3 Ağustos 2016

Film Köşemden Öneriler #3

Herkese merhabalar! Uzun zamandır kendimi fazlasıyla okumaya adadığım için düzgün film izleyemedim. Ayrıca bir aydır burada aktif değilim çünkü şehir dışındaydım. Eve döndüğüm için kitap yorumlarımı üst üste gireceğim. Bu yazı film önerilerimle beraber eleştirilerimi de kapsayacak. Bu listedeki bazı filmleri sinemalar.com'da favorilerime sokmadım ama farklı bir bakış açısıyla size önerebileceğimi düşündüm. O halde başlayalım!

Beast of no Nation
Irkçılıkla ilgili filmleri her zaman çok beğenirim. Bu filmi de geçen on beş tatilde okumuştum ve favorilerime koymuştum. Film benim beklediğimden daha vahşi bir havaya sahipti. Bazı sahneleri sarmak zorunda kaldım. Genel olarak çok beğendiğim, gözlerimi dolduran ve sonunda hafif bir boşluğa düşmemi sağlayan bir filmdi.

Sanam Teri Kasam
Hint filmleri için normalde ayrı öneri yapıyorum fakat bu film üzerinde uzun yorumlayabileceğim gibi değildi. Büyük bir hevesle izledim, her ne kadar tam olarak istediğimi vermese de gözlerimi doldurup boğazımı düğümleyecek kadar etkiledi. Çok klişe bir işlenişi, basit oyunculukları ve fena halde yine klişe bir sonu vardı. Buna rağmen beni etkilemiş olması, başroldeki kızın kendini epey hor görmesi, başroldeki oğlanın da baya yakışıklı olması filmi izlerken sıkılmanızı engellediği için klişe olmasına rağmen favorilerime sokacak kadar beni etkilemeyi başardı.

Marslı
Çok geç izledim ama iyi ki izledim dedirten bir filmdi. Kitabına göre kat kat daha çok beğendim, kitabı bana göre ağır bilim kurgu ve karmaşıktı. Fakat film elbette daha açıklayıcı ve akıcıydı. Filmin sonunda hem kocaman gülümserken hem de gözlerim doluyordu. Kesinlikle açık ara favorilerimden.

Danimarkalı Kız
Büyük bir merakla izledim bu filmi çünkü herkes övmeye doyamamıştı. Fakat her ne kadar filmi bitirdiğimde kendimi beğendiğime ikna etsem de sonrasında favorilerimden çıkardım. Mükemmel bir arka plan mevcuttu filmde. Kostümler, tablolar ve o mekanlar. Buna rağmen bazı olaylar beni rahatsız etmekten öteye gitmedi. Bu tür konulu filmlere karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Sadece başrolün karısına karşı yaptığı bazı davranışlar bile bencilce diyebileceğim nitelikteydi. Son sahnesi her ne kadar beni etkilemiş olsa da beklediğim duygu yoğunluğuna kapılamadım ve beğeni hissine kapılamadım.

Ölümsüz Aşk
Black Lively'i Gossip Girl'den bu yana biliyorum ama ben kendisine değil Blaire'e aşıktım. Bu filmi izlemeyi oldukça geciktirdim. Açıkçası çok derin karakterleri olmayan basit bir aşk filmi olduğunu sanıyordum fakat Adeline'nin geçmişinde yaşadıklarını öğrendikçe filmi çok daha beğendim ve favorilerime soktum. Farklı bir aşk filmi izlemek istiyorsanız önerimdir.

Çok Pişmiş
Bu filme tek kelimeyle bayıldım! Bradley Cooper'u Hangover'dan beri takip ediyorum ve Daniel Brühl'e zaten tartışmasız aşığım. İkisinin olduğu bir filmi istasnasız her türlü izlerdim. Bana göre harika bir mizah anlayışına ve mükemmel bir kadroya sahipti. Konusu ve akıcılığı, her şeyini çok beğendim. Omar Sy'i ünlü fransız filminden bu yana hiç izlememiştim ve kendisini özlemişim. Kısacası Çok Pişmiş filmi kesinlikle en favorilerimden!

Passchendaele
Savaş filmlerinin başına öyle kolay kolay oturamıyorum ama aksine buysa biraz ortalarına baktığımda izleyebileceğimi düşündüğüm gibi başına oturduğum bir film oldu. Film hakkında sevdiğim ve favorilerime sokmak konusunda bana yeterli gelen birkaç şey vardı. İşlenişini sevdim, karakterlerin altında yatan derin hisleri sevdim. Sonuyla gözlerimi doldurmasını çok sevdim. Geçen aşk hikayelerini çok ama çok sevdim. Sarah Mann karakterinin naif güzelliğine hayran kaldım. Ve Sarah Mann'ın erkek kardeşinin yakışıklılığına da. Sonuç olarak dram olarak gerçekten sevdim, öneririm.

Acı Reçete (Side Effects)
Büyük bir Channing Tatum tuknuyum ama hayır bu filmi sırf onun için izlemedim. Fragmanını izlediğimden beri merak ettiğim bir filmdi. İşte sonunda izledim ve bitirdiğimde karmakarışık hislere sahiptim. Film için tek kelime kurabilsem o da garip olurdu. Çünkü kime güveneceğinizi, sonundan ne mana çıkaracağını kendinizce anladığınızı sanıyorsunuz ama benim zannımca başka bir açıdan olayları düşününce de farklı bir sonuca varabiliyorsanız. Anlayacağınız siz de izleyin ve bakalım işin içinden çıkabiliyormusunuz.

Stoker
Aslında pek bana hitap eden bir film değil çünkü gizem gerilim türünden haz etmiyorum. Nedense bir gazla filmi izledim ve itici bir filmdi ama cidden iyi filmdi. Çok farklı bir konusu, karakterleri, işlenişi ve sonu vardı. Büyük bir karakter değişimine tanık oluyoruz. Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden şey İndia'nın çakma lensleriydi. Sürekli gözüm onlara gitti. Favorilerime gönül rahatlığıyla sokabilirim çünkü farklılığıyla gerçekten önerebileceğim bir film.

The İmition Game
Bu film hakkında çok büyük övgüler işittim ama ben tahmin ettiğim kadar beğenemedim. Bunun başlıca nedenlerinden biri bana çok fazla hitap etmiyor olmasıydı bir de. Filmde gerçekten sevdiğim sahneler oldu ama tek şaşkınlığım sonunun filmi izlemeden önce tahmin ettiğim gibi bitmemesiydi. Onun dışında özellikle başrol karakterin gençliğinde bakışlarından onun hakkında tahminler yürütmüştüm. Benim favorilerime sokabileceğim kadar iyi bir film değildi gözümde. Tabii sizin görüşünüz de size kalmış.

Horrible Bosses 2
İlk filmini iki kere izleyip baya kahkahalara boğulmuştum. İkincisi çıkınca da çok sevinmiştim. Komedi olsa da yetişkin esprileri ve sahneleri içeren bir filmdi. İkincisi de tabii ki aynen öyleydi. Çok iyi yeni oyuncular da eklenmiş ama ben ilkindeki tadı alamadım. İlk filminde özellikle de kısa olan elemana fena gülüyordum, bu filmde de ön planda olsa da ona bile gülemedim. İkincisi olmasa da olurmuş diyebilirim.

Das Weisse Band
Ben bu filmi böyle içime dokunacak, çocukları genel olarak konu alan, alman savaş filmi sanıyordum ama hiç de öyle değildi. Daha çok yavaş yavaş gizliden gerçekleşen gizemle birlikte meydana gelen olayları izliyoruz. Sanırım 1. dünya savaşıydı. Ondan önce bir kasabada yaşanan olaylar ve ailelerin iç yüzleri anlatılıyor. Film beni çok etkileyemedi. Çok fazla gizli kapaklı olaylar vardı ve sizden onları çözmeniz bekleniyordu. Bazı olaylar apaçık serilirken asıl önemlileri arka planda kalarak cevap anahtarını elinize veriyordu. Merak ederek izlediğim ama sadece bakalım siz nasıl cevaplar çıkaracaksınız kendinize diyerek önerebileceğim bir film olabilir. Çok ünlü bir yönetmen olan Michael Haneke'den izlediğim Amour haricinde ikinci filmdi ve Amour'u çok beğendiğim halde pek bana hitap etmeyen bir yönetmen olduğunu da kabul ediyorum.

Her
Uzun zamandır laptopumda duruyordu ve sonunda bir şans vererek izledim. Tek kelimeyle beğenmedim. Bana bir şeyler kattığını ya da farklı hisler yaşattığını söylemem. Film boyunca beğendiğim kısım bayan bilgisayarın sesiydi. O da Scarlett'a aitmiş meğerse. Bir de filmi çeviren kişi sadece dinleyerek çevirmiş bu yüzden ben de filmi baya dikkatli izledim. Ama sonuç olarak benim beğenebileceğim bir film olmadı.

1 yorum:

  1. çok güzel filmler tavsiye etmişsin. marslı, ölümsüz aşk gibi bazılarını izledim, bazılarını da izleme listeme ekledim. benim için yararlı bir yazı oldu. teşekkürler.

    YanıtlaSil