10 Haziran 2017

Taht Oyunları - George R. R. Martin | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Taht Oyunları
Orijinal Adı: A Game of Thrones
Yazar: George R. R. Martin
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 847
Goodreads Puanı: 4.44/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
Buz ve Ateşin Şarkısı I Yazların on yıllar, kışların bir insan ömrü sürebildiği diyarda, dehşetli ve soğuk zamanlar yaklaşmaktadır. Kışyarı’nın kuzeyindeki buzul topraklarda, Yedi Krallık’ı koruyan Sur’un ötesinde tehditkâr doğaüstü güçler toplanmaktadır. Savaşın tam ortasında, doğdukları topraklar kadar sert, boyun eğmez Starklar vardır. Acımasız soğuğun hüküm sürdüğü kuzeyden, uzak güneydeki sıcak zevk yurduna uzanan, leydiler, lordlar, savaşçılar, büyücüler ve katillerle dolu öykü, korkunç kehanetlerin işaret ettiği bir devirde başlamaktadır. Komplo, trajedi, ihanet, zafer ve dehşet dolu olayların ortasında Starklar’ın, dostlarının ve düşmanlarının kaderi bıçak sırtındadır. Hedef, en ölümcül savaş olan taht oyununda muzaffer olmaktır. George R. R. Martin türünün sınırlarını zorladığı Taht Oyunları ile bir şaheser ortaya koyuyor. Dünyanın dört bir yanındaki fantastik edebiyat okurlarını kesinlikle memnun edecek epik serinin ilk cildi gizem, entrika, aşk ve macera dolu sayfalarıyla büyülüyor.
Vay anasını be! Okumadım, okumadım, deli gibi pişmanım derdim ama demiyorum çünkü öncelikle bu seri öyle onca kitap okuduktan sonra karşılaştırma yapıp kalitesini yarıştıracağınız bir seri değil. Bugüne kadar okuduğum fantastik seriler bir yana bu seri bir yana. Evet, daha ilk kitapla bunları söylüyorum çünkü ilk kitaptan paçalarından kalite akan bir seri olduğu çok belli. Seriyi okumadan önce okuyan çoğu kişiye diziyle izlemeden her şeyini anlar mıyım diye sorup durdum ve çoğu kişi diziyi de izle dedi ama tek yapmanız gereken bir iki bölüme göz gezdirip karakterlerin görünüşlerini aklınıza kazımanız çünkü ilk kitabı kesinlikle zor değildi. Diğer türlü diziyi hiç izlemeden de rahatlıkla okuyabilirsiniz çünkü kitabın arkasında upuzun bir karakter listesi var.
Ya da karakterlerin görüşlerini aklınıza kazımak için dizinin kadrosuna göz atmanız yeterli. Kitapta her şey detaylı bir şekilde, sizin unuttuğunuz ipuçları bile önünüze serilecek şekilde mükemmel bir dille yazılmış. Diziyi çok detaylı izleyen biri değilim ama onlarca spoiler yedim. Dizi ne zaman karşıma geçse oturup izledim, o yüzden çoğu konuya hakimim. Serinin en ünlü yanı da kimin ne zaman öleceğinin belli olmaması. Ama kitapları okuduğunuzda aslında o kadar ölümüne şaşırdığımız karakterlerin seride arka planda kaldığını görünce ölümlerine şok olmamak gerektiğini anlıyoruz. Baştan sona neredeyse her bölümde yeni karakterlerle tanışıyoruz ve bir sürü aile olduğu için dikkatli okumak gerekiyor ama mükemmel taraflarından biri de bu. Çok kalın olmasına rağmen üç günde okudum çünkü konusu baştan sona hiç okumadığım bir heyecanda elden bırakamayacak kadar harikaydı. Nefret edilmemesi imkansız olanlar haricinde her karakteri yavaştan çok sevdim. Stark kardeşlerden bir tek Sansa'ya gıcıktım ama kitabı okuyunca onu da çok sevdim. Daha dizi yeni başladığında fanart çalışmalarını gördükçe Jon Snow'a zaten tutuktum. Daenerysy'e karşı diziyi az çok izlediğim kadarıyla hiçbir empatim yoktu. Ama onun görüş açısından okuduğumuz ilk bölümde abisiyle yaşadıkları sayesinde kalbim eridi. 
Bana sorarsanız kesinlikle "önce şu kadar fantastik okuyup bu türe alışayım sonra en ağırlarından biri olan Taht Oyunları'na başlarım" diye kendinizi kasmayın. İlk kitabı okumaya başladığınızda eğer çok zorlanırsanız ki biraz bile fantastik kalın kitapları okusanız zorlanacağınız hiçbir şey yoktu. Yine de zorlansanız bile diziyi izlerken kitapları da okuyun. Ben de ilk kitabı bitirdiğim için ilk sezonu baştan sona detaylı izleyeceğim. Ardından her kitapla beraber bir sezonu izleyerek nefesimi tutarak bu heyecana kendimi kaptıracağım. Şuan sıradaki kitap için deliriyorum çünkü hangi karakterlere veda edeceğimizi ya da hangi karakterlerle tanışacağımızı merak ederken bir yandan da taht oyununda neler gelişecek okumak için sabırsızlanıyorum. Baştan sona mükemmel bulup bayıldığım kitaplarda olduğu gibi rica ediyorum; bir an önce kitapçıda gördüğünüz gibi saldırınız.
Continue reading Taht Oyunları - George R. R. Martin | Kitap Yorumu
,

Evlilik Oyunları - C. D. Reiss | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Evlilik Oyunları
Orijinal Adı: Marriage Games #1
Yazar: C. D. Reiss
Yayınevi: Aspendos
Sayfa Sayısı: 472
Goodreads Puanı: 4.18/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
OTUZ GÜN
Adam Steinbeck’in karısından istediği tek şey bu.
Şehir dışındaki bir kulübede, onun talep ettiği her şeyi yapması.
Bunun ardından, boşanma belgelerini imzalayacak ve şirketlerinin tek sahibi karısı olacak.
OTUZ GÜN
Adam’ın bir zamanlar olduğu adamı yeniden keşfetmek için bu kadar süresi var. Beş yıl önce ona âşık olduğunda bir kenara sakladığı dominant adamı…
OTUZ GÜN
Kadın birlikte inşa ettikleri şirketi, bir aylığına kulübeye gidecek kadar çok istiyor. Dünyayla bağlarını kesip adam’ın isteğini yerine getirecek kadar… Vücudu adam’a itaat edebilir ama kalbi asla etmeyecek.
Bunun, Adam’ın evliliklerini tamir etmek için yeltendiği acınası bir şey olduğunu düşünüyor.
Yanılıyor.
Kitabın arka kapağını okuduğumda elime almak için sabırsızlanmıştım fakat kurgusunu kesinlikle böyle tahmin etmiyordum. İkilinin evliliklerinin bir anlaşma üzerine olduğunu sanıyordum ama aksine bu kitapta Adam ile Diana zaten dört senelik evli ve evlilikleri Diana'nın itirafı üzerine dibe batarken bu otuz günlük anlaşma ortaya çıkıyor. İlk yüz elli sayfa kadarını kitabın oldukça "tırt" olduğunu düşünerek geçirdim. Alt yapısı bdsm bazlı olduğu için fifty shades ve Tess'in Gözyaşları tarzı bir kitap olarak devam edeceği konusunda kesindim. Ama sonra bir ters köşe yaptı ve benim bile ağzım açık kaldı. İkilinin anlaşmalarının arka planı kesinlikle çok daha derin. Karakterler de çok derin ve göründüklerinden daha güçlü ya da zihinlerinde daha kapsamlı insanlar. Diana harika bir karakterdi. Kocasını artık sevmediğini düşündüğünde saf bir şekilde kendini avutup yola devam etmek yerine çizgisini çekiyor. Adam ise kitabın sonuna kadar çözmek için kafa patlattığım bir karakterdi. Diana'yı bu uçuruma sürükleyen Adam'ın hal ve hareketleri. Aslında en büyük yanlışı geçmişinde nasıl biri olduğunu bildiği halde, bu bdsm tutkusunu içine gömebileceğini sanarak Diana'ya aşık olup evlenmesiyle yapıyor. Böylece Diana'yı tabiri caizse aşık olduğu halde harcıyor. Bir türlü ona istediği gibi yaklaşmadığı için Diana'nın da yaklaştığı takdirde nasıl bir tepki alacağını bilmediği seneler geçiyor. Nihayetinde şok bir şekilde karısının artık onu sevmediğini öğreniyor. Burada tuhaf olan aslında kim olduğunu belli etmediği halde senelerce Diana'yı yılmadan seven Adam'da çünkü Diana istediği kadın olamıyor ve kendisi de zihin altındaki asıl adam değil ama buna rağmen Adam değil, Diana onu sevmekten vazgeçiyor. Kitabın ilerisinde arada bir olaylar rayından çıkıyor ama yazar yine tutturup o farklı tatla ilerletiyor.
En çok beğendiğim kısımlar; anlaşmanın sonucunda Diana'nın elinden kaçıp gitmesinden korkmadan aslında nasıl olmak istiyorsa ona öyle davranması. Tabii böyle olunca Diana da yavaş yavaş kırılıyor ve onun bu kırılma sürecini ufak bir kalp ağrısıyla okuyoruz. Ardından Diana da ufaktan değişime başlıyor. Kitabın gözümde çok farklı olmasının nedeni bu olayların çiftin evliliğinin dört senesinin ardından yaşanması ve karakterlerin zaten çoktan birbirlerine aşık olması. Yani ortada kazanılması gereken bir aşktan ziyade; yıkık dökük bir evliliğin parçalarının toplanmasıyla, bu çiftin asıl karakterlerine inişini okuyoruz. Tabii ki bdsm içerdiği için aşırı kaçtığı ve itici bir çizgide ilerlediği kısımları da okumadık değil ve elbette bu kısımlar da kitabı daha çarpıcı, daha acımasız kılıyor. Sonlarına gelirsek bunu hiç beklemiyordum. Yani yazar gayet de ilk kitapla bitirebilirmiş ama kadın "yok ben tersköşe yapacağım" diyerek ikinci kitabın da olacağını belirterek ağzımı açık bıraktı. Dominant karakterlerinin oturmasıyla hem Diana hem Adam çok zorlu bir karara varıyor ve o sayfaları nefesimi tutarak okudum. Bu türde çok fazla okuyorsanız ve konusuna rağmen klişeden uzak ama yetişkin türünü oldukça ağır yansıtan bir kitap arıyorsanız işte doğru yerdesiniz. Yorumumu okuduğunuz kadarıyla bu kitabın da belirli bir kesime hitap ettiğini anlamışsınızdır. Evet, ben çok ama çok beğendim çünkü okumayı tercih ettiğim bir tür ve beklediğimden daha büyük bir kaliteyle beni karşılayan bir kitap. Fakat içeriği ağır olduğu için yaşınızı ve okuma türünüze göre önerimi dikkate almanızı telkin ederim. Her neyse, ben ikinciyi okumaya gidiyorum. Aynı dolu dolu hislerle onu da yorumlamam dileğiyle..
Continue reading Evlilik Oyunları - C. D. Reiss | Kitap Yorumu
,

Uzak Yıldızlar - Marissa Meyer | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Uzak Yıldızlar
Orijinal Adı: Stars Above
Yazar: Marissa Meyer
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 375
Goodreads Puanı: 4,28/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
ONLAR FARKLI MASALLARIN KAHRAMANIYDI. AYNI YILDIZLARIN ALTINDA BENZER BİR GELECEĞİN DÜŞÜNÜ KURDULAR..
Ay Günlükleri evreninde pek çok muhteşem, şiddet dolu ve romantik hikâye gizli. Ve tabii sırlar da. Cinder, Yeni Pekin’e nasıl geldi? Kraliçe’nin askeri Wolf, nasıl oldu da genç bir adamdan bir katile dönüştü? Prenses Winter ve saray muhafızı Jacin, onları bekleyen geleceği ilk ne zaman fark etti?
Beşi daha önce hiç yayınlanmamış dokuz hikâye ve Alice Harikalar Diyarında’nın Kupa Kraliçesi’ni konu alan bir sonraki Marissa Meyer romanı Kalpsiz’den, yine daha önce hiç yayınlanmamış bölümler içeren Uzak Yıldızlar, çok satan ve bununla da kalmayarak çok sevilen “Ay Günlükleri” serisinin okurları için vazgeçilmez bir kitap.

Ay Günlükleri serisi sürekli kitap okumaya başladığımda merak edip elime aldığım ilk serilerden biriydi, o yüzden yeri her zaman benim için ayrıdır. Seri boyunca yazar her devam kitabıyla bir başka karakterine bayılmamı sağlarken, bir yandan da ünlü masal yıldızlarını böyle bir dünyaya uyarladığı için kendisini tebrik etmemi sağlamıştı. Serinin novella tadında olan bu son kitabında ara ara bölümler okuyoruz. Bunlar Scarlet'in büyükannesinin Cinder'ı nasıl sakladığı, Scarlet'in küçüklüğü, Cinder'in sayborg'a dönüştükten sonra üvey ailesiyle yaşadıkları, Winter'ımızın küçüklüğü ve gücünü kullanmamaya karar verdikten sonra başına gelenler, Throne ve rapunzel Cress'imizin geçmişe uzanan küçüklükleri, ikinci kitapla tutulduğumuz Wolf'un kurt sürüsüne katılışı derken elden bırakmadan okunacak, seriyi özleyenlere deva olacak bir kitap. Her bölümden bazı kısımları çok beğendim ama eğer genel havasıyla bakarsak yine de çok dolu dolu bir kitap değildi. Nihayet son bölümde bizimkilerin geçmişinden ziyade artık neler yaptıklarıyla ilgili bir bölüm okuduk. Bu bölümde iki ünlü karakterimizin evliliğiyle ilgiliydi ve çok güzeldi. Anlayacağınız seriyi sevenlerin veda tadıyla kesinlikle okuması gereken bir kitap. Keyifli okumalar dilerim..
Continue reading Uzak Yıldızlar - Marissa Meyer | Kitap Yorumu
,

Gıcıklar - Jesse Andrews | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Gıcıklar
Orijinal Adı: The Haters
Yazar: Jesse Andrews
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 336
Goodreads Puanı: 3.45/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
BİR GRUP. 
BİR YOLCULUK. 
LEŞ OLMAYABİLECEK BİR ŞOV.  
 SEVDİĞİNİZ BİR GRUP VAR MI? TAMAM. GÜZEL. NE YAZIK Kİ O GRUP ASLINDA ÇOK KÖTÜ. WES İLE COREY SİZE NEDENİNİ HEMEN ANLATABİLİR.  
Wes ile Corey’nin gıcık kapmadıkları bir şey yoktur. Sevdikleri gruplara bile gıcık olurlar. Hatta gıcık olunacak taraflarını bulmadan bir şeyi sevmeleri mümkün değildir. 
Bu yüzden caz kampı denilen Caz Sesi’yle konuşup gayet rahat görünmeye çalışan bir sürü manyakla dolu korkunç yere gönderildiklerinde Wes ile Corey tüm benlikleriyle buraya gıcık olurlar. Neyse ki ikisinin toplamından daha büyük bir gıcık olan Ash de onlarla aynı fikirdedir. 
Üçlü kendi gruplarını kurmak ve turneye çıkmak için kamptan kaçmanın harika bir fikir olduğuna karar verir. Ancak 
cevapsız bir soruyla karşı karşıya kalırlar: Gerçekten her şeye gıcık olan insanlar nasıl gıcık olmayacakları bir müzik 
yapabilir? 
Cevap, facialarla dolu, komik ve duygusal anları eksik olmayan bir yol macerasında gizlidir. Üçlünün başarı ile başarısızlık arasında gidip gelişleri sırasında romantik anlar yaşanacak, sinirler gerilecek, hijyen görmezden gelinecektir. 
Yazarın ünlü Ben, Earl ve Ölen Kız kitabını okurlardan bilmeyen yoktur sanırım çünkü çıktığı zaman o kadar çok kişi beğenmedi ki beğenenleri mumla aradık. Ben de filmine bayılıp hatta azıcık sonunda ağlayıp kitabını ortalama bulmuştum. O halde yazarın ilk basılan kitabını okuduysanız kendisinin kesinlikle olağanın dışında garip bir yazım tarzı olduğunu biliyorsunuzdur. Kitapları konu ve kapakları sayesinde her yaşa hitap ediyor gibi görünüyor ama aslında öyle değil çünkü bel altı o kadar çok espri kullanıyor ki artık bir yerden sonra abartısı sağolsun iğrenti bile hissedebilirsiniz. Bu kitabın da teşekkürler ki diğer kitabında olduğu kadar ağır espriler kullanmamış. Bu kitabı daha gençlik havasında ve ilk kitabına göre daha çok beğendim. Wes ile Corey'in kitabın ismini taşıyan "gıcık" olayının arka planını beğenmekle başladım okumaya. Ardından hikayeye Ash karakteri de katılıyor ve bu kızımız öyle zengin ki bir zamandan sonra göze batınca bu paranın suyunun nereden geldiğini itiraf ediyor. Yazar yine hiçbir şeyi yazmaktan çekinmemiş. Ağzına ne geliyorsa kitabına da sığdırmış. İlk olarak Corey ile Ash arasında bir şeyler geçmesi, sonrasında Ash ile Wes arasında bir şeyler geçmesi de derken kitapta her an her şey olabilir. Bu kitabında yazar yine absürt komedi yeteneğini kullanarak duygusal sahnelere değinmiş ama bu kitabında o satırlardaki duygu yoğunluğunu kesinlikle daha çok beğendim. Bazı yerlerinde hafif sıkıcı bir havası var ama ana karakter hemen olayları dizmeye çalışıyor. Sonlarına doğru daha da çok beğendim. Herkese hitap eden bir kitap değil. İçeriği, yazarın bel altı espri anlayışı ve bel altı olayları bu kadar sıradanmış gibi yazması kalemini sıyırıyor. Ben eğlenerek okudum ve özellikle sonlarını çok beğendim. Yorumumda değindiğim kısımları dikkate alarak okumaya karar verirsiniz umarım. Keyifli okumalar..
Continue reading Gıcıklar - Jesse Andrews | Kitap Yorumu
,

Buz - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Buz
Orijinal Adı: Iced
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 560
Goodreads Puanı: 4.13/5
Benim Puanım: 3,5/5
Arka Sayfa;
MacKayla Lane yıllarca Karanlık Fae’ye karşı savaştı. Ancak savaşma sırası artık cesur Dani “Mega” O’Malley’de. Dani şimdiye kadar hep kendi kurallarıyla oynadı. Ne var ki devir değişti ve Dani’nin en büyük kuralı, hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapmak! Ender görülen yeteneklere ve gücü tartışılmaz Işık Kılıcı’na sahip olan Dani, kendini Unseelie’lere karşı koruyabilecek az sayıda insandan biri. Yine de beklenmedik bir şekilde buza hapsolan insanlarla çevrili bu yeni dünyada kendini koruyabilecek mi?
Dublin’in en baştan çıkarıcı gece kulübü buzlarla örtülünce, Dani’nin kaderi, kulübün ölümsüz sahibi Ryodan’ın insafına kalacak. Dani bir yandan kurşunlardan, sivri dişlerden ve yumruklardan kaçarken bir yandan da korkunç pazarlıkların ortasına düşüp sevgili Dublin’ini kurtarmak için çaresiz iş birlikleri yapmak zorunda. Yoksa tüm şehri buz gibi bir son bekliyor.
 
Serinin altıncı kitabında Mac ve Barrons'un oldukça arka planda olacağını ve kitabın daha çok Dani ile Ryodan bazlı olacağını biliyordum, öyle de ilerledi. Okumaya ilk başladığım gibi Dani'nin hala 14 yaşında olmasına şaşırdım. Ama diğer türlü yaşı ilerlemiş, aradan seneler atlamış olsalardı Mac ile arasında neler geçtiğini okuyamayacaktık. O yüzden yazar yine her zamanki gibi mantıklı bir şekilde aynı vakit diliminde ilerlemiş. Dani'nin daha ergen, daha tripli bir karakter olmasını bekliyordum ama aksine özellikle de annesiyle geçen küçüklüğüne değinildikçe kendisini daha çok sevdim. Ayrıca beklediğimin aksine daha olgun, duygularını belirtmeyecek kadar sert bir karakterle ilerledi kitapta. Bu kitapta Ryodan ile Dani arasında herhangi bir şey geçeceği ihtimaline bir an kapıldım ama elbette öyle bir şey olmadı. Bunun için kesinlikle Dani'nin biraz daha büyümesini bekliyorum. Zaten Ryodan şerefsizi gidip Dani'nin en yakın arkadaşına yaklaştı kitap boyunca. Ne zaman Ryodan hafiften o kızı korumaya kalkışsa sayfaları yırtmak istedim sinirden.
Bu kitapta ağır boğucu bir hava vardı. Bunun nedeni de yazarın ağır bir ısrarla erkek karakterler arasında asla kimin ağzından neyi okuduğumuzu belirtmemesi. Çoğunlukla bölümün yarısına gelince anca bir şeyler oturdu kafamda. Ryodan sanarak başka bir karakterin ağzından bölümü okuyup güya Dani ile yakınlaştıkları sahnelerde heyecanlandım. Sonra tek bir satırla bunu Ryodan yapmaz diyerek zaten onun olmadığını anlayarak düş kırıklığına uğradım. Ayrıca kitabın gidişatı bakımından benim gözümde kesinlikle sıkıcı bir kitaptı. İlk kitaplarda Mac'le yaşadığımız o aksiyonlu havanın tadı bu kitapta benim için hiç yoktu. İlk kitaplar aşk olmadığı halde fantastik havasıyla kalbimi feth etmişti ama bu kitapta ne aşk var ne de beni heyecanlandıracak olaylar. Genelliğini beğenerek okudum, bazı yerleri çok beğendim, arada bir heyecanlandırmadı değil ama beklediğimin aksineydi. Dani'yi sevmemi sağladığı için artı puan kazandırdı ve söylediğim gibi bazı kısımlarını oldukça beğendimKitabın sonu çok iyiydi ve sıradaki kitabın daha çok Barrons ve Mac odaklı olacağını öğrendiğimden beri Alev için deliriyorum çünkü ikiliyi çok özledim. Sıradaki kitabın yorumuyla görüşmek üzere...
Continue reading Buz - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

Gölge Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Gölge Ateşi
Orijinal Adı: Shadowfever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 790
Goodreads Puanı: 4,46/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
UMUT GÜÇLENDİRİR, KORKU ÖLDÜRÜR
MacKaylaLane, ablası Alina’yla birlikte evlatlık verilip İrlanda’yı bir daha dönmemek üzere terk ettiğinde küçük bir çocuktu. 
Yirmi yıl sonra Alina öldü ve Mac, ablasının katilini bulmak için İrlanda’ya dönmeye karar verdi. Doğaüstü güçlere sahip, lanetlenmiş bir soydan geldiğini keşfettikten sonra ise kendini esrarlı bir geçmişin içinde buldu. İnsanların, binlerce yıldır aralarında gizlenen ölümsüzlerle yaşadığı çatışmanın tam ortasında kalmıştı. 
Mac artık bir yandan acılarına göğüs germeye çalışırken, bir yandan da kendini dünyaları yaratma ve yok etme gücüne sahip bir büyü kitabı olan SinsarDubh’ı ele geçirmeye adamıştı.
SinsarDubh, Mac’i yüzüstü bırakıp sevdikleriyle arasında ölümcül bir patika oluşturduğunda ise avcı, artık av olmuştu. Mac artık kime güvenebileceğini kestiremiyordu. Sürekli rüyalarına giren o kadın kimdi? En önemlisi, bizzat Mac kimdi?
Bu kitap çok ama çok ama çok güzeldi! O kurgunun da, karakterlerin de, arka planında yatan sırların da, ihanetin de, aşkın da, her şeyin hakkını veren bu yazarı ayakta alkışlıyorum. Dördüncü kitabın sonunun beşinci kitapta bu kadar derinlenmesine işlenmesi, Barron'a dair hakkında bir sürü şey öğrenmemiz, Mac ile arasında geçenleri nefesimi tutup okumam; baştan sona tüm kitaba aşık oldum. Son sayfasına kadar bıçak üstü okudum ama son satırına kadar her şeyi çok güzeldi. Nihayet Barron'un kim olduğunu öğrenmekle kalmayıp Mac'in geçmişindeki tüm sır perdeleri de yavaş yavaş gün yüzüne çıktı. Kurgunun hakkını vererek fae aleminde ve o ünlü defterin arkasındaki gerçekler de tek tek ortaya çıktı. Çok kalın bir kitaptı ama keşke hiç bitmeseydi. Zaten ilk yarıya nasıl geldiğimi anlamadım bile. Açıkçası bu kitapta Mac'in Barron hakkında düşünceleri sonucu aldığı karar beni öfkelendirmedi çünkü ulaşmak istediği amaç için yaptıkları acı ama mantıklıydı. Mac'in aklının arka planındaki şeyin gerçek olduğuna asla inanmadım. Bir şekilde her şeyin kesinlikle rayına oturacağını tahmin ediyordum.
Artık Mac'in ablasının cinayetinin gerçeklerini ben bile unutmuştum ama yazar onu da ortaya çıkararak yine takdirimi kazandı. Aklımda soru bırakmayıp, tüm konulara derinliğiyle değinmesine çok sevindim. Bu kitapta hiçbir şeyi yüzeysel işlemedi. Dördüncü kitabın başında okuduğumuz yüzeysel kısımlara dair bu kitapta da hatırlatmalar vardı ve o kısmı o kadar detaylı yazmadığı için yine sinirlendim ama hiçbir ufak eksiklik benim gözümde bu kitabın mükemmeliyetinin üstüne örtü çekemez. Barron'un sırlarını öğrenmekle şok oldum resmen. Kesinlikle böyle bir şey beklemiyordum ve bu tarz bir şeyi hayal gücüne sığdırıp, absürtlüğe kaçmadan kalemine dökebildiği için yazarı yine tebrik ediyorum. Gerçekten çok özleyeceğim bir seri olacak. Beş kitabını da üst üste çok hızlı okudum ama ara veremeyecek kadar bağlandım seriye. Okumak için geciktirdiğim bir seriydi ve iyi ki öyle yapmışım. Karşılaştırabileceğim onca serinin arasından hakkıyla sıyrılabilecek güzellikle mükemmel bir seriydi. İçeriğindeki detaylı yetişkin kısmı nedeniyle kesinlikle belirli bir yaşın üstüne hitap ediyor. Bu konuda dikkatli olmanızı öneririm çünkü yazar seri boyunca hiçbir şeyi yazmaktan çekinmiyor. Sonuç olarak buruk bir vedayla ikiliye hoş çakalın diyorum. Sıradaki kitaplar her ne kadar genel anlamıyla bizim ikiliyi barındırmasa bile yine onlar hakkında bir şeyler okuyabileceğimiz için çok mutluyum. Her neyse, gerçekten rica ediyorum; lütfen bu seriyi okuyunuz.. Elveda Barron :(
Continue reading Gölge Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

Rüya Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Rüya Ateşi
Orijinal Adı: Dreamfever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 448
Goodreads Puanı: 4,43/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Geçmişimi çalmış olabilirler. Ama geleceğimi elimden almalarına Asla izin vermeyeceğim. 
İnsan ve Peri dünyaları arasındaki duvarlar yıkılmıştı. Doymak bilmez, ölümsüz Unseelieler buzdan hapishanelerinden kurtulduğunda, MacKayla Lane ölümcül bir tuzağa düşecekti. Peri Efendisi tarafından esir tutulan MacKayla'nın, kim ya da ne olduğuna dair her şey, zihninden silinmişti. Oysa Mac, Sidhe-kahinlerini görebilen tek kişiydi ve iki dünyayı da kontrol edecek anahtarı elinde tutan gizemli kara büyü kitabının izini sürebilecek tek canlı da oydu...
Hafızasını geri kazanmak, yalnızca ilk adımdı. Mac, Dublin'in mücadele dolu sokaklarında savaşıp eski, gizli bir tarikatın tehlikeli ağına düşecekti. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı peri dünyasında, dostu olduğunu iddia edenlerin karmaşık yalanlarıyla mücadele edecekti. Mac, her şeyini kaybettiğini düşünüyordu ama onu sarsacak bir gerçekle yüzleştiğinde, aslında oyunun daha yeni başladığını anlayacaktı.
Kendine bile güvenmezken kime güvenebilirsin ki?
Üçüncü kitabın şok edici sonunun ardından hemen dördüncü kitabı elime aldım. Üçüncü kitabın sonu sayesinde karakterler ve kurgunun gidişatıyla ilgili bir sürü düşüncem vardı. Kesin bu olayın sonu çok fazla uzar diye tahmin ediyordum fakat üçüncü kitabın sonunda Mac'in başına gelenlerin etkisi dördüncü kitabın dörtte biri kadarını bile kapsamıyor. Kesinlikle Mac'in bu olay sonucu yaşadıklarının daha uzun olmasını beklerdim çünkü yazar üçüncü kitabın sonunda bu olayı öyle bir yazıyor ki artık geri dönüşünün çok zor olacağını düşünüyorsunuz. Sadece bu değindiğim kısım benim için büyük bir boşluk olduğu için kesinlikle gözümde eksikleri olan bir kitaptı. Ayrıca üç kitaptır Mac ile Barron'un arasında bir şeyler geçmesini ümit ederken dördüncü kitabın başlarında Mac'in içinde bulunduğu girdaptan çıkması için Barron'un yaptıkları o kadar yüzeysel anlatılmıştı ki çoğunluğunun hayal veya illüzyon olduğunu sandım. Daha sonrasında gerçek olduğunu nihayet kavradığımda aynı kısımları tekrar okudum ki buna rağmen Barron'la arasında geçenler, detaysız, rüya aleminde gibi yazılmıştı. Bu da sinirlendiğim ve eksik bulduğum bir diğer kısım oldu. Bir de yazarın kitabın ilerisinde Mac'in bu uyuşuk halindeki bodrum odası kısımlarında bizim okumadığımız kısımlara üstünden değinmesi daha çok sinirlenmemi sağladı. Bir zahmet biz de oraları uzun uzun okusaydık olmaz mıydı? Dördüncü kitap da Barron'u oldukça az içeriyordu. İlk kitaplarda değindiğim gibi Mac'in kimseye güvenmemesi ve sürekli çoğu şeyi tek başına yapması yine beğenimi kazandı. Kitabın sonuna gelirsek üçüncü kitap kadar şok olmayı bekliyordum ama o kadar çok şok olmadım. "Kim öldü" diye durup son bölümü bir çırpıda yoğun bir heyecanla okudum. Nihayet EÖ'nün ne olduğu ortaya çıktı, artık rahat nefes alabiliriz. Sıradaki kitapta Barron'a aslında kim olduğunun ortaya çıkacağını bildiğimden ve serideki en kalın kitap olduğu için çok heyecanlıyım.
Continue reading Rüya Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

İntikam Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: İntikam Ateşi
Orijinal Adı: Faefever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 413
Goodreads Puanı: 4.34/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
Tehlikenin farkında mısınız? 
ONLAR her yerdeler!
MacKayla Lane, kız kardeşi Alina’nın intikamını almak için Dublin’in tehlikeli sokaklarında canı pahasına mücadele ediyor.Dokunan herkesin korkunç şeyler yaptığı bir kitabın peşinde, Kelt efsanelerine konu olan yaratıklarla savaşıyor, değişiyor ve yetişkin bir kadına dönüşüyor.Etrafındaki kimseye güvenmiyor. Ne dizlerinin bağını çözen Fae Prensi Vlane’e, ne henüz ne olduğunu çözemediği Barrons’a, ne de kendisi gibi sidhe-kâhini kızları yöneten Rowena’ya. Sadece intikamı, yitirdikleri ve dünyanın kaderi için savaşıyor. Ve oldukça da sağlam dövüşüyor.
O son neydi öyle? Kitabı bitireli iki dakika oldu ve bu şok hislerle yorumumu hemen yazmak istedim. Gerçekten kalbime bir sancı girdi, o son satırla sinirden elim ayağım titredi. Az kaldı gözlerim dolacak. Üzerine düşündükçe kafayı yemek üzereyim. Üçüncü kitabın sonunda birşeyler olacağını biliyordum, şoka gireceğimi de tahmin ediyordum ama bu neydi? İlk sayfadan beri kendimce tahminlerde bulundum ama bunu on sene düşünsem aklımdan geçmezdi. Sanırım bunun nedeni "insan ne okumak istiyorsa onun hayalini kuruyor" diyebilirim. Ben böyle kahrolası bir sahne okumayı aklımın ucundan geçmedi. Bütün hayallerim yıkıldı resmen. O karakterlerle ilgili daha ne umutlarım vardı benim.. şimdi ne olacak? İkinci kitabın yorumunda bu konuda seni övmüştüm ama bu bana yapılır mıydı yazar? Barros ortaya çıksın diye de hiçbir zaman yalvarmadım, her şeyi zamana bıraktım ama böylesi olur muydu?! Kitabın içeriğinden ya da sonundan falan kesinlikle bahsetmiyorum. Bilin ki ne ben böyle bir son okudum, ne siz henüz okudunuz. O kadar net söylüyorum. Hadi hepimize güzel delirmeler. Ben de dördüncü kitabın içine dalmaya gidiyorum.
Continue reading İntikam Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

Kan Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kan Ateşi
Orijinal Adı: Bloodfever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 288
Goodreads Puanı: 4.31/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olan KAREN MARIE MONING, New York Times, USA Today ve Publishers Weekly'nin en çok satanlar listelerinde yer alan Ateş Dizisi'nin ikinci romanı
Kan Ateşi ile yeniden okurlarıyla buluşuyor.
Kan görmekten korkar mısınız?
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır...
MacKayla, Jericho Barrons ile beraber yaşamaya başlamıştır. Hem fiziksel olarak, hem de ruhen o kadar çok değişmiştir ki kızının peşine düşen ve onu ararken perişan olan babası bile Mac'i tanıyamaz.
Karanlık, gölgeler, çeteler ve sonu gelmeyen birçok cinayet ile artık her şey daha çok içinden çıkılmaz hale gelir. Güvenlik güçleri her konuda Mac'ten şüphelendikleri için her an onun peşindedirler. Mac'i takip eden sadece polis değildir. Zaten cevapsız sorular da işte tam burada başlar.
Net olan tek şey, Mac'in artık kan görmek istememesidir..
İlk kitaptan kurguya bayılıp bitmiştim ve ikinci kitapta da öyle devam etti. İlk kitapta ortaya çıkanlar ve yaşayan doğa üstü canlıların serinin devam etmesiyle yüzeysel işlenmemesini çok beğendim. Aşk yine arka planda bırakılmıştı diyeceğim ama zaten ortada bir aşk henüz filizlenmedi. O yüzden Barron'u bu kitapta ne zaman görsek "oh şükür" deyip durdum. Mac bu kitapta biraz daha kendi başına takılıyor ve mantıklı bir şekilde kimseye güvenmemeyi kafasına koyuyor. Kitabı genel olarak tabii ki yine çok beğenerek okudum. Kız kardeşinin ölümünün sır perdesinin aralanmasıyla doğa üstü dünyanın gerçekleri seriye daha çok döküldü. Sonlarında Mac'in gördüğü zarar karşısında yaptıkları yine ne kadar güçlü bir karakter olduğunu kanıtladı. Barron hakkında "Allah razı olsun" zerre bir şey öğrenemeden geçirdik ikinci kitabı da -ki bunun daha uzun süre böyle gideceğini de biliyorum artık.- İkinciyi bitirdiğim gibi de üçüncüyü elime aldım. Bu kitapla birlikte yazarın kaleminde övmek istediğim bir kısım daha ortaya çıktı. Kadın her şeyi nasıl olması gerekiyorsa öyle yazmış ve hislerin abartısında ya da detayında hiç çekinmemiş. Serinin içeriğinin yetişkin türüne giren kısmını kast ediyorum.
Yazar Mac'in ya da herhangi bir karakterin şehvete yaklaşmasını üstünden işlememiş. "Ben bu türü olduğu gibi yazarım" diyerek istediği kadar detaya girmiş. Fantastik türüne hitap ettiği için açıkçası bunu beklemiyordum ama resmen "herkes gerektiği yaşta okusun o zaman" diyerek kurgunun içine V'lane diye bugüne kadar okuduğum en değişik ölümcül özelliğe sahip fae'yi koymuş. Ve bu V'lane'nin Mac'e yaptırdıklarını da hiçbir çekince olmadan yazmış. Bu kısmı takdir ediyorum çünkü fantastik türde bu değindiğim şey de çok ince bir çizgi üzerinde. Çoğu yazar türünden ötürü elbette bunda detaya girmiyor ama bazı yazarlar detaya girmiş gibi görünüp süslü kelimelerle gereksiz yere uzatıp duruyorlar. Bu yüzden Karen Marie Moning'in nasıl istiyorsa kalemine öyle dökmesine sevindim. Eleştirebileceğim bir kısım da keşke yazar fae ile diğer canavar türü olan canlıları biraz daha keskin bir dille ayırt etseydi. Hala V'lane'i okurken aklıma Gri Adam gibi bir şey geliyor ve bu beni rahatsız ediyor. Prens olduğu için muhtemelen insana benziyor fakat ilk baştaki izlenimimden ve henüz okuduğum fae'lerin davranışlarından ötürü aklım hep tuhaf canlılara kayıyor. Umarım üçüncü kitapta bu konuda hayal gücümü geliştiririm. İntikam Ateşi'nin yorumuyla görüşmek üzere. Ayrıca rica ederim bir an önce seriye başlayınız.
Continue reading Kan Ateşi - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

Karanlık Ateş - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Karanlık Ateş
Orijinal Adı: Darkfever
Yazar: Karen Marie Moning
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 344
Goodreads Puanı: 4.14/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
Karanlıktan korkar mısınız?
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve yeri geldiğinde insanlar gördüklerine de inanmamalıdır...
Güzel, akıllı ve normal biri olmak, görünürdekinin gerçeğini ortaya çıkarmaya yeter mi bilinmez ama MacKayla bu özelliklere sahip bir kadın olarak “gerçekler” için çaba sarf edecektir.
Tek amacı, diğer tüm normal insanlar gibi mutlu ve sade bir hayatı varken kardeşinin öldürülmesi ile mantıklı bir açıklama getiremediği tuhaflıklara son vermekti.
Anne ve babasına olan sadakatini çiğneyerek kardeşinin katilinin peşine düşen Mac, İrlanda’ya gider. Çıktığı yolculuk, onu hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, iyi ile kötünün aynı derecede tehlike yarattığı karanlık bir dünyaya sürükler. Kısa süre içerisinde ise daha da büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalır: Sahip olduğundan haberdar bile olmadığı gücünü – insanlık âleminin ötesindeki, tehlikeli Fae âlemini görebilme yeteneği – kullanmayı öğrenir ve istenilenden çok daha uzun bir süre hayatta kalmayı başarır.
Her hareketi, geçmişi olmayan ve Mac’in hayal ettiği gelecekle alay eden bir erkek olan karanlık ve gizemli Jericho tarafından gölgelenir… 
Uzun zamandır aklımda olan ama geciktirdiğim bir seriydi. Yazarın historical türünde yazdığı kitaplara göz gezdirmiştim ama pek ilgimi çekmediği için onları da tam anlamıyla okumadım. Ateş serisi hakkında hep övgü dolu yorumlar duydum ve seveceğimi biliyordum fakat her seferinde önceliğimi başka kitaplara verdim. İyi ki de öyle yapmışım! Bu seriyi bu kadar geç okuduğum için gerçekten çok mutluyum çünkü onca kitap ve seri bitirdikten sonra bu seriyi hem kitaplar konusunda deneyimli olarak hem de karşılaştırma yapabileceğimi onca kitap varken okumaya başlamış oldum. Öncelikle kurgusu MUAZZAM! Fantastik kısmının doğa üstü olaylara dayanması pek ilgimi çekti diyemem çünkü ne zaman böyle bir konuya sahip bir seriye başlasam benim için çok ince bir çizgide ilerlediğinden dolayı absürtlüğe kaymamasını dilerim. Bu seride yazar deneyimli kalemini her satırla kanıtlamış. Onca canavar, fae ve doğa üstü bir sürü türden canlı okuyoruz fakat yazar bunların hiçbirini öylesine seriye katmamış. 
Tek anlamıyla tüm bu canlılar serinin içinde yaşıyor. İlk başta deyinilip daha sonrasında konunun başka olaylara kaymasıyla asıl kurgunun içeriği asla unutulmuyor. Ayrıca kaleminin önünde eğilmek istiyorum çünkü bunu artık çok az yazar başarabilirken kendisi bunu yıllar önce yazabilmiş. İlk kitapta asla aşk, fantastik kurgunun önüne geçmiyor. Kitabı biraz detaylı okuduğum ve ardımda onca seriyle karşılaştırabileceğim için yorumum biraz uzun olacak. Mesela kız karakteri barbie gibi tanımlayan ve neşe saçan, pembe giyinmeye baylan, ojelerinden vazgeçmeyen bir kadın olarak yazmasına bayıldım. Çünkü kız karakterin içine kapanık, herkesten uzak duran sessiz tiplemelerini o kadar çok okudum ki yazarın bunun klişeye kaymayacağını düşünerek bariz bir şekilde kalemine dökebilmesini çok beğendim. Ayrıca yazarın kız karakterin baş erkek karakterlerle bir araya gelmesi için çabalamaması ayrı harikaydı. Kız karakterin başına ağır bir olay geldiğinde "şimdi erkek karakter bunu avutur" diye tahmin ettiğim yerler oldu çünkü bu olayın geçtiği onca kitap okudum fakat bu kitapta Mac ne yaşarsa kendi içinde yaşıyor. Acısını kendi içinde yaşayıp hiçbir üzüntüsünü gidermek için kimseye muhtaç duymuyor. Anlayacağınız böyle uzun serilerde her zaman ilk kitapta kız karakter aşırı zayıf olur ve sıradaki kitaplara geçtikçe o kızın daha da güçlenmesini okuruz. Ama aksine bu serinin ilk kitabında Mac zaten güçlü, korkusuz bir barbie bebek. Yazarı bu orijinalliği için alnından öpüyorum. Dillere destan erkek karaktere gelirsek daha kitabın yarısına gelmeden tutuldum kendisine. Mac'ı hunharca sarstığında ve bundan zırnık pişman olmadığında, daha sonrasında aralarında geçen şeylerin asla yakınlığa dökülmemesiyle "işte adam gibi adam" dedim. Kendisinin geçmişini, ne olduğunu, neyin nesi çıkacağını deli gibi merak ediyorum fakat beni ağır bir sabır bekliyor. Daha değineceğim kısımlar var fakat birkaç düşüncemi de sıradaki kitap yorumuma saklıyorum. İlk kitap kurgu olarak tabii ki çok güzeldi, yalnızca biraz kısa ve henüz mükemmel olmadığı için puan kırıyorum. İkinci kitabın yorumuyla görüşmek üzere..
Continue reading Karanlık Ateş - Karen Marie Moning | Kitap Yorumu
,

Gece Avı - Robert Bryndza | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Gece Avı
Orijinal Adı: The Night Stalker
Yazar: Robert Bryndza
Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 384
Goodreads Puanı: 4.23/5
Benim Puanım: 4/5
Arka Sayfa;
BUZDAKİ KIZ’ın çoksatan yazarından tüylerinizi diken diken edecek kan dondurucu bir gerilim.
Londra’yı bir sıcak hava dalgası vurmuştu. Bu sıcağın ortasında Dedektif Erika Foster’a bir cinayet ihbarı gelmişti. Cinayet mahalline geldiğinde karşısındaki kurbanın başına bir poşet geçirilerek boğulmuş, çıplak bir şekilde yatağına başlanmış bir adam olduğunu gördü.
Birkaç gün sonra aynı şekilde öldürülen bir kurban daha bulundu. Erika ve ekibi cinayetin derinine inmeye başladıklarında, cinayeti işlemeden önce her şeyi en ufak detayına kadar hesap eden bir katille karşı karşıya olduklarını anlamıştı.
Kurbanların hepsi, bekâr ve kendi başlarına yaşayan erkeklerdi. Geçmişleri neden sırlarla örtülüydü? Onları katile bağlayan şey neydi?
Şehirde sıcaklık artarken, Erika Foster daha fazla kişi ölmeden Gece Avcısı’nı bulmakta kararlıydı. Kendi işini tehlikeye atması gerekse bile. Katil bir tek kurbanlarını izlemiyordu… Erika’nın kendi hayatı da tehlikedeydi.
Yazarın serideki ilk kitabı olan Buzdaki Kız'ı bir tık daha fazla beğenmiştim. Bunun nedeni de katilin kim olduğuna dair şüpheli ağların heyecanının son bölüme kadar okuyabilmemizdi. Bu kitabında ise seri katilin kim olduğu ortalarda açığa çıkıyor; geriye de onu bulmak kalıyor; tabii bu da imkansız gibi bir şey. Kitabı genel havasıyla çok beğendim ama gözümde birkaç noksanlığı yok değil. İlk olarak katilin bu kadar mükemmel bir gizlilikle ve arkasında zerre ipucu bırakmadan cinayetleri işlemesinin biraz üstünden geçildiğini düşündüm. Kimse nasıl bu kadar mükemmel cinayet işlediğine dair soru işaretleriyle belirmedi kitapta. Bunun yanı sıra keşke cinayetlerinin arka planının heyecanı daha da sonlara saklansaydı. Bunun dışında elbette ürpererek okuduğum bir roman oldu. Özellikle de cinayette kullanılan intihar poşetinin düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor. Kitabı okuduğum süre boyunca sürekli arkama bakıp durmak uzun bir süre huy oldu. Hatta kulak izinin ortaya çıktığı yerde aynı baş karakter Dedektif Erika gibi ben de ürperip durdum. Çok fazla gerilim-polisiye tarzı okumasam da yazarın hem bu heyecanlı tadı, hem de karakterlerin iç dünyasını yetenekli bir kalemle yazdığı kanısındayım. Ne zaman Erika'nın kocasıyla arasında geçenlere değinilse benim de hüzünlenmemi sağlıyor. Ayrıca yazarın kaleminde en çok beğendiğim kısımlardan biri hiçbir şeyin el bebek gül bebek olmaması. Soruşturmanın içindeki en büyük isim olan dedektifin de katille tehlikeli bir yakınlaşmaya girmesi romanlarını daha gerçekçi kılıyor. Serinin sıradaki kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum. Keyifli okumalar dilerim..
Continue reading Gece Avı - Robert Bryndza | Kitap Yorumu