14 Mayıs 2016

,

Türkçe Ekitapları Nasıl İndiriyorum Ve Nasıl Okuyorum?

Herkese merhaba! Her gün istisnasız instagram hesabımdan ya yorum olarak ya da dm yoluyla nasıl ekitapları indirdiğimi ve nasıl okuduğuma dair soru oluyorum ve hepsine istisnasız geri dönüyorum. Artık aynı şeyleri yazmaktan yorulduğum için bu yazıyı yazıp bundan sonra buraya yönlendirmek istedim. İngilizce kitapları nasıl indirdiğimi anlattığım yazı hala deli gibi tıklandığı için bunun da yararı dokunacağına eminim. Öncelikle dürüstçe söylemek istiyorum ekitaplardan haberi olmayan bu kadar çok kişi olduğunu bilmiyordum. Şayet bilseydim böyle bir yazıyı daha önce yazardım. Özellikle de her daim kitap satın alamayan veya her kitabı kitaplığına alamayanlar için kesinlikle öneriyorum. Şunu da belirteyim. Şuan popüler olan yayınevlerinden çıkan her kitabı bir ya da iki ay sonra popüler ekitap sitelerinden elde edebilirsiniz. Normal kitap okuduğumdan daha fazla her ay daha çok ekitap okuyorum çünkü kesinlikle bana göre daha kullanışlı. Bana hep nasıl bu kadar hızlı okuyorsunuz diyorsunuz, ekitap olarak okunan kitaplar her zaman daha hızlı okunuyor. Ekitap okumaya başlayınca siz de bana katıldığınızı göreceksiniz. Son olarak da ekitap siteleri virüslü mü diye soruyorsunuz. İntenette her şeyden bilgisayarınıza veya telefonunuza virüs bulaşabilir. Ben ağustostan beri dört yüze yakın ekitap indirmişimdir ve ciddi bir virüs ile karşılaşmadım. Çok da mükemmel bir laptop ve telefon kullanmıyorum. İkisi de hala nefes alıyorsa emin olun sizin elinizdekilere de bir şey olmaz. Her zaman söylediğim gibi yine de bilgisayarınızı iki ayda bir genel bir virüs taramasından geçirmeniz hayrınazadır. Peki hangi siteleri kullanıyorum?

Tartışmasız benim en çok kullandığım site bizimherseyimiz'dir. Çok eski bir site değil, o yüzden hala kendini güncelleyerek eski ekitapları eklemeye devam ediyor. Neden burayı tercih ediyorum? Çünkü saçma sapan teşekkür yorumu bırakmıyorsunuz veya bekletmeli linklere atmıyor. Bir reklam sayfasında beş saniye bekledikten sonra sizi yandex sayfasına atıyor direk ve indirmeniz normal sitelere göre daha kısa sürede iniyor. Boyutuna bağlı olarak 1 ile 15 dakika arasında indirmeniz tamamlıyor ve diğer önereceğim siteler gibi kesinlikle bedava. Kısaca indirme işlemini özetlersem;
Örneğin siteye son eklenen ekitaplardan biri olan Lola ve Komşu Çocuk kitabını açtığınızda aşağı kısımdaki  bu iki butonu görüyorsunuz ve Pdf kitap indir olana basıyorsunuz. Epub olarak indirirseniz bilgisayardan okuyamazsınız. Epub için de bir uygulamayı önereceğim ama ben yine de Pdf olarak indirmenizi öneririm. 
Bu linke sizi yönlendirdiğinde yukarıdaki "Geç" tuşuna basıyorsunuz ve aynı linkte kalıp diğer sekmede açılan reklamı hemen kapıyorsunuz. Sonradan sizi attığı bu yandex linkinden "indir" tuşuna basarak ekitabı temin ediyorsunuz. Bu kadar basit. Bu siteden başka kitapları üst üste istediğiniz kadar araya süre sokmadan indirebilirsiniz.

İkinci önereceğim site ise; indr.in Bu siteyi de çok severek kullanıyorum. Hatta bu sitenin şöyle bir avantajı ve dezavantajı var. Turtobit linki verdiği için üst üste indirme yapamıyorsunuz ve verdiği linki de beklemeniz gerekiyor. Ayrıca indirme süresi bazen 15 dakikayı aşabiliyor. Güzel yanı ise bazen yandex linkinde sabit olan ekitaplar silinebiliyor. Ama turtobit linkine kayıtlı olan ekitaplar neredeyse hiç kaybolmuyor. O yüzden bizimherseyimiz'de linki silinmiş veya orada bulamadığım bir kitabı direk ind.rin sitesinde arıyorum. Ayrıca indr.in sitesi daha geniş bir ekitap arşivine sahip. İndir.in'deki eski ekitaplar hala güncel olarak bizimherseyimiz'e ekleniyor. İndr.in sitesinden indirme işlemi biraz karışık o yüzden onu da özet geçiyorum.

Aşağıda gördüğünüz gibi turtobit linkine tıklıyorsunuz. Diğer İNDİR linki sanırım hileli link, ona tıklamayın.

Ardından gördüğünüz gibi "Normal Hızla İndir" tuşuna tıklıyorsunuz. Bu tuşa bastığınızda başka bir sekmeden reklam sayfası açılıyor, onu da hemen kapatın.
Size şöyle bir şey gösterdiğinde link hata veriyor falan sanıp sakın kapamayın. Kırmızı kutuya aldığım iki yerden birine basarak bunu kapatın.

Daha sonra robot tipi bir test var. Ben robat değilime işaretleyip "indir" tuşunu seçeceksiniz. Bunu başarabileceğinizden emin olduğun için boşuna onu anlatmadım. Sonra da size verilen bir dakika süreyi bekliyorsunuz. Bazen daha fazla süre veriyor ama sabır edip bekleyin.

Son olarak kırmızıyla kutu işaretini aldığım yere "İndirilecek dosya"ya tıklayarak dosyayı indirmeye başlatıyorsunuz. Oraya tıkladığınızda bir reklam sekmesi daha açacak ve onu da hemen kapatın.
İndr.in çoğunlukla zip dosyasıyla ekitabı indirtiyor. O yüzden telefonuzdan indirmenizi önermem çünkü zip dosyasını telefonunuzdan es dosya okuyucusu olmadan açamazsınız. Zaten bu indr.in'in verdiği turtobit linkleri çoğunlukla telden inmiyor. 
Önemli not: Arkadaşlar indr.in sitesi ne yazık ki son zamanlarda kitap indirmemizi sağladığı halde yetişkin sitelerin oldukça açık fotoğraflarının bulunduğu bir reklam sayfasına atıyor sizi. Sayfayı kapayıp kitabın linkini tekrar açmanız gerekiyor. Ona göre indirme işleminizi yapmanızı öneririm.

Bu ikisinde bulamadığınız takdirde epubkütüphanem sitesi var. Orası da aynı bizimherseyimiz gibi yandex linki veriyor. Yani indirmesi aynı onunki gibi. Bir de hiç bulmadığım iki ekitabı bulmamı sağlayan kitaptanıtımları sitesi var. Burada okumak istediğiniz ekitabı bulup yoruma mail hesabınızı yazıyorsunuz ve site birkaç gün içerisinde ekitap dosyasını size mail aracılığıyla yolluyor. Bunların dışında da bir sürü site var. Zaten bir kitabı deli gibi arıyorsunuz misal; "Efsane - Marie Lu ekitap indir, Efsane - Marie Lu pdf indir" diye google'a yazarsanız tüm ekitapları önünüze dökülecektir. Aradığınız kitap historical roman türündeyse daha ballısınız çünkü üyelik isteyen ve yoruma teşekkürler yazdığınızda size ölmeyen linkler veren beş altı site de mevcut.

Yani sonuç olarak bir kitabı bir yardımsever ekitap olarak çektiyse o kitabı her türlü internette bulursunuz. Çok ama çok uğraşıp da bulamadıysanız o kitabın ekitabı yok demektir, kabullenin yani :) Son olarak da nasıl okuduğumu özet geçeceğim. Telefonuza veya tabletinize ebookreader veya adobe acrobat indirin. Eğer kitabı epub olarak indirirseniz ebookreader olmadan okuyamazsınız. Pdf olarak indirirseniz bilgisayardan da telefonunuzdan da okursunuz. Epub dosyasını adobe acrobat ile okuyamazsınız. Bu iki uygulamayı da play store'dan indirebilirsiniz. İphone hiç kullanmadığım için bir bilgim yok.

Son olarak şunu da belirtmek istiyorum. Arkadaşlar bu sitelerden kitap indirmeyi veya bu sitelerin isimlerini bana kimse söylemedi. Araştırıp defalarca kez deneyerek kendi kendime keşfettim hepsini. Her zaman biraz araştırmanızı öneririm size. Yakın zamanda İngilizcemi nasıl geliştirdiğimi, İngilizce kitap okumak için önerilerimi ve nasıl bu kadar hızlı ve çok kitap okuduğuma dair blog yazılarımı bloguma detaylıca ekleyeceğim. Bu detaylı yazıma rağmen aklınızda sorular varsa yoruma bırakırsanız sevinirim. Sorularınıza aynı itinayla cevap vereceğimden emin olabilirsiniz.
Not: Son zamanlarda bu sitelerin o kadar çok reklamını yaptım ki artık bana bir maaş bağlamalarını bekliyorum :)
Continue reading Türkçe Ekitapları Nasıl İndiriyorum Ve Nasıl Okuyorum?
,

Düşmüş Melekler Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #4)
Orijinal Adı: City of Fallen Angels
Yazar: Cassandra Clare
Sayfa Sayısı: 488
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.16/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Aşk. Kan. İhanet. İntikam. İşler artık her zamankinden de karışık!
Ölümcül Savaş sona erdi. On altı yaşındaki ClaryFray de nihayet New York’taki evine döndü ve halinden memnun. Gölge Avcısı olmak için eğitiliyor. Annesi hayatının aşkıyla evleniyor ve Aşağı Dünyalılar’la Gölge Avcıları sonunda barış ilan etti. En önemlisi de Jace artık Clary’nin sevgilisi. Ancak her güzelliğin bir bedeli var. İşler tam yoluna girdi derken biri Gölge Avcıları’nı öldürmeye başlıyor. Şimdi, Aşağı Dünyalılar’la Gölge Avcıları arasında yeni bir savaş başlaması an meselesi. Jace de birdenbire uzaklaşmaya başlayınca Clary, büyük bir gizemin içine dalıp en korkunç kabusuyla yüzleşecek. Sevdiği her şeyi, Jace’i bile kaybetmesine yol açabilecek olaylar zincirinin başlamasının ise tek bir nedeni var. Bizzat Clary.
Hız kesmeden serinin dördüncü kitabının güzelim yorumumla karşınızdayım! Yine yine yine  beğenmek için çıldırdım ve istediğim kadar beğenemedim. Bu kitapla beraber yazarın ne yapmaya çalıştığını çözdüm, birazdan alkışlarımı alacağım. Bu kitap beni iki yönden mutlu etti. Birincisi Simon'u sevmeye başladım. İkincisi ise sonundaaa Clary'i sevmeye başladım. Aslında ilk kitaptan beri yazarın Clary'in hislerini keskin bir dille anlatması çok hoşuma gidiyordu ama sinirimi bozan sanki on dakika önce kalbi öylesine kırılan kendi değilmiş gibi davranmasıydı. Yazarın dengede tutumaması beni sinirlendiriyordu, bu kitapta da aynı siniri daha az yaşadım. Öncelikle bu kitabı genel olarak sevdim ama yine istediğim kadar olmadı. Yazarın kafası bence şöyle; Dördüncü kitaba geldik ve önümde iki kitap daha var. Clary ve Jace'in birlikte olması imkansız değil artık. O zaman araya saçma sebepler sokup aralarına somak sokup seriyi bir şekilde devam ettirmeliyim. Bu hissiyata kapıldığım için Clary ve Jace arasında geçen dengesiz olayları okudukça kitap daha az hoşuma gitmeye başladı.
Sonuç olarak serinin yarısını çoktan bitirdim ama henüz bir tanesine bile 4 puan veremedim. Yazarın kalemi bu kitapta da pek süslü değildi, açıkçası altını çizmek istediğim yerlere denk gelemedim. Bu kitapta hoşuma giden şeylerden biri Clary ve Jace'in arasında geçen olayları çok can alıcı olmasıydı. Tam heyecanlı yerde kesip iki bölüm boyunca yan karakterleri okuyunca kitabı hiç olmadığı kadar heyecanlı okudum. Bunların dışında yine bana çok dokunan veya amanın dedirten hislere kapılamadım. Artık son iki kitabı da seveceğimden emin değilim. Anca son kitapta yazar sevdiğim bir karakteri öldürürse falan ağlarım diye tahmin ediyorum. Son iki kitaba güzel bir puan vermek ve ne kadar beğendiğime dair uzun uzun yazmak istiyorum ama gördüğünüz gibi dördüncü kitabı bitirdiğim halde seri hala favorilerime girmedi. Diğer iki kitabın yorumuyla görüşmek üzere.
Continue reading Düşmüş Melekler Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

12 Mayıs 2016

,

Benim Yerim Senin Yanın - Julie Garwood | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Benim Yerim Senin Yanın
Yazar: Julie Garwood
Sayfa Sayısı: 447
Yayınevi: Epsilon
Çıkış Tarihi: 02/2016
Goodreads Puanı: Kitabı bulamadım:(
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Masum ama sınırlarını zorlayan, keskin zekâya sahip,
dünya güzeli bir prenses…
Gururlu, özgürlüğüne ve yalnızlığına düşkün, yakışıklı, genç bir adam…
İngiltere’de gizlice dolaşan, kötü kalpli, gerçek bir kadın avcısı…
Üçünün yolu elbet kesişecek…
Annesiyle babasını kaybeden Prenses Alesandra’nın, topraklarındaki kargaşadan kurtulması için tek yol vardır: bir İngiliz erkeğiyle acilen evlenmek. Prenses, koruyucusunun oğlu, Caineswood Markisi’nin yakışıklı kardeşi, sosyetede giderek adından bahsettiren ve küçükken birlikte oynadığı Colin’le evlenmek ister ama özgür ruhlu Colin ilk başta bunu kabul etmez.
Bir gece Alesandra, onunla zorla evlenmek isteyen General Ivan’ın adamları tarafından kaçırılmak üzereyken son anda Colin adamlarla büyük bir kavgaya tutuşur ve Prenses’i kurtarır. Bu olay, Colin’in içindeki duyguları körükler. Genç adam bu duyguları inkâr etse de Prenses kalbini çalmıştır. Tatlı ve meraklı meleği, ortalıkta dolaşan büyük tehlikenin peşinden gittikçe Colin onu korumak için hayatını bile riske atmaya hazırdır.
Yorumum;
Kitap yorumlarımda ya da kişisel yazılarımda bazen historical aşk romanlarını okumayı çok sevdiğimi belirtiyorum. Bu kitabın henüz basıldığını gördüğüm zaman bile amaçsızca sevinmiştim. Bugün ekitap olarak çıktığını görünce resmen mutluluktan çığlığı bastım. Eğer historical romanları takip ediyorsanız son zamanlarda ne kadar az rağbet gördüğünü de biliyorsunuzdur :( Böyle gerçekten güzel ve değerli bir yazardan size dokunacak bir roman beklerken çürüyorsunuz resmen. Açıkçası ben Judith Mcnaught'u daha çok seviyorum ama Julie Garwood'un da bazı romanları favorilerim arasında. Her neyse, kitap için yorumlarıma dönersek; bu kitabı baya baya beğendim. Yazarın kitap başladığı gibi direk konuya girmesi beni çok mutlu etti. Ayrıca Alesandra'nın bu tip kitaplarda gördüğümüz çoğunlukla aynı olan kızlara zıt olarak aşırı gururlu olması ve bir lafı ikiletmemesi de ayrı güzeldi. Colin desen kitapta ilk göründüğü gibi hemen okuyucuya kendini sevdiriyor. Her ne kadar inkar edemese de Alesandra'yı gördüğü gibi içinde ona karşı büyüyen koruma duygusunu okumak da güzeldi. 

Kitapta sevmediğim şeylerse biraz daha karakterler arasında çelişki olmasını ve bizi üzmesini beklerdim. Özellikle yarıya kadar harikaydı ama sonrasında sürekli her şeye karşı birlik olmaları beni sinirlendirdi. Biraz olsun anlaşmamazlık olmasını beklerdim. Tamam, biraz vardı ama benim beklediğim patlama noktası gerçekleşmedi. Yazarın şöyle kıza ya da erkeğe olanlar yüzünden benim de yanaklarımı kırmızıya çevirmesini isterdim. Bunun dışında çok severek okuduğum ve karakterlerin arasındaki espri anlayışını da çok sevdiğim bir kitap oldu. Julie Garwood'un kalemini seviyorsanız durmayın :)
Continue reading Benim Yerim Senin Yanın - Julie Garwood | Kitap Yorumu
,

Camlar Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Camlar Şehri (Ölümsüz Oyuncaklar #3)
Orijinal Adı: City of Glass (The Mortal Instruments #3)
Yazar: Cassandra Clare
Sayfa Sayısı: 624
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.22/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Vampirler, kurtadamlar, periler ve gerçek ask.
Solugunuzu kesecek bir gerilim ve heyecan.
“Ölümcül Oyuncaklar”da aksiyon tam gaz!
Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri’ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri’nde biraraya gelmişti. Clary’nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.
Clary’nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!
Sanırım bugüne kadar okurken sevmeyi bu kadar çok istediğim tek seri buydu. Bir de baya uzun bir seri olduğu için gitgide daha çok severim diyordum ve sonunda sevmeye başladım. Clary yine benden uzak dursun, Jace'yi sevmeye başladım. Simon'u hala ciddi ciddi salak buluyorum. Onun dışında yan karakterleri seviyordum zaten. Bu kitapta beni rahatsız eden yine çok şey oldu ama ikinci kitaba göre çok daha azdı. Bu kitapta Jace'nin Clary'e karşı söylediği çok ama çok ağır sözler karşısında cidden boğazım düğümlendi. Yazar ilk defa bir sayfada beni sarstı. Tam kitap sayesinde derin düşüncelere dalmış Clary'e üzülüp Jace'ye sinirleneyim diyordum ki Jace'nin çıkıp özür dilemesi ve Clary'in ço-cuk gibi onu dövmek üzere üstüne atlaması falan bende buz etkisi yarattı. Bırak biraz okuyucu olarak kendi kendimi sürüneyim ama Cassandra buna da izin vermeyip hemen aralarındaki duvarı yıktı. Serinin ilk üç kitabını içeren hafif spoilerler bulunabilir bundan sonraki yorumum. Kitap boyunca Jace ve Clary kardeş geçiyor biliyorsunuz ve istisnasız her karakterin çıkıp Jace'ye, Clary'e nasıl baktığını görüyorum demesi midemi bulandırdı artık. Bir olur, iki olur ama üç oldu mu gına geldi bana.
Bunun dışında en çok severek okuduğum sahneler özellikle Clary'in annesinin geçmişini kızına anlatması ve lanet olası gerçeğin ortaya çıkmasıydı. Çok haşinim ama çıldırdım yine kitap boyunca. Hele birkaç yakınlaşma sahnesi vardı ki elimde değildi. Bir de kitabın sonunda bazı karakterlerin kim olduğunu gerçekten öğrenince ve o kişiyle Clary'in arasında geçenler aklıma gelince bu kızın kaderinde günahkar olmak varmış dedim. İkinci kitap da bu aralarındaki yakınlaşma sahnelerinde bir tık daha Jace'ye sinirlenmiştim ama bu kitapta Jace kendini daha çok tuttuğu için onu ödüllendiriyorum.
Beni çok çok çok ama çok rahatsız eden ve yazarın hiç rahatsız olmadan yazdığı konu ortadan kalktığı için artık seriyi bağrıma basabileceğimi tüm kalbimle hissediyorum. 625 sayfa olmasına rağmen pat pat okuduğum bir kitaptı. Yazarın kalemi bana sorarsanız gitgide daha da güzelleşiyor. Bu kitapta espri anlayışı dışında hoşuma giden satırlar daha boldu. Buna artı olarak da aşırı derecede akıcı okunuyor kitapları. Bu kitabı da ne ara bitirdim anlamadım. Gönül isterdi ki bu kitaba daha çok puan vereyim ama 4 puan verecek kadar iyi değildi benim gözümde. Ama inanıyorum seri bitene kadar kitaplardan birisine böyle methiyeler düzerek öveceğim. İnancım büyük ve yürekten. Artık bu yelloz Clary'i sevmek dileğiyle...
Continue reading Camlar Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

11 Mayıs 2016

,

Isla Ve Mutlu Son - Stephanie Perkins | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Isla ve Mutlu Son
Orijinal Adı: Isla and the Happily After
Yazar: Stephanie Perkins
Sayfa Sayısı: 328
Yayınevi: Yabancı
Çıkış Tarihi: 04/2016
Goodreads Puanı: 4.14/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Isla ve Mutlu Son, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin ellerinden bırakamayacağı bir “ilk aşk” hikâyesi.
Aşk onları bir yaz günü, asla uyumayan şehrin sokaklarında yakalamıştı… ama ya ona sahip çıkmak düşündükleri kadar da kolay değilse? 
Romantizme umutsuzca inanan Isla, lise birinci sınıftan beri kendini çizdiği karikatürler arasında kaybetmiş Josh’a âşıktı. Yaz tatili esnasında Manhattan'da yaşanan tesadüfi bir karşılaşma sonrasında Isla belki de aşkın o kadar da uzakta olmadığını fark etmişti. Ancak yeni okul yılının başlamasıyla Isla ve Josh, her genç çiftin karşılaştığı güçlüklerle yüz yüze gelmek zorunda kalmışlardı: ailevi sorunlar, gelecek kaygısı ve birbirlerinden ayrılmak zorunda kalabilecekleri gerçeği. 
Bu içinizi ısıtacak, tatlı aşk hikâyesi New York sokaklarını, Paris’in büyülü havasını ve Barcelona’nın ateşli atmosferini yansıtırken, sevilen başka iki çifti de yeniden okurla buluşturuyor: Anna ve Etienne, Lola ve Cricket. 
Josh sırıtıyor. "Sadece elini uzat."
"N-ne?"
"Elin," diye tekrarlıyor. "Elini uzat."
Titreyen sağ elimi uzatıyorum. Yüzlerce hayalin gerçekleştiği bir anda, Joshua Wasserstein parmaklarını benimkilere kenetliyor. Sersemletici bir enerji şoku doğrudan damarlarıma gidiyor. Doğrudan kalbime.
"İşte," diyor. "Uzun zamandır bunu yapmayı bekliyordum."
Benim beklediğim kadar uzun zamandır olamaz.
Şu an cidden çok mutluyum bu yorumu girerken çünkü ciddi anlamda haftalardır çok beğendiğim bir kitap okuyamadım ve bu kitabı çok beğeneceğimi hiç düşünmüyordum. Benim için eh işte falan kalır sanıyordum çünkü özellikle Anna and the French Kiss'i okuduktan sonra bu yazarın kalemi favorilerime girmeyecek diye kabullenmiştim. Bu yazarın kaleminde Lola ve Komşu Çocuk ve Anna and the French Kiss'de de beni rahatsız eden unsurlar çok fazlaydı. Ya kız karakter ya da erkek karakter bir garipti. Yazarın zaten erkek karakterlere methiyeler düzmesi ve kitaplar boyunca sürekli ama sürekli buna değinmesi beni sinir ediyordu. Lola'yı karakter olarak sevmemiştim ama Anna'yı sevmiştim. Isla ise ilk elli sayfa boyunca kendisinden nefret edeceğimi sandığım bir karakterken sonradan seride açık ara en sevdiğim kız oldu. İlk seksen sayfa kadar Josh'u sürekli övmesi ve sanki liseye geçene kadar dünyada hiç erkek yokmuş gibi Josh'la en ufak bir karşılaşmasını double double abartarak anlatması sinir bozucuydu. Ama yüz sayfadan sonra kitap ciddi ciddi çok güzeldi. Özellikle de Isla çok mantıklı bir karakterdi. Yaptıklarından ve hatalarından ders çıkararak özür dilemeyi bilmesi çok hoştu. O kadar cana yakındı ki bazı satırları okurken cidden suratım onunla domatese döndü. Josh desen ona da ayrı tutuldum ve sanırım seri boyunca en sevdiğim erkek karakter oldu. Onun da Isla'ya olan aşkını okumak çok hoşuma gitti. Karakterler arasındaki uyum da çok güzeldi.
"Şemsiyem yok bile."
"Ah, doğru. Teninin su geçirmez olduğunu unutmuşum."
Josh eğlenerek gülüyor. "Çok hoşuma gidiyorsun."
Kucağıma doğru gülümsüyorum. Bir ay boyunca öpüşmemize rağmen hala bende bu etkiyi yaratabiliyor. Yağmur yağsa da kimin umurunda?
Bu kitap açık ara seride en sevdiğim kitap oldu. Hatta o kadar ki keşke Anna and the French Kiss'e daha az puan verseydim dedim. Stephenie Perkins'in hem detaylı hem de üstünden ortaya karışık bir kalemi var. Ama her seferinde seride kız karakterin kalp kırıklığını keskin bir dille anlatıp okuyucuyu sarsıyor. O bakımdan yazarı beğeniyorum. Zaten kitap çok akıcı ve kesinlikle hiç sıkmayan bir dille yazılmıştı. Kitabı kısa tutması da ayrı güzel olmuş, her şey yerli yerindeydi. Kitap boyunca Isla ve Kurt'un aşırı samimi dostluğu da beni rahatsız etmedi değil. Ne kadar kardeş gibi olursanız olun Josh'un Isla ve Kurt'un beraber uyumasına ciddi anlamda karşı çıkmaması bana tuhaf geldi. Bunların dışında özellikle şu Josh'un kitap olayı falan bana çok farklı geldi. Isla'nın kendini küçük görmesi de çok hoşuma gitti. Evet, baya tuhafım ama kendini göklerde görmeyen ve küçümseyen karakterleri seviyorum. Lola ve Anna'nın aksine bu kitapta gönül rahatlığıyla işaretleyeceğim daha çok yer bulabildim. Kitapta bir de en çok sevdiğim şeylerden biri yazarın ikisi arasında gerçekleşecek aşkı uzatarak sıkmamasıydı. Hemen gerçekleştirdi ama sonradan araya ayrılık girdiğinde de bunu absürt bir sebepten ötürü yapmayarak merakla okutmaya devam etti. Mesela Anna and the French Kiss'de karakterlerin birbirine aşklarını ilan etmeleri ve birlikte olmalarının mümkün olması o kadar uzun sürmüştü ki sıkılmıştım. Aynı şekilde de Lola ve Komşu Çocuk kitabında da aynı hisse kapılmıştım ama bunu bu kitapta yaşamamak beni çok memnun etti. Kitap bittiğinde suratımda salak bir gülümseme vardı. O sırıtışı özlemişim gerçekten. Yani sonuç olarak çok güzel bir günümüz aşk romanıydı. Seride favorim oldu, yarım puanı da sadece o ilk yüz sayfa boyunca beni rahatsız eden Josh'un ilahlaştırıldığı satırlar yüzünden kırıyorum. Umarım siz de benim kadar beğenirsiniz.
Continue reading Isla Ve Mutlu Son - Stephanie Perkins | Kitap Yorumu

10 Mayıs 2016

,

Küller Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Küller Şehri
Orijinal Adı: City of Ashes (The Mortal Instruments #2)
Yazar. Cassandra Clare
Sayfa Sayısı: 525
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.22/5
Benim Puanım: 3/5
Arka Sayfa;
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak kadar heyecan! Ölümcül Oyuncaklar can yakmaya devam ediyor!
Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary’nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?
Bu kitabı okuduktan sonra ilk kitabına haksızlık ettiğimi düşündüm çünkü ilk kitap bana göre bu kitaba göre gerçekten daha güzeldi. Yazarın acemi kalemi çok barizdi ama beni bu kitap kadar rahatsız etmemişti. Bu kitap boyunca beni kıvrandıran ve düşündükçe sinirlerimi bozan çok fazla sıkıcı şey geçti. Öncelikle bu kitap da en az ilki kadar sürükleyiciydi. Çok kısa sürede hiç zamanın nasıl geçtiğini anlamadan okudum. Karakterleri bu kitapla beraber daha çok sevdiğimi söylesem yalan olur. Ana karakterlerden ziyade yan karakterleri daha çok sevdim. Zaten yazarın ana karakterleri düşürdüğü durum benim gözümde onların çok gerilere attı. İkinci kitap boyunca olaylar hiç kesilmedi ama ilk kitap gibi değildi. Bu kitapta olayların kesilmemesi bile beni rahatsız etti. Defalarca kez yine neler oluyor diye sorup durdum. Olayların hiç kesilmiyor olması canımı sıktı. Yazarın dili zaten yine bana dokunamadı. Çok sade ve hiç keskin olmayan bir dili var. Derin olup bana dokunmasını isterdim ama işaretleyebileceğim satırlar bulamadım. Espri bakımından yine çok iyiydi ve güldüğüm yerler oldu ama okuyucuda etkili bir his bırakması bakımından eksikti.
Bundan sonraki yorumum her ne kadar ağır spoiler içermese de kitap hakkında en ufak spoiler yemek istemeyenler okumasın lütfen. Bu kitap beni ciddi anlamda rahatsız etti. Jace ve Clary'in son kitapta kardeş çıkmalarına rağmen yazarın çok itici bir üslupla aralarındaki derin ve bir gıdım şehvetli bağı kesip atmasını veya gerçekler ortaya çıkana kadar duraksatmasını beklerdim. Ama aralarındaki geçen yazarın zorlama bir şekilde saçma bir nedenden dolayı yazdığı o öpüşme sahnesi bende ipleri attırdı. Clary ve Simon'un ilişkisi desen ayrı gıcık, Simon'un salaklıkları sürekli başına bir şey gelip durması ayrı gıcıktı. Kitap boyunca o kadar sinirlendim ki sonunda seriyi okuyan arkadaşımı arayıp güzel bir spoiler yeyip rahatladım. Onun dışında yazarın Jace ve Clary'i özellikle de Clary'in bir keresinde Jace'e ağabey gözüyle şefkatle yaklaşması da beni rahatsız etti. Hep öyle olsaydı ne ala ama sadece bir yerde öyle hissetmesi gözüme battı. Ayrıca yazarın kalemini şurada yine eksik buldum. Zaten bize dokunan bir kalemin yok, tamam ilk iki kitap için öyle diyebilirim ama serinin diğer kitaplarında ağlayabileceğim kadar beni duygulandırır belki bilinmez. Yani öyle bir kalemi olmadığı halde Valentine'yi bir sahnede Clary ile duygusal konuşturarak beni etkiledi ama Valentine'nin üzerine biraz daha oynayabilirdi. Onu bu kadar berbat bir insan göstermeye öylesine çabalaması da bana zorlama geldi.
Anlayacağınız bu kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şey Jace ve Clary'in ilişkisi oldu. Gerçek her neyse ortaya çıkmasını dört gözle bekliyorum. Yazarın neden serideki ana karakterler arasına bu kadar itici ve bu kadar büyük bir bağlantıyı yerleştirdiğine de anlam veremedim. Keşke bu kardeşlik kavramı ortaya çıktığında Jace ve Clary'in arasına soğuk bir duvar örüp, gerçek her neyse belirdiğinde birbirlerine karşı iç-le-rin-de bastırdıkları özlemi dışarı çıkarsaydı. O bakımdan hayal kırıklığına uğradım ama yine heyecanla ve sıkılmadan okudum. Bu beni rahatsız eden olaylar bu kadar gözüme sokulmasaydı canı gönülden yüksek puan verirdim. Diğer kitapları daha çok beğenmem ve artık ana karakterleri sevmem dileğiyle...
Continue reading Küller Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu
,

Kemikler Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kemikler Şehri
Orijinal Adı: City of Bones (The Mortal Instruments #1)
Yazar: Cassandra Clare
Sayfa Sayısı: 580
Yayınevi: Artemis
Goodreads Puanı: 4.12/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak daha birçok şey. Ölümcül Oyuncaklar hafızanıza kazınacak!
On beş yaşındaki Clary Fray, New York’ta Pandemonium Kulüp’e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi.
Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünemezdi! Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca ve canileri Clary’den başka kimse göremediği için durumu açıklamak pek kolay olmayacaktı!
Clary’nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölgeavcıları olarak tanıtacaktı. Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!
Bu seriyi okumayı hiç ama hiç düşünmüyordum ama son zamanlarda Lady Midnight'in çıkacağını duyan herkes baya heyecanlandı ve seriye dair hiçbir şey bilmediğim için eziklendim. Aylar önce bir arkadaşım okumamı önerdiğinde burun kıvırmıştım ama sonunda merak edip ben de başına oturdum. Seriyi İngilizce okumuyorum, Türkçe basımlarını beğenmediğim için İngilizce kapaklarıyla çekimlerimi yaptım. Evet, yorumuma gelirsek; ilk kitabı beğendim. Çok ama çok bayılmadım. Ama okurken eğlendim hatta Jace beni birkaç yerde baya güldürdü. Kitapta sevdiğim baş unsurlardan biri kesinlikle sıkmamasıydı. Çok fazla olay işlenmesine ve çok nadir durulmasına nazaran kitabı okurken elimden bırakmayı istemedim. Karakterleri de sevdim diyebilirim. Henüz Clary'i pek sevmesem de seri boyunca kendisine ısınacağıma eminim.
"Hayır." Nehrin yüzeyinden yükselirken, Jace motoru güzel bir şekilde dengeledi. "Bence bu sadece bir hayal."
"Ama Jace," dedi Clary, "bütün hikayeler gerçektir."
Jace'in güldüğünü duymadı ama göğüs kafesinde ve parmaklarının ucunda titreşimi hissetti. Motosiklet yükselirken ve kafesinden salıverilmiş bir kuş gibi köprüye doğru hızla uçarken, Clary sıkıca tutundu. Nehir ve köprünün demirleri ayaklarının altında hızla akarken, neredeyse yüreği göğsünden dışarı fırlayacaktı, fakat bu kez Clary her şeyi görebilmek için gözlerini açık tuttu.
Kitabın başlangıcı çok basitti. Şu yönden; yazar kimin ağzından kimin düşüncelerini yazdığını belirtmemiş. Tamam üçüncü ağız konuşuyor ama burada kimin gözleri ardında kitabı okuyoruz dedim. Daha sonra bu durum azaldı. Bir de bana mantıksız gelen bazı yerler vardı. Bitene kadar sırıtan bazı satırlar vardı gerçekten. Clary ve Jace arasında nasıl hemen bu kadar derin bir bağ oluştu onu da anlamadım. Jace defalarca Clary ile tehlikeye atıldı ama o kadar umursamaz olan Jace ne ara Clary'e gönülden bağlandı biraz üstünden işlenmişti. Clary de çok değişik bir karakterdi. İki kere Jace'e bir kere de İsabelle'e tokat atması bana aşırı abartı geldi. Ben Jace'in yerinde olsam bir tane geri patlatırdım. Bir de özellikle kitabı okuyanlar için söylüyorum ufak spoiler içerebilir. Simon'un on senedir Clary'e aşık olduğunu söylemesi aşırı saçmaydı. O kadar uzun zamandır hislerini neden içine atmış mantıksızdı. Tabii Clary'in bundan senelerdir şüphelenmemesi ama Jace'in ilk bakışta olayı idrak etmesi Clary mi fazla saf yoksa Simon mu çok iyi bir oyuncu dedirtti. Bunun dışında yazarın gereksiz uzun benzetmelerini saçma buldum. Bir de yine seriyi okuyanlar okusun lütfen. Jace'in son sayfalarda babasından Clary'in iki lafına vazgeçmesi aşırı absürttü. Hayır, Clary gelmeden önce adam öl dese ölecekti ama birazcık onu ikna etmeye çalıştı diye hemen yok sen beni bıraktın falan deyip babası ölse oh diyecek hale gelmesi okurken kaşlarımı çatmamı sağladı.
Bunların dışında kitabı hiç sıkılmadan ve sürükleyici bir şekilde okudum. 570 sayfa olmasına karşın elimde sürünmedi ve iki gün içerisinde bitirdim. Serinin diğer kitaplarını çok merak ediyorum. Özellikle yazarın son elli sayfada olay bütünlüğünü yakalama şekli altını çizecek kadar güzeldi. Sadece Jace ve Clary'in ne suçu vardı yani. Umarım bu hiç tahmin etmediğim gerçek bir şekilde hata verir, zaten vereceğinden eminim de.Ayrıca ben bu serinin ilk kitabının film uyarlamasını yine aynı arkadaşımın ısrarıyla izlemiştim ve benim aklımda yer edinmeyecek bir filmdi, sanırım pek beğenmemiştim. O filmdeki Jace karakteri aşırı züppe ve zorlamaydı. Ama kitaptaki Jace tamamen farklıydı. Kitaptaki Jace'i okurken filmdeki hali aklıma çok gelmedi ama yine de ikisinin örtüşmemesi beni rahatsız etti.  Hız kesmeden diğer kitaplarını hemen okuyacağım. Diğer yorumlarımla görüşmek üzere...
Continue reading Kemikler Şehri - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

9 Mayıs 2016

,

Göremediğimiz Tüm Işıklar- Anthony Doerr | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Göremediğimiz Tüm Işıklar
Orijinal Adı: All The Light We Cannot See
Yazar: Anthony Doerr
Sayfa Sayısı: 576
Yayınevi: Koridor
Çıkış Tarihi: 02/2015
Goodreads Puanı: 4.31/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Marie-Laure, bir müzede kilit ustası olan babasıyla birlikte Paris’te yaşamaktadır. Gözleri gün geçtikçe daha az görmeye başlayan Marie-Laure, altı yaşına geldiğinde kör olur. Babası ona yaşadıkları mahallenin mükemmel bir minyatürünü yapar, böylece her yeri parmaklarıyla ezberler ve artık dışarı çıktığında evinin yolunu bulabilecektir. Fakat bir sabah savaşın kara bulutları şehrin üzerine çökünce, yanlarında müzeye ait içi sırlarla dolu bir taş ile, Saint-Malo'da deniz kenarında bir evde yaşayan, yirmi yıldır dışarı adım atmamış olan amcalarının yanına gitmek zorunda kalırlar. Almanya’da bir maden kasabasında kız kardeşi ile birlikte bir yetimhanede büyüyen Werner’in önündeki tek seçenek, on beş yaşına geldiğinde babasının öldüğü madende çalışmaktır. Işık kadar beyaz saçları ve sonsuz merak içinde yüzen zihni ile Werner özel bir çocuktur. Bir gün şans eseri eski bir radyo bulup onu çalışır hale getirince ve karşılaştığı her elektronik aleti dakikalar içinde tamir edince, bir subay tarafından keşfedilir ve sonradan bir katil ordusu olduğunu öğreneceği özel bir okula gitme fırsatı elde eder. Orada dâhi olmasının bedelini ödeyip, hayatın acı taraflarına tanıklık ederken, kendisini Marie-Laure ile kaderlerinin kesişeceği Saint-Malo’da bulur. 
Salı günleri müze kapalıydı. Marie-Laura ve babası o gün evde uyurlar, bol şekerli kahve içerlerdi. Pantheon'a veya bir çiçek pazarına giderler ya da Seine Nehri boyunca yürürlerdi. Sık sık kitapçıya uğrarlardı. Babası ona bir sözlük, bir gazete veya fotoğraflarla dolu bir dergi uzatırdı.
"Kaç sayfa, Marie Laure?"
Kız tırnaklarından birini kitabın kenarında gezdirirdi.
"Elli iki mi?" "Yedi yüz beş mi?" "Yüz otuz dokuz mu?"
Sonra, kızının saçlarını kulaklarının arkasından kurtarır ve onu kaldırıp başının üstünde hoplatırdı. Onun insanı hayretler içinde bırakan bir şey olduğunu, bir milyon yıl bile olsa, onu asla bırakmayacağını söylerdi.
Bu kitap o kadar güzeldi ki her bir satırla daha çok içime çekip karakterlerin hafızama kazınmasını istediğim ve okurken sanki çok sevdiğim tarihi bir filmi izliyormuşum gibiydi. Yazarın kalemi sanatsal, nacizane ve kesinlikle dokunaklıydı. Her bir kelimeyi bir cümlede nasıl hoş bir ahenkle gösterebileceğini en iyi şekilde yansıtmıştı kitaba. Uzun metrajlı savaş zamanlarında geçen bir hayal dünyası yarattım kendime. Kitap boyunca bir Marie'nin kör gözleri ardından okumayı amaçladım, bir de Werner'in özlemle dolu kalbiyle. Marie'nin babasıyla olan ilişkisini okumak ayrı güzel, Werner'in Jutta'ya olan özlemini ve yaşadığı zorluklarla dostluk ve diğer şeylerle sınanmasını okumak da ayrı güzeldi. Kitap boyunca beni ne kadar etkilediğini hemen fark edemedim. Son bölüme geldiğimde gözlerimi yine iri iri yaşlar doldurmuştu.
"Çok uzun kaldınız," diye mırıldandı Etienne. "Merak ettim."
"Al, amca." Ceplerinden deniz kabuklarını çıkardı. Kaya midyeleri, deniz salyangozları, hala kumlu olan üç topak kuvarsit... "Sana bunu getirdim. Ve Bunu ve bunu ve bunu..."
Kitabın başında geçen o ünlü elmas hikayesine önce kulak asmadım ama sonra belki içinde bir ipucu gizlidir diyerek her nerede geçerse geçsin dikkatle okudum, iyi ki öyle yapmışım. Marie'nin babasına, babasının Marie'ye beslediği şefkat ve aralarındaki bu sevgi bağını okumayı çok sevdim. Yazar her bir satırla sizi nasıl dokunacağını çok iyi biliyordu. Kalabalık bir karakter ailesi vardı ama bir zamandan sonra aklınızda tutmaya çalıştığınızda o da zorlamadı.
Etrafında çizme patırtıları, tüfek tıkırtıları oldu. Malzemeleri yere koy, varilleri duvara daya. Kancalara asılı kaplardan bir tane al, raflardan da bir tabak. Haşlanmış sığır eti için sıraya gir... Üstüne öylesine şiddetli bir sıla hasreti çöktü ki, gözlerini sıkı sıkı yummak zorunda kaldı.
Ne zaman elime alsam elli sayfa okuyarak ara verdim çünkü gerçekten detaylı ve uzun bir kitaptı. Gözümden kaçırmak istemediğim çok şey vardı çünkü yazar bazı yerlerde üstünden kapalı size ipucu vermeyi çok seviyordu. Tek bir cümleyle o kişinin neler ifade etmek istediğini üstü kapalı basit ama aslında çok derin bir şekilde ifade ettiği çok yer vardı. Kitabın özellikle son yarısını okumak ayrı güzeldi. Marie ile amcası Etianne'nin arasındaki bağ, Werner ile dostu Fredde arasındaki bağ. Marie ile yakınları arasındaki ilişkiyi yazar çok dokunaklı bir dille belirtirken, Werner'e aynı cömertliği sağlamamıştı ama yine de duygulanmamı sağladı.
Marie-Laure'a göre, şehir yavaş yavaş üst kattaki makete daha çok benziyordu. Sokaklar birer ikişer boşalıyordu. Şimdi dışarı her çıkışında, üstündeki tüm pencerelerin daha çok farkına varıyordu. Sessizlik ters ve doğal olmayan bir şeydi. Deliğinden dışarıya bir adım atıp, ince ve uzun otlu bir çayıra çıkan ve tepesinde nasıl bir gölgenin gezindiğini bilmeyen bir fare de öyle hissediyordur mutlaka, diye düşündü.
Kitabın sonlarına doğru Werner ve Marie nasıl bir araya gelecek derken ve gerçekten de bir araya geldiklerinde o bölümleri çok büyük bir özenle okudum. Sonuç olarak çok güzel bir romandı. Benim gözümde tek bir eksiği vardı; o da yazarın sonunda karakterler hakkında bilgi edinmekten bizi mahrum etmesiydi. Bir de bazı yerlerde istemeden çok detaylı okuduğum için sıkılmamdı. Onun dışında okurken Marie'yle birlikte benim de canımın yandığı yerler çok oldu. Marie'yi çok ama çok sevdim. Okumaya olan hayranlığı, babasına olan büyük sevgisi ve dünyaya olan büyük açlığı... Beni en çok etkileyen de geçirdikleri ufacık zaman diliminde Marie ile Werner'in birbirlerine hissettikleri şeylerdi. Okumanızı gerçekten öneririm.
Panelin arkasından, "Seni öldürmüyorum. Seni duyuyorum. Radyoda. O yüzden geldim," diye seslendi. Biraz durdu, Fransızca nasıl söyleyeceğini düşündü. "Şarkı, ayın ışığı?" Kız gülümser gibi oldu.
Continue reading Göremediğimiz Tüm Işıklar- Anthony Doerr | Kitap Yorumu

Outlander | Dizi Yorumu

Blogumu takip ediyorsanız gözlerinizi kırpıştırabilirsiniz. Betül dizi yorumu giriyor hem de YABANCI bir dizi yorumu giriyorum. Oysa bu blogun sahibi son üç aydır adam gibi film bile izlemiyor. Tabii ki bu diziyi izlememi sağlayan yine kitap aşkım oldu. Uzun zamandır kitaplarını görüyorum ve okumak aklımdaydı ama henüz satın alamadım. Dizisini izlemeyi de istiyordum ama düşünmüyordum açıkçası. Son zamanlarda o kadar çok karşıma çıktı ki dayanamadım ve cumartesi gecesi oturup izlemeye başladım. Bir gecede sekiz bölüm izledim ve bu saat itibariyle yeni sezonun da 5. bölümünü bir güzel yutup bitirdim. MÜ-KEM-MEL bir dizi gerçekten. Tek kelimeyle bayıldım. Hafif eleştirilerim olacak ama genel olarak bu yazı övgülerimi ve dizide neleri beğendiğimi özetleyecek.

Öncelikle konusu aşırı orijinal bir dizi. Hele de dizi için "What if your future was the past" diye bir başlık geçiyor ki bu kadar güzel özetleyebilir koca diziyi. Aslında ben bu Claire'i ciddi ciddi hiç sevemedim çünkü bana hem soğuk, hem çok bilmiş, hem de itici gelmişti. Ta ki ilk sezonun sonuna kadar. Jamie'ye olan aşkının derinliğini anlayınca tamam testten geçtin dedim kendi kendime. Jamie desen onu sevmemem imkansızdı sanırım. Historical aşk romanlarını okumaya bayılıyorum ve okuduysanız bu tür kitaplarda bazen İskoç erkekleri geçer. Onların aksanlarını hep merak ederdim ve işte hayalimdeki aksan resmen Jamie'de bütünleşmiş. Bugün öğrendiğime göre aksanı gerçekmiş yani harbi harbi İskoç'muş. Cidden çok şaşırdım ve sevindim. Jamie'nin oyunculuğuna böyle methiyeler düzebilirim çünkü özellikle de ilk sezonun sonunda resmen ölüp bittim onu izlerken. Gözlerinden dökülen her bir yaşla mahvoldum. O yüzden oyunculuğu bakımından kesinlikle gözümde Claire'i geçti. Claire'i başta zaten hiç sevemedim çünkü Jamie'ye birkaç beden büyük görünüyordu. 
Dizinin konusunu çok kısa özet geçmek gerekirse; Claire'nin zamanda yolculuk yapması ve kendini eski İskoçya'da bulmasıyla başlıyor. Ama Claire gelecekte çok sevdiği kocasını arkasında bırakmış olur. Tabii geçmişte Jamie ile karşılaşıyor. Ben ikilinin hemen yakınlaşacağını sanmıştım ama yakınlaşsalardı sinirlendim çünkü Claire gelecekte kalan kocasını gerçekten seviyordu, ilk bölümlerde bunu görüyorduk. Bu yüzden basit bir kadın olup hemen Jamie ile birlikte olursa diziyi basit bulabilirdim. Ama o bakımdan beni baya şaşırttı. Hatta evlenene kadar aralarında hiçbir şey geçmedi.
Evet, arkadaşlar geldik eleştiri bölümüne. Bu dizi ciddi anlamda tüm saflığıyla çıplaklık içeriyor. Zaten bunu ilk bölümden anlıyorsunuz. Yakınlaşma sahnelerine kadar normal bir sahnede bile kadının ne kadar düşük kullanıldığına tanık olduğumuz sahneleri görüyoruz. O yüzden tek başınıza izleminizi öneririm. Aslında o sahneler beni rahatsız etmedi ama artık her tarihi dizide böyle şeylerle karşılaşmamız ve gözümüzün alışması beni asıl rahatsız eden oldu. Onun dışında Claire'nin daha genç biri olmasını tercih ederdim. Daha sonra Claire'i de sevdiğim yerler oldu ama beni tüm dizi boyunca bir Jamie kadar etkileyemedi.
Aralarında geçen aşk hikayesi mükemmel gerçekten. Hem Jamie'nin hem de Claire'nin aşkları için göze aldıkları şeyleri izlerken nefes nefeseydim. Sezon finali tek kelimeyle mükemmeldi. Ne yazık ki ikinci sezondan henüz beş bölüm çıktı. O beşinci bölümün sonu zaten ayrı manyaktı. Nasıl bekleyeceğim şimdi bir hafta hiç bilmiyorum. Sonuç olarak bu diziye bayıldım. Beş senedir güncel yabancı dizi takip etmiyordum. Artık altyazı geldiğinde mailime bildiri gelmesini sağlayacağım. Diziyi torrent olarak izliyorum, sizi de öyle öneririm. Üç günde 21 bölümünü bitirdiğim bu çok ama çok güzel diziyi kesinlikle izlemenizi öneririm. 
2. sezonda 5. bölümde bu sahneyi izleyip benim gibi çığlık atmanız dileğiyle kendinize iyi bakın!
Continue reading Outlander | Dizi Yorumu

Mayıs 2016 Kitap Alışverişim

Uzun zamandır sürekli bir daha ki ay sadece İngilizce kitap alacağım diyorum ama yayınevleri bana savaş açmış durumda, sürekli beklediğim yeni kitapları çıkarıyorlar. O yüzden ben de aylardır ertelediğim İngilizce kitap alışverişini sonunda yapabildim, tabii yine araya Türkçe katmak zorunda kaldım. Bu ay için hayalim İdefix'ten sipariş vermekti ama ne yazık ki kuzenimin kredi kartı o sitede sorun çıkardı. Tabii asıl sorun İdefix'te. Her neyse, ben de aynı İngilizce kitapları sadece arkadaşkitapevi veya D&R'dan alabilirdim. Arkadaşkitapevi de kredi kartıyla sorun çıkarınca D&R'a kaldım. İdefix sepetimde olan aynı beş adet kitabı D&R'dan üzerine on lira farkla alabildim. Öncelikle çok saçma bir konu var; D&R kargoyu kendi ödemiyor. Ben hem 125 lira vereceğim hem de kalkıp kargoyu kendim ödeyeceğim, saç-ma-lık. Artı olarak siparişim tam yedi gün içerisinde geldi. Ben siparişimin geç gelmesinden rahatsız olmadım çünkü bu kitaplar aldığım gibi okuyacağım kitaplar değildi. Bu ay sadece üç tanesini okusam şükür derim çünkü sınavlarıma çalışacağım. İngilizce kitap siparişi verdiğim için özellikle geç geldiğini sanıyorum çünkü öyle söylendi. Onun dışında siparişim iki kargoya bölünmüştü. Bir kitabı ayrı kargolamışlar ama aynı zaman dilimde ulaşmıştı. Bunu da saçma buldum ama belki başka bir bayiden getirtmişlerdir diyorum. Tüm bunların dışında uzun zamandır en ufak bir hasarı olmayan bir internet alışverişi yapamıyordum. D&R aldığım tüm kitapları en ufak bir hasar olmadan çok güzel bir özenle yollamış. O bakımdan verdiğim fazladan on lira içime oturmadı.

Bunların dışında İdefix veya arkadaşkitapevi'nden ingilizce kitap siparişi yapamazsam yine D&R'ı gönül rahatlığıyla kullanabilirim fakat D&R ne yazık ki son zamanlarda çok fazla e-kitap sistemine geçti. O yüzden çoğu ince kağıt İngilizce kitapları kaldırdı. Bu baya üzdü. Hep son umut D&R'yi cebe atıyordum. Bir daha ki ay neler alacağımı ben de bilmiyorum çünkü Üsküdar Kitap Festivali olacak ve ben kesinlikle yine gideceğim. Kaçırırsam ahım kalır. O yüzden hem Üsküdar Kitap Festivali'nden uygun fiyatlı birkaç kitap alıp internetten bir şeyler de alabilirim.

Ayrıca bunlara ek olarak bu ay Pandora kitapevinden Shatter Me kitabını sipariş edeceğim ama kitabı gidip Taksim'deki bayilerinden alacağım çünkü kapıda ödeme ve kargo çok pahalıya geliyor. Shatter Me serisi ne yazık ki çok fazla sitede yok ve Pandora'da tek kitabı kalmış. Alamazsam da elimden kaçarsa ağlarım. Bu ay onu da alacağım ama Taksim'e kimi yanımda götüreceğim hiçbir fikrim yok. Ve itiraf ediyorum; bu D&R kitap alışverişimden annemin haberi yok, yoksa cidden keser beni. Eve kargo gelmesin diye bugün sabah kalkıp dersten önce yurtiçi kargoya koşup paketleri kaptım. Hatta şu anda İngilizce aldığım kitapları kitaplığımda arka raflara gizledim çünkü annemin görmemesi gerek. İşte böyle de saklambaç oynuyorum. Bir daha ki ay aldığım kitaplarla görüşmek üzere!
Continue reading Mayıs 2016 Kitap Alışverişim

7 Mayıs 2016

,

İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İki Hayat Arasında
Orijinal Adı: Between The Lives
Yazar: Jessica Shirvington
Sayfa Sayısı: 320
Yayınevi: Yabancı
Çıkış Tarihi: 12/2015
Goodreads Puanı: 4.20/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;

Mükemmel hayat mı?

Yoksa mükemmel aşk mı?
Sen seç.
Sabine herkes gibi değildi. Kendini bildi bileli, iki hayatı vardı. Her yirmi dört saate bir Değişim geçiriyor ve her günü iki kere yaşıyordu.
Mükemmel Hayat
Wellesley'de, Sabine istediği her şeye sahipti: cazibeli arkadaşlar, şık kıyafetler, başarılı bir okul yaşamı, herkesin birlikte olmak istediği bir sevgili ve göz kamaştırıcı bir gelecek...
Mükemmel Aşk
Roxbury'de Sabine'in bambaşka bir hayatı vardı: maddi zorluklar çeken bir aile, serseri arkadaşlar ve sırrı ortaya çıktığında başına gelen korkunç olaylar… Ama sonra Ethan'la tanıştı. Yakışıklı ve ilgi çekiciydi; üstelik Sabine, daha önce hiç kimse için böyle şeyler hissetmemişti.
Tüm istediği tek bir hayat yaşamak olan Sabine, bu nihayet mümkün gibi göründüğünde, amacına ulaşmak için bir dizi tehlikeli deney yapmaya başlamıştı. Ama kendisine inanan tek adamı ve geri kalan her şeyi riske atmayı göze alabilecek miydi?
Su gibi elimde akan ve hiç sıkılmadan, neler olacak diye merak ederek okuduğum bir kitaptı. Aslında satın almak istemiştim ama sonradan ekitap olarak okurum diye aradan çıkarmıştım. Bundan aylar önce görmüştüm kitabı ve konusu okumam için sabırsızlanmamı sağlamıştı. Gerçekten güzel bir kitaptı. Kurgusu olsun, karakterleri ve işlenişi bakımından artı puan alabilecek bir kitaptı. Okurken sonlara doğru gözlerimin defalarca kez dolduğu ve kitabın ortasında gelişen olayların şaşkınlığıyla kendimi sürekli Sabine ile empati kurarken bulduğum bir kitaptı. Eksi yönleri de benim gözümde vardı ama onlara değinmeden önce severek okuduğum ve farklı kurgusuyla beni hayal kırıklığına uğratmayan bir kitap oldu. Aksine gerçekten sevdim.
"Birinin seni tanımasını istediğini söyledin. Belki de ben de sadece birinin beni tanımasını istiyorumdur. Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anının hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "...önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğün için var."
Eksi yönlerine değinirsek sonu beni tatmin etmedi. Tamam güzel bitti ama benim beklediğim asıl son öyle değildi. Bir de sürekli Sabine ile Dex'in arasında geçenler sinirlenmemi sağladı. Diğer tarafta harika bir hayatın varsa Dex gibi seni öptüğünde saniyeleri saymanı sağlayacak kadar memnun olmadığın biriyle birlikte olmanın ne gereği vardı? O kadar güzel bir hayatın varsa ve o kadar dikkat çekici bir kızsan gerçekten istediğin kişiyi zengin yaşamında da bulabilirdi. Yazarın Dex'te açtığı boşluklarla Sabrine'nin diğer yaşamına ait olan Ethan'ı tamamlaması çok bariz bir şekilde gözüme battı. Bu iki durum dışında kitabı severek okudum. Sonunda gelişen olayları ben de tahmin etmemiştim ve Ethan ne saklıyor falan diye üzerinde durup düşünmedim, neler çıkacağını şaşırarak kitabın bana söylemesini bekledim ve gerçekten hiç beklemediğim bir olay çıktı. Yazarın kalemi de çok güzeldi, bana dokunduğu çok yer oldu. Özellikle de Sabrine'nin fakir ailesinin ona yaptıkları karşısında hissettiklerini okurken içim gitti. Kitapta geçen Ethan ile Sabrine arasındaki testleri okumak da güzeldi. Yani sonuç olarak severek okuduğum bir kitap oldu. O yüzden merak edenler varsa okumanızı öneririm.
Continue reading İki Hayat Arasında - Jessica Shirvington | Kitap Yorumu