vermek isterdim ama nasip olmadı. Bu konuda ayrı bir kanayan yaram. Şimdi böyle yazıyordum da ne dertliymişim ben diyorum. Geçti bitti onsekiz geldi işte. Sekizinci sınıftaydım saf güzel duygularım vardı. Herkese karşı iyimserdim, kalbim doluydu. Aradan on sene geçmiş gözümde ne kadarda büyütüyorum. Büyütülmeyecek gibi de değil. Nasıl desem bu sene öyle şeyler yapsam gibi aynı o dizi şarkılarını dinlediğimde on altımdaki anılarımı hatırlamak gibi bir şeyler olsa. Anılarımı daha değerli geçirsem de bir anlamı olsa diyorum. İçim pek bir yaralı. Çok duygusalım. Nedeni belli zaten. Daha neyden konuşayım nereye değineyim. Bir kere gelip gidecek bir yaş. Gözümde büyüttüğüm en güzel geçirmek istediğim yaş bu belki de. Belki bazı arkadaşlıklarımı tekrar kaybedeceğim ama belki başkalarıyla arkadaşlığım daha da kuvvetlenecek. Her şeyden önce ibadetimi her şeyden üstün tutacağım, her şeyin gelip geçici olduğunun farkına varabileceğim bir sene olması dileğiyle. Bir de elbette mutfakta kendimi çoook geliştirmem dileğiyle. Ha bir de sonunda bir hikayemin finalini görmek dileğiyle. Umarım doğum günüm için kendime harika bir pasta yaparım.

Betül Tosun
Continue reading On sekiz olmak nasılmış onu da tattık ya

14 Ocak 2015

Bu Betül "gene" ne yapıyor?

Asıl bu Betül bu saatte ne yapıyor? Evet, ne yazık ki küçüklüğümden beri nefret ettiğim bir şeyin tadının sonradan farkına vardım. Öğlenliği uyumak denen şey ve ben hiç bütünleşmiyorduk. Ama son zamanlarda ne zaman vakit bulsam iki saatçik bile uyumaya çalışıyorum. Pazartesi salı çarşamba günleri hafif çaplı bir kabus benim için. Oradan oraya koşturup derslere katılmakla geçiyor. Sonraki günler özgürüm. Başta sadece pazartesi salı çarşambanın yorgunluğunu atmak için uyuyordum ama sonra alıştım ve hafta içi geceleri uyumaz oldum. Bu durum biraz rahatsız edici olmaya başladı. 2 olmadan uyuyamıyorum.

Konumuz uyku değil aslında. Gene bir şeyler karalamaya başladım. Aynı iki sene evvel yaptığım yarıda bıraktıklarım gibi. Bu sefer aynısını yapmak istemiyorum. Kendi hayatımdan esinlenip bir şeyler uydurdum kafamda. Gerçekten hayal gücüm koskocaman olmalı. Oturduğum yerde aklıma gelen en ufak şeyle kocaman bir senaryo yazabiliyorum. Gene yazdım bir tane. İlk defa bu kadar heyecanlıyım bu konuda. İlk defa olmasa da bu sefer gerçekten bitirmek son sayfasını görmek istiyorum. Fakat kendime güvenim yok. Ben bu kendimi çok iyi tanırım. Biri bitmeden başka bir senaryo kurarım ve heveslenip ona başlarım. Bu sefer bunu yapmamaya kararlıyım. Bitirip ne olacağını görmek istiyorum.

Bir başka kendimle ilgili bir konu. Günlerim gitgide sıradanlaşıyor. İki haftadan fazla rutin bir şekilde bu bilgisayarın başında bu saatlere kadar aynı yerde oturuyorum. Artık önceki gün ne yapmıştım diye kendimi zorlamama gerek kalmıyor. Bu yüzden biraz değişiklik istiyorum. Biraz kitap okumak bana iyi gelir diye düşünüyorum. Hem de yazacağım hikaye hakkında daha da kelime hazinemi geliştirmiş olurum. Kitaplar konusunda da kendimde sevmediğim bir huyum var. Kitaplarda öncelerde bazı satırları şimdilerde uzun uzun paragrafları atlar oldum. Kitap okunurken atlanır mı yahu? Nedir bendeki bu acele? Filmde de desen aynısı, hep elimde mouseda.

Film demişken bu hafta başından beri yani pazar gecesinden beri Japon filmlerine sardım. Şimdiye kadar üç tane izleyebildim. Güya iki günde sekiz tane falan izlerim sanmıştım ama hafta başı gerçekten çok yoğun oluyorum. Japon filmlerindeki karakterler her ne kadar bana şımarık gelse de filmlerin çekildiği ortamlar ve filmin sadeliği hoşuma gidiyor.

Yoksa yoksa? Tumblr gülü mü oluyorum gene? Geçen gün bir baktım da Tumblr'da ne kadar takipçim varmış öyle. Yarısını bile takip etmiyormuşum. Kendi kendime, popi olduğum tek yer orasıydı herhalde dedim. Sonra geçen senelerden sevdiğim bir şarkıyı açtım ve dashboard'da gezinmeye başladım. Bir de ne göreyim? Aynı o eski zamanların tadı damağımda. Nasıl hoş bir histi. Özlemişim bu siteyi, dedim kendi kendime.

Evet, evet. Bitmek üzere. Son olarak geçen cumartesi cheescake yaptım. Ödüm kopuyordu bir şey eksik olacak diye. Bizim evdekiler kötüyse kötü der. Benim de moralim bir güzel bozulur, tek dilim yemem. Onlarda kötü dedikleri şeyi yavaş yavaş yerler. Değişik bir sistem. Her neyse ilk deneyimim olmasına rağmen gerçekten çok güzel iş çıkardım. Burada tarifini vermek isterdim ama yapım aşamalarını çekmedim. Tekrar yaparsam detaylıca anlatmak isterim. Sadece annemin gözüne fazla malzemesi kaçtı. Sabah labne peyniri aldırdıktan sonra bir de bir paket kremayı malzemeye bocaladığımı görünce şaşırdı. Hatta tarif defterimde cheescake'in malzemeleri en çok uzayan liste oldu.

Evet, bu kadar işte. Bu yazım da "gene" başlıklıydı. Ne kadar çok kullandım fark etmediniz mi? Umarım şu hikayem hakkında tekrar bir şeyler yazarım buraya. Bir de bugünlerde beni heyecanlandıran bir şey... ha evet! Cumartesi kız kardeşimin doğum günü. Bir sürü şey hazırlayabileceğim. Evet, mutfağa girmek beni bu kadar çok mutlu ediyor :)

Betül Tosun

Continue reading Bu Betül "gene" ne yapıyor?

9 Ocak 2015

Oreolu Capcake Tarifi

Tariften önce 2015 yılına girmekle içimi hem bir hüzün hem de mutluluk kapladı. 2014 yılım o kadar kötü geçmişti ki yarısını çöpe atmak istiyorum diyebilirim. Geçen gün arkadaşımla ani bir kararla Sultanahmete gittik, o gün ilk defa telefonumdan tarihe baktım. 2015 yazdığını görünce bir garip oldum. 2010 daha dün gibi aklımda, ne zaman kocaman beş seneyi atlattım diye daldım düşüncelere. Demem o ki bu senemi daha değerli kılmaya çalışacağım ve biraz daha lüzumsuz işlerden
 uzak durmaya çalışacağım. 

Ve şimdi tarife gelince... Gene yakın bir arkadaşımın doğum günüydü. Geçen seferki gibi bir cupcake yapayım dedim ne de olsa hep güzel tepkiler alıyor. Bu kekin malzemesi geçen kasım ayında yazdığım "bir kaç harika kek tarifi" yazımdaki oreolu kakaolu kekten pek bir farkı yok. Sadece biraz daha az malzeme kullanmaya çalıştım.

Malzemeler;
3 yumurta +1 yumurta sarısı
1 su bardağından iki parmak eksik şeker
100 gram tereyağ
80 gram bitter çikolata
2 çay kaşığı kabartma tozu
1 paket vanilya
1 çay bardağı elenmiş un
2 yemek kaşığı kakao
Üzeri için ve içi için;
Şayet bulabilirseniz Oreo yada etinin negro bisküvisi

Kreması için;
Bir paket kakaolu krem şanti
Bir bardak süt

Öncelikle tereyağı eritiyoruz. Sonra içine bitter çikolatalı kırıyoruz. Eriyene kadar karıştırıyoruz. Diğer yardan çırpma kabına yumurtaları ve şekeri ekleyip mikserle köpürene kadar çırpıyoruz. Ardından tereyağla erittiğimiz çikolatayı, vanilyayı, kakaoyu ve unu ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz. Mikserle karıştırma işi bittikten sonra büskiveden dört tanesini minik parçalara kırıp kek malzemesinin içine atıyoruz. Son olarak kaşıkla karıştırıp dolduracağımız cupcakelere malzemeyi koymaya başlıyoruz. Yarısından fazlasını dolduruyoruz çünkü fazla kabarmaları gerekiyor. Önceden ısıttığımız fırında 150 dereceye koyarak 30-40 dakika pişiriyoruz. Fırından fırına pişme hızı değişebilir. Kontrol etmekte fayda var. 
Cupcakeler pişerken krem şantiyi hazır ediyoruz. Cupcakeler piştikten sonra soğumaları için yirmi dakika falan bekletiyoruz. İsterseniz daha hızlı balkonda da soğuyabilirler. Cupcaklerin üst kaba kısmını dikkatle kesiyoruz ve krem şantiyi üzerine sıkıyoruz. Son olarak üzerlerine bisküviyi minik parçalara ayırıp serpiyoruz. 
O her şeye burun kıvıran kardeşim bile keki çok güzel olmuş dedi. Sanırım bu gidişli Mutfakta Beter Anlar Part 2 biraz geç gelecek çünkü bu sıralar pek hata yapmıyorum. Arkadaşımda hediyesini çok beğendi, tabii bununla yetinmedim bir de eldiven aldım ona. Meğer onun da aklında yeni eldiven varmış, vesile oldu.
Bunlarda o günden attığım snapler;


Yakın zamanlar kimsenin doğum günü yok :( Ama küçük kız kardeşimin doğum gününü kutlayacağız, inşAllah tüm tatlılar benden olacak. Yarın umarım limonlu cheescake deneyeceğim, hem de ilk defa! Baya mutluyum şimdiden :) Bir de boğazlarım çok fena şişti, sesim içime kaçtı diye dalga geçiyorum kendimle hehe 

Betül Tosun
Continue reading Oreolu Capcake Tarifi

1 Ocak 2015

,

Surplus Princess (2014) | Dizi Yorumu


Uzun zamandır kore dizilerine bakmıyordum. En sonunda Blade Man'i finalliyeyim derken bir kaç dizi depoladım. Surplus Princess'i izlemek istiyordum güncel olarak ama haftada bir bölüm yayınlanıyordu onu mu bekleyeceğim dedim. Diziyi dün gece bir oturuşta bitirdim, zaten 10 bölümdü. Bu kadar komik bu kadar iyi olur hiç sanmamıştım. Gerçekten kahkahalarla izledim, çok iyiydi. 

Başroldeki kızımız Jo Bo Ah denizkızı Ha Ni'yi canlandırıyor. 
Kendisini daha önce Shut up flower boy band dizisinde izlemiştim ve dizini yarısını onu Sulli sanarak izlemiştim. Ama gerçekten çok benziyorlar. Bu karakter tam bir çatlak beni koparttı cidden. Bu kıza karşı ön yargım vardı ama geçti gitti, çok sevimli içten bir oyunculuğu var.
İşte istenmeyen başrol On Joo Wan da Hyun Myung karakterini canlandırıyor. 
Ben bu çocuğu niye bu kadar geç keşfettim? Bir çok dizisini izlemişim ama farkına bile varmamışım. Çok sempatik bir oyuncu, gülünce gözleri görünmüyor resmen.
Ve bir yanrol krizi. Karizmasına hayran Song Jae Rim! 
Yemek şefi Shi Kyung rolünü canlandırıyor. Tipik yan rol erkekten farklı biraz. Beğendim, çova!


Dizinin konusu da kızımız yemek şefi Shi Kyung'a tutuluyor ve onu gerçekten sevdiğini sanıyor. Fakat kendisi bir deniz kızı! Shi Kyung'un gerçekten kendine aşık olduğunu ıspatlamak için tam 100 günü var. Böyle işte.
Klişe kore dizilerden farklı çok eğlenceli bir yapımdı. Bazı sahneleri kondurayım.
Mesela burada nasıl kahkaha attım, başrol gerçekten çok komikti.



Ay bi de bu çift çok tatlıydı, çok güldürdüler beni.

Bu sahne ahahahahah

Dizideki herkes ayrı çatlak

Bi de baya popüler dizilerin ostlerini bazı sahnelerde kullanmışlar, onlar ayrı komediydi.

İzleyecek herkese iyi seyirler dilerim. Fakat dizi reyting sıkıntısı yüzünden 16 bölümden 10 bölüme düşürülmüş. Bu yüzden final sahnesi pek tatmin edici olmadı. Gene de izlemeye değer!

Betül Tosun
Continue reading Surplus Princess (2014) | Dizi Yorumu