12 Ocak 2020

,

Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası | Taylor Jenkins Reid

Kitap Adı: Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası
Orijinal Adı: The Seven Husbands of Evelyn Hugo
Yazar: Taylor Jenkins Reid
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 432
Goodreads Puanı: 4.32/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Hollywood’un en parlak ikonlarından olan Evelyn Hugo, şaşaalı ve skandallarla dolu hayatıyla ilgili gerçekleri anlatmaya nihayet hazırdı. Fakat bunun için tanınmamış bir muhabir olan Monique Grant’i seçtiğinde, buna ne iş ne aşk hayatında başarılı olabilmiş Monique’ten daha fazla kimse şaşıramazdı. Ancak Evelyn’in neden onu seçtiğine kafa yormaktansa bunu bir sıçrama tahtası olarak kullanmanın tam sırasıydı. 
Evelyn, kendisini 50’li yıllarda Los Angeles’a sürükleyip 80’lerde şov dünyasından ayrılmasına yol açan sebepleri ve tabii ki bu süreçteki yedi evliliğinin ardındaki sır perdesini kaldırırken, büyük yasak aşkların ve onulmaz hırsların gerçek yüzü ortaya çıkacaktı. Efsanevi yıldızla arasında bir bağ kurulurken Monique, kendi yaşamını da yepyeni bir bakış açısıyla gözden geçirmek zorunda kalacaktı.
Taylor Jenkins Reid'in daha önce Başka Bir Hayatta kitabını okumuştum ve özgün kurgusuna bayılarak favori yazarlarım arasına girmişti. Bu kitabını ise çok uzun zamandır İngilizce okumak istiyordum çünkü yazarın daha önce kaleme aldığı kitapları sollayarak inanılmaz okunup beğenilen bir kitaptı. Fakat İngilizce okumaya bir türlü fırsatım olmadı ve bir anda kitabın çevrilip elime geçtiğini görünce okumak için deli gibi sabırsızlanıyordum. Elime alıp başından kalkamayacağım akıcılıkta bir roman olduğuna adım gibi emindim ve öyle de oldu. Kitabın konusuna ufacık değinirsek; Evelyn Hugo 1960ların sineması kuşağında bir dünya starıdır fakat filmleriyle adını tarihe kazıdığı kadar yedi kere evlenmesiyle de popülerliğine popülerlik katmıştır.
"Tek istediğim gerçekten benim olmandı. Ama sen asla benim olamadın. Ben her zaman senin yalnızca bir parçanla yetinmek zorunda kaldım. Dünya da diğer yarısını aldı."
Evliliklerinin içeriğine dair bugüne kadar hiçbir detay vermeyen Evelyn işinde yükselmek isteyen ve serbest yazar olmak isteyen sıradan bir yazar olan Monique'ye tüm hayatını anlatmaya karar verir ama kitabı ilk baştan ilgi çekici kılan ise Evelyn'in ya Monique'ye ya da başka kimseye hayatını anlatmama kararıdır. Böylece Evelyn'in küçüklüğünden günümüze uzanan hayatını dinlemeye başlıyoruz. 1960lı zamanlarının ünlülerinin neden bu kadar çok boşanıp evlendiklerine her karşılaştığımda çok şaşırıyordum, bu kitapla beraber merak ettiğim bu sır ortaya çıkmış oldu. Evelyn Hugo'nunsa ilk evliliğinden sonuncusuna kadar her birinin yaşantısı şok edici olaylar ve nedenler içeriyor. Evelyn'in sıra dışı hayatı üzerinden kitap ilerlerken bir yandan da anlattıklarının nihayetinde Monique'in ondan nefret etmesini sağlayacak bir neden yatmaktadır. Böylece röportajları hız kesmeden ilerlerken bir yandan da Evelyn'in hayatının Monique ile ne gibi bir ilgisi olabilir diye tahminler kafamda uçuşup duruyordu. Sonunda Evelyn'in hikayesi bittiğinde ve Monique ile bağı ortaya çıktığında yazar yine beklenmedik bir şekilde şaşırtmayı başardı. Evelyn ile kızının ilişkisi sonucunda ise gözyaşlarımı tutamadım.
Bir diğer yandan eleştirebileceğim kısımsa her ne kadar Evelyn'in hayatı soluksuz anlatılıyor ve kesilmesini hiç istemeyeceğim kadar akıcı ilerliyor olsa da Monique biraz pasif bırakılarak onun hakkında çok az şey öğrenebildik. Hatta bazen Monique'nin kişisel hayatına hiç girilmeyip baştan sona kesintisiz Evelyn'in hayatını okusaydık hiç sırıtmazdı diyebilirim. Kitap gerçekten harikaydı, roman severlerin bayılacağı türdendi. Sizleri bilgilendirmek adına kitabın lgbt temalı olduğunu da söyleyeyim, bu konu üzerinden ilerleyen bir kitaptı. Evelyn'in yaşadığı aşk ilişkileri, kurduğu unutulmaz dostlukları ve sona yaklaşırken üzerinde durduğu pişmanlıklarıyla gerçekten uzun süre unutmayacağım bir kitap oldu. Sizlere de keyifli okumalar dilerim..




Continue reading Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası | Taylor Jenkins Reid

26 Ekim 2019

Bu Sene Neler Yapıyorum?

Böyle bir yazıyı yazmak uzun zamandır aklımda vardı ama planlarım sürekli değişkenlik gösterdiği için bu senenin programı hali hazırda bir yerine otursun öyle burada gitmek istediğim kursları, programları ve hedeflerimi yazmak istedim. Öncelikle bildiğiniz üzere geçen sene Tekstil ve Moda Tasarım bölümü için uzun soluklu ve gayet boğucu bir üniversite hazırlık dönemi geçirdim. Sonucu üzücü olsa da ben yine de sosyal hayatımı neredeyse sıfıra indirerek sınavlara hazırlandım. Böyle olunca bu kış benim için o kadar değerli oldu ki bir an önce neler yapmak istediğime karar vermem gerekiyordu. Önce İngilizcemi daha ileri seviyeye taşımak için Dialouge kursuna başvurdum, almam gereken son iki kur vardı ama sonrasında Dialogue'a gitmeyi bazı sebeplerden ötürü geciktirdim. Ve tabii ki bu sene için şu anda yaptığım mesleğim olan özel dikim terziliğini öğrenmeme katkısı olan İsmek kurslarını tabii ki es geçemezdim. Blogumdaki yazılarda da gördüğünüz kadarıyla mutfağa da aşırı bir merakım ve el yatkınlığım var. Ben de aşçı çırağı tarzı kursları araştırdım fakat çok uzun süreli ve haftanın çoğunu kapladığı için pasta kurslarından vazgeçtim. İngstagram'da takip ettiğim birkaç hesabın sürekli muhteşem ekmekler pişirmesine uzun zamandır çok özeniyordum. Ekmek yapım workshoplarına katılmayı da çok istiyordum ama sadece iki günü için bin lirayı aşkın ücret isteyen kurslara pek sıcak bakamadım. Böyle olunca ben de bir süredir aklımda olan ekşi mayalı ekmek yapımını öğrenmek için İsmek'in Ekşi Maya Workshop ve Butik Artisan Ekmekçilik adlı bir buçuk aylık kurslarına kayıt oldum. Bunun yanı sıra da ikinci dönem için uzun zamandır öğrenmek istediğim ve kültürü hakkında aşırı meraklı olduğum Japonca'ya yazıldım. Ekmek kurslarına kayıt oldum ama mülakatı geçtikten sonra kaydım asile dönüşeceği için bloguma da bir şeyler kesinleşene kadar yazmak istemedim. Bir diğer geçen seneden devam ettiğim Tezhip kursuna da cumartesi günleri devam etmeye haftaya başlayacağım. Tezhip kursunda artık renkli boyalar kullanacağımız için şimdiden heyecanlıyım.
Peki ekmek kursları dışında neler yapıyorum? Öncelikle ekmek kursları gerçekten aşırı keyifli ve yaptığımız tüm ekmekler çok lezzetli. Eve haftada dokuz ekmek getirdiğim oluyor ve hepsi hazır fırınlardan aldıklarımız kadar lezzetli ve çok sağlıklı oluyor. Elbette kendi ekşi mayamı oluşturmayı öğrendim ve onun bakımıyla uğraşıyorum. Ekmek kurslarına gitmeye karar verdiğimde ilk niyetim kendim ve ailem için öğrenmekti ama sonrasında kurstan ekmekleri etrafa dağıttıkça sipariş almaya da başladım. Kurs bitiminden sonra evde pişirmeyi de biraz geliştirirsem evden de sipariş ekmek yapacağım. Her neyse, bir diğer aklımdaki şeyse bu sene pratik Arapça öğrenmek. Ortanca kız kardeşimin ciddi anlamda ileri derecede Arapçası var ve ben de onunla ufak bir anlaşma yaptım. Ben ona bir parça diktiğimde ne kadar saat veriyorsam o da bana karşılığında o kadar Arapça pratik ders verecek. Bunu ilk üç hafta çok güzel yaptık ve o da kendini dil öğretme konusunda geliştirdi. Fakat her sene olduğu gibi bu sene de sene başı adapte problemi yaşıyorum, bir dahaki ay düzeleceğini bildiğim için bir dahaki ay dersleri daha güzel bir düzene oturtacağım.
Ve tabii ki aktif bir şekilde kitap okumaya geri döndüm ama öyle kuru kuru dönmedim. Geçen senenin açlığıyla bir sürü etkinlik oluşturdum. Bookstagram hesabımdan iki adet okuma etkinliği kurdum. Bu etkinlikliklerde her ay bir tane Türk edebiyatı, bir tane de dünya klasiklerden okuyup booksgram hesaplarımız üzerinden yorumluyoruz. Beni asıl heyecanlandıran okuma etkinliğiyse bu sene kurduğum kitap kulüpleri! İlk kurduğumun üyelerini ben belirlemiş gibi oldum ama öyle tatlı bir ortam oldu ki buluşmaları dört gözle bekliyorum. Bibliyofil Kitap Kulübü'mde her ay bir ya da iki kitap belirleyip ayrıca bir de sanat filmi izliyoruz ve buluştuğumuzda bunlar üzerine bolca konuşuyoruz. Diğer kitap kulübümü ise arkadaş ortamımla kurdum. O kulübümde ise her ay bir tane Türk edebiyatından ünlü bir ismin kitabıyla, daha İslamı konu bazlı kitaplar okuyoruz. Mesela ekimin kitapları Puslu Kıtalar Atlası ile İslamın Dirilişi..
Bunun dışında bu sene kendime büyük bir hedef koydum. Şu anda geçen seneden dikiş dikmemi bekleyen arkadaşlarımın siparişlerini yetiştirmeye çalışıyorum. Ayrıca yeni girdiğim ortamlarda ya da diktiğim parçaları giyen arkadaşlarımın reklamları sayesinde yeni müşteriler ediniyorum. Tabii ki kendime de bol bol dikmeye çalışıyorum, bendeki hayal gücü asla suyunu çekmiyor. Bu sene istediğim bölümü tutturamayınca ben de ailemin yardımıyla kendi modellerimi fason bir atölyeye diktirip bir marka kurma kararı aldım. Bu işte en başta çok hevesli ve heyecanlıydım ama sonrasında bir araştırma yapınca yüklü miktarda bir meblağa ihtiyacımız olduğunu fark ettim. Ayrıca annem bana sürekli dikim sektörünün arka planını öğrenmem gerektiğini söylüyor. Dikim sektöründe özellikle özel dikim yapıyorsanız en çok istek abiyede olduğu için ben de annemin de mantıklı ısrarıyla ekmek kurslarım bittikten sonra part-time çalışabileceğim kendi dikim ve kesim atölyesi olan, kalıplarını, haute coutre nasıl çalışıldığını yakından izleyebileceğim bir gece elbisesi&gelinlik dikim atölyesine girmek istiyorum. Böylece hem markam için ihtiyacım olan meblağı biriktirmeye başlarım hem de çok merak ettiğim sektörün arka planını incelemiş olurum. Açıkçası bu çalışma işinde hala kesin emin değilim çünkü yerinde duramayan bir insanım ve bu sene daha gitmek istediğim başka sanat kursları var. Özellikle bir arkadaşımın önerisi olan seramik kursuna gitmeyi çok istiyorum. Kendi kafama göre bir atölye bulabilirsem belki çalışırım diyorum ama zora gelmeyeceğimi de biliyorum. Geçen sene sosyal hayatım bu kadar kısıtlanmışken bu sene de aynı şeyleri yaşayamam.
Bunların dışında bu sene farklı seminerle katılmaya çalışıyorum. Bisav'ın güz seminerlerinden iki tanesine yazıldım. Bunun dışında düzenlenen sergilere de gitmek istiyorum ama ekmek kursları beni biraz engelliyor. Ve son olarak önümüzdeki sene üniversite sınavını tekrar deneyeceğim. Bu sene ikinci dönemde aralıklarla ders çalışarak aklımdaki birkaç bölümden birini tutturmaya çalışacağım. Kendimi belirli bir seviye çerçevesinde her geçen sene geliştiriyorum ama akademik alanda eksikliğim olmazsa olmuyor. Bu yüzden sanat tarihi, sosyoloji, Fransızca tercümanlık, Türk dil edebiyatı gibi birçok bölüm var aklımda. Tekstil ve moda tasarım için özel bir üniversitenin sınavına ikinci kez girmeyi de düşünüyorum. Hiç biri olmazsa da artık açıköğretimden bir şeyler yazmaya çalışacağım. Çünkü bu sene hangi geziye katılsam, nereye gitmek istesem önüme öğrenci indirim engeli çıkıyor, böylece toslayıp yetişkin ücret ödemek zorunda kalıyor.
Bu seneyi gerçekten dolu dolu ve çok güzel geçirmek istiyorum. Aklımda bir English Speaking Club projesi de vardı ve bazı ayarlamalar yapıldı ama tam rayına oturmuş değil o etkinlik. Umarım bu sene Tüyap kitap fuarında da çalışabilirim, o ortamı çok ama çok özledim. Hem de kendime yeni ve ultra sessiz bir dikiş makinesi almak istediğim için harçlığa ihtiyacım var. Evet, bu sene yapmaya niyetlendiklerim bu kadarcık.. Umarım size de ufak bile olsa ilham olabilmişimdir. Kendim çok alanlı bir insan olduğum için benim gibi her şeye yetişen insanlarla çok karşılaşmıyorum ve bu sene cıvıl cıvıl hissediyorum kendimi. Kumaşlarla, fırçalarla, yeni öğrenilecek dillerle, kitaplarla, buluşmalarla sarılı olmak harika bir duygu. Bu sene muhtemelen şu anki yapmayı düşündüğüm bazı şeyler değişecek ama değişmeler olursa ya da beni çok sevindiren bir şeyler tekrar bir blog yazısı kaleme alırım.










































Continue reading Bu Sene Neler Yapıyorum?

19 Ekim 2019

,

Değersiz Bir Hayat - Hanya Yanagihara | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Değersiz Bir Hayat
Orijinal Adı: A Little Life
Yazar: Hanya Yanagihara
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 864
Goodreads Puanı: 4.30/5
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Üniversiteden tanışan dört erkek arkadaş: Nazik, yakışıklı ve oyunculukta kariyer yapmak isteyen Willem. Sanat dünyasına hızlı bir giriş yapmak isteyen, zeki ama bazen kalpsiz davranabilen JB. Hayallerini gerçekleştirememiş, aileden zengin mimar, Malcolm. Bu arkadaş grubunun merkezinde duran, tam bir kapalı kutu olan avukat Jude. Yıllar içinde dörtlünün dostlukları bağımlılık, şöhret ve kibirle dönüşür ve derinleşir. Üç arkadaşın karşılaştıkları en büyük zorluk, hem bedensel hem de duygusal olarak ağır yaralı arkadaşları Jude’un yanında yer almak olacaktır. Jude’un üstesinden gelemediği çocukluk travmaları tüm yaşamını etkileyecek ve dostları onu hayatta tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Dostluk, aşk, kalp kırıklığına dair dokunaklı, müthiş bir hikâye...  
İlk patladığından beri hep İngilizce okumak istediğim bir kitaptı. Ama İngilizce okuyacağım kitaplara Türkçe okuyacaklarım kadar hızlı atılamadığım için hep ertelemiştim ve birkaç yıl sonra çevrildiğini görünce hemen okuma listeme ekledim. Daha çevrilmeden önce bile insanların nasıl deli gibi övdüğünü görmüştüm ve sadece kapağıyla bile içinde nasıl bir hüzün barındırdığına dair ikna eden bir kitaptı. Beni acı dolu bir girdabın beklediğini bildiğimden resmen derin bir nefes alarak kitaba başladım. Ayrıca gerçekten çok uzun da bir kitaptı ki yine de 860 küsur sayfa olmasına rağmen ben çok kısa sürede okudum çünkü elimden ciddi anlamda bırakamadım. Kitabın sadece arka kapağını okumak bile karakterleri aşırı merak etmemi sağlamıştı. Hadi Willem, Malcolm ve JB karakterleri neyse de Jude nasıl bir karakterdi ki bu arkadaşlık çemberi onu hayatta tutmak ve geçmişini aydınlatmak için kendilerinden feragat edeceklerdi? Daha ilk sayfalarda bile Willem'in alçakgönüllü tavrına, Jude'un naif tarafına bayıldım. Malcolm ve JB'yi sorarsanız o konuda yazarı ciddi anlamda eleştirmeliyim çünkü orijinal kitap kapağında bile dört karakterden öyle bir söz ediliyor ki sanki en başında nasıl dördünü detaylı okuduysak kitabın sonuna kadar dördü bir arada olacaklar ya da bir arada olmasalar bile yazar her birinden tek tek söz edecek sanıyorsunuz ama çok kısa bir süre sonra sadece Willem ve Jude'un dostluğunu okumaya devam ediyoruz. JB yine ilgiyi biraz üstüne çekerek hikayeye arada sırada dahil oluyor ama Malcolm'un resmen hakkı yenmiş. Oysa ilk başlarda onun bakış açısından birkaç bölüm okuduğumda hayatı nasıl devam edecek çok merak etmiştim. Bu dörtlü karakterler için en net şunu söyleyebilirim ki; Jude'un bizim okuduğumuz günümüz kısmına gelene kadar geçmişe dokunulduğunda Malcolm ve JB'ye çok fazla değiniliyor fakat sonrasında ikisi birden silikleşiyor. Bu da kitapta büyük bir kurgu hatasına yol açmış.
Kitabın kendi haline dönersek bir kere bu kitabı gerçekten kalbi kaldıramayan kesinlikle okumasın. Eğer okuduğunuz karakterle kendinizi içselleştiriyor ve empatinin dozunu biraz kaçırıyorsanız kesinlikle sağlam bir kalbe sahip olmak zorundasınız. Bugüne kadar birçok kitap okudum ama hiçbirinde bu kitaptaki gibi artık yazılan acı dolu satırlara dayanamayıp kitabı bir kenara bırakıp ara verdiğim hiç olmadı. Açıkçası bana sorarsanız yazarın mazoşist bir kalemi olduğunu inkar edemeyiz. Jude gibi geçmişi gerçekten çok büyük acılarla dolu bir karaktere günümüzde de bunca fenalığa boyun eğmesini sağlayan bir yazarın kalemini ağzım açık okudum. Artık feraha, mutluluğa ulaşmasını beklerken Jude'un daha da dibe çökmesini okumak içimi inanılmaz bir daralmayla doldurdu. Kitap boyunca kesinlikle her okurun merak ettiği en net şey Jude'a neler olduğuydu ve tüm geçmişi ortaya çıkınca aslında bunları keşke öğrenmeseydim diyecek kadar mahvoluyorsunuz. Kitap ilerledikçe Jude'un özellikle hayatında hiç yaşamadığı anne-baba ilişkisi ilk defa tatmasını ve çocukluğunda hiç yaşamadığı şımarıklığı ilk defa yetişkinliği bile geçmiş bir yaşta yaşamasının sıcaklığı okurken beni mahvetti. Birçok yerde gözlerim dolsa da birkaç bölüm kadar sürecek şekilde ağlamam bir kez oldu. Onun dışında okuduklarımın etkisiyle sarsılırken hüzne boğulup ağlamak yerine o hüznün keskinliğiyle öfkem daha da arttı.
Okumak konusunda ufak bir adapte sorunu yaşadım ki o da karakterleri on sekizlerinde tanıyıp altmış yaşlarına kadar okuyor olmaktı. Benim kafamda hep hazır biçilmiş bir Jude ve Willem suratı vardı; o yüzden ne zaman onları kırkını dayanmış karakterler olarak okumaya çalışsam hayal gücümde bir şeyler birbirleriyle çatıştı. Kitap boyunca Jude ile empati kurmanın yanı sıra nasıl bir insan böyle şeyleri düşünür ve kaleme alır diye yazar üzerine de uzun süre kafa patlattım. Kitabı çok severek okudum demek doğru bir tabir olmaz çünkü insanın sevineceği veya mutluluk duyacağı satırlara çok az rastlanan bir kitaptı. Daha çok etkileyici bir şekilde okuru mahvetmeye kurulmuş bir bomba gibiydi. Büyük bir heyecanla okuduğum ve hiç unutmayacağım bir kitap oldu. Sanki gerçekten yaşamış gibi aklımın hep bir köşesinde Jude diye bir karakter belki sonsuza dek yerinde duracak. Tüm kitap boyunca o sayfaların içine uzanıp bir karakteri avutmayı hiç bu kadar istememiştim. Aslında bir yandan da kitaptaki tüm karakterler de başından sonuna kadar bunun için uğraşıyordu. Ve son olarak bence bu kitap hayatın gerçekleri hakkında bir tokat gibi acı ve keskin. Geçmişte hatta geçmişin daha da gerilerine gidersek çocuklukta yaşanan bazı olayların telafisi olmadığı, insanın ruhuna, zihnine, duygularına, kişiliğine nasıl büyük zarar verdiğini ve öyle filmlerde gördüğümüz gibi büyüdükçe ya da yetişkinliğe ulaşıldığında geçmişin zehrinden kolay kolay hatta belki de hiç kurtulunmadığını göstererek hayal gücümüzde canlanan pembe rüyayı alaşağı ediyor. Belirttiğim gibi kaldırabilecek okurların okumasını öneririm. Benim asla unutamayacağım bir kitap olacak, bakalım sizde nasıl bir iz bırakacak..
Continue reading Değersiz Bir Hayat - Hanya Yanagihara | Kitap Yorumu

28 Eylül 2019

• Ufkumu Açan Kitaplar •

Merhabalar! Arada hülyalara dalıp blogumda sırada neler yazsam diye düşünüyorum ve başka başka fikirler keşfediyorum. Sırada kaleme alınmayı bekleyen yazılar olsa da önceliği bu yazıya verip taze taze bu güzelim kitapları listelemek istedim. 2016 yazından beri aktif bir şekilde kitap okuyorum ve bir okur olmanın o yazdan bugüne kadar beni nasıl geliştirdiğini kendim çok net bir şekilde deneyimledim. Sadece kişiliğim, dünyaya bakışım, bilgi birikimi olarak bana apayrı şeyler katarken bir yandan da okur olarak okuma kalitemi belirli bir seviye nasıl yükselttim, nasıl daha farklı türlere yoğunlaştım bu serüveni sizlere de sunmak istedim. Beni kitap hesabım harmonyofbooks'dan takip edenler yazıyı okursa adeta hesabımda bir yolculuğa çıkmış gibi hissedecekler. Özellikle Türk edebiyatı ve ağır klasikleri okumaya önceden benim gibi ön yargılıysanız ya da genç yetişkin, fantastik okumaktan asla vazgeçemem diyorsanız umarım bu yazım size bir şeyler katar.


• Çılgın Kalabalıktan Uzak | Thomas Hardy •
Benim için yeri o kadar ayrı bir kitap ki! Ve adından haddinden fazla öyle çok bahsettim ki bu listede bu kitabın olmaması imkansız. Kitabı 2017'nin Aralık ayında okuyarak resmen sonraki senenin açılışını yapmışım. Kitabı okuduğum tarihe kadar dünya klasiği romanlara o kadar uzaktan bakıyordum ki asla okumak içimden gelmiyordu. Meğerse bir gün aralarından birini büyük bir keyifle okumam için beni bekliyorlarmış. Çılgın Kalabalıktan Uzak sayesinde klasiklere karşı okunması çok zor ve ağır olduğuna dair ön yargılarım yıkıldı ve bir klasiği bu kadar büyük keyifle okuduğuma göre bu türden daha çok okumalıyım diyerek bir anda kelimenin tam anlamıyla gözümdeki perde açıldı.
• Dokunmadan | Nermin Yıldırım 
 Nermin Yıldırım'ın bu muhteşem kitabını okuyana kadar günümüz Türk edebiyatının bu kadar kaliteli olduğunun farkına varamamıştım. Evet, bilindik yazarlar çok fazla mevcut ama beni bu kadar etkileyecek ve henüz yeni yazılmış Türkçe bir kitap olduğunu hiç tahmin etmemiştim. Günümüz edebiyatına ön yargılı olanların kesinlikle eline alıp, sonrasında fellik fellik Türk yazarların kitaplarını aramalarına vesile olacak bir romandı.
• Körlük | Jose Saramago •
Evet, okur olarak ödüllü kitapları keşfetmeme öncü olan eserle karşılaşma vaktiniz geldi. Körlük kitabını okuduktan sonra içimde bastıralamaz bir istek oluşmuştu. Bu kitabın şok edici kurgusuyla, hiç alışık olmadığım yazı stiliyle ama elimden bırakmadan deli gibi okuduğum merakla kitabı bitirdiğim gibi Nobel, Pulitzer, Man Booker ödüllü tüm kitapları araştırmaya başladım ve uzun bir süre her ay bir tane Nobel ödüllü yazar okumaya başlayarak okuma türümü değiştirmeye ufaktan bir adım daha atmış oldum.
• Karamazov Kardeşler | Fyodor Dostoyevski •
Elbet bir gün her okur Rus Edebiyatından bir kitaba tutulacak. Benim hangi kitabı ömrümün sonuna kadar en çok seveceğim biraz çabuk belli oldu. Bu kitaptan sonra birçok Rus edebiyat eseri okudum fakat Karamazov Kardeşler'in yerini hala kimse sarsamadı, ama ona denk olmaya yakın olanlara karşılaştım sayılır. Bu kitabın muhteşemliğiyle sarsıldıktan sonra kendimi bir anda Rus edebiyatının ünlü yazarları Gogol, Tolstoy, Çehov, Puşkin, Turgenyev gibi yazarların varlığını gerçek anlamda keşfetmek üzere çerçevelenmiş buldum. Büyük ön yargıyla yaklaştığım bir edebiyat dünyasının daha arka perdesine ulaşabilmenin mutluluğu içindeydim.
• Cymbeline | William Shakespeare •
Belki aranızda birçoklarınız benim aksime tiyatro metinlerine, tragedya veya şiir okumaya pek ön yargılı değildir. Fakat okur olmayı geliştirmem gerçekten uzun vakit aldı dersem hiç abartıyor olmam. Pek uzun bir süre kurgusu olmayan ve roman olmayan hiçbir şeyi okumamaya yemin etmiş gibiydim. Sonrasında bir kitap fuarında tanıştığım ve şu anda hala arkadaş olduğum tatlı bir kitap okurunun önerisiyle Cymbeline'yi okuyarak roman olmayan muhteşem eserleri okumaya başladım. Shakespeare'den birçok eser okudum ama elbet Cymbeline'nin yeri bir başkadır bende.
• İnce Memed | Yaşar Kemal •
Evet, buyurunuz beni kendi edebiyatımızın yüceliğine inandıran kitaba gelelim. Sadece fantastik, romantik, distopik romanlar okurken yine aynı şekilde bu türleri okuyan bir arkadaşımın önerisi üzerine İnce Memed'i okumak içimde hep bir ukdeydi ve nihayet bir yıl önce buna son verdim. Duygularımı şaha kaldıran ve dört kitabını da bağrıma bastığım Yaşar Kemal'in kaleminin ve edebiyatımızın değerini anlamamı sağlayan kitap oldu diyebilirim. İnce Memed'den sonra kendimi Orhan Kemal, Tarık Buğra, Orhan Pamuk'un kitaplarının arasında buldum. Benim için mucize gibi bir şeydi.
 Mutluluk | Zülfü Livaneli 
Okuyan birçok kişi için çok beğenip bir diğer kitaba geçtikleri bir roman olabilir bu kitap ama benim çok farklı bir açıdan beklemediğim bir şekilde ufkumu açıp adeta bir aydınlanma yaşamamı sağlamıştı. O nedenle bu kitabın yerini asla unutamam. Yaşattığı aydınlanma haricinde gerçekten çok güzel bir kitaptı ve benim birçok Türk yazara karşı ön yargılarımı inanılmaz şekilde kırmayı başarmıştı. 


• Kafamda Bir Tuhaflık | Orhan Pamuk •
Yazardan okuduğum ikinci kitabıydı ve Masumiyet Müzesi'ni de çok sevmeme rağmen bu kitaba neredeyse bayılmıştım. Sonrasında yazardan üç kitap daha okudum ama hala bu kitabın yeri bir başka. Orhan Pamuk'a karşı ön yargımı kırmamda bana okuduğum ilk kitabından çok az önce bahsettiğim Livaneli'nin kitabındaki aydınlanma yardımcı olmuştu. Yazarın kalemini hala çok beğeniyorum ve kaleminin bu üne kavuşmasını kutluyorum. Orhan Pamuk'un kaleminin hem Türk edebiyatına olan merakımı hem de bir okur olarak beni geliştirdiğini kesinlikle söyleyebilirim.
• Troleybüs Problemi | Thomas Cathcart •
Bu kitabı henüz sadece yabancı yazarlarda roman okuduğum günlerde kitap fuarında çalışırken almıştım. Almamın sebebi de satış yaparken psikoloji okuyan bir kızın kitabı almadan önce hakkında birkaç şey söylemesiydi. Ee tabi benim bu kitabı merak edip okumak isteyeceğim seviyeye gelmem biraz vakit aldı. Belki ilk defa bir kurgusu olmayan ve insanı hakkında düşündürmeye iten okuduğum ilk kitaptı. Hazır yazara değinip bu kitabını hatırlamışken artık diğer kitaplarını okumaya daha hazır bir kıvamda olduğumu hatırlayarak okuma listeme ekliyorum diğer kitaplarını da.
• Nietzsche Ağladığında | Irvın D. Yalom •
Gözlerim doldu dolacak, Nietzsche'yi doğru yazmayı ezberlemişim meğer en sonunda. Geldik mi benim okuduğum ilk felsefi bazlı romana! Düşünüyorum da bu kitabı okumayı isteyene kadar ne uzun yollarda yürüdüm de geçtim. Bu kitabı okuyana kadar aralanan ufkum bu kitaptan sonra artık kapıyı aralayamayacağım denli açılmıştı. Ayrıntı yayınlarından çıkan her kitabı deli gibi okumak istiyordum, bir anda felsefeye karşı büyük bir merak oluşmuştu içimde. İşte tüm bunları bu güzelim eser sağlamıştı.
 Bir Son Duygusu | Julian Barnes 
Tam da Ayrıntı yayınlarından çıkan tüm kitaplara karşı olan büyük sevgimden bahsediyordum ki bu listeye hemen bir tanesi daha girdi. Bu kitap bana hiç beklemediğim bir şekilde hayatımda hep huy edindiğim bir özelliğimin farkına varmamı ve bunu daha aza indirmemi sağlamıştı. Kendine has kurgusu olarak da çok güzel ve anlaması zor ama okuması çok keyifli bir kitaptı. Hem bir okur olarak hem de kendi karakterime bir şeyler kattığı için bu listeye eklemesem olmazdı.


 Babalar ve Oğulları | İvan Turganyev 
İşte gözümde Karamazov Kardeşler'e rakip çıkan o ünlü diğer Rus edebiyat eseri.. Bu kitabı okuduğumda sarmalandığım hisleri hiç unutamıyorum. Hatta unutmaya başladığım an hemen ikinci kez elime alacağım. İlk defa bir klasik kitabı okurken okumayı duraksatıp geçen cümleler üzerine uzun uzun kafa patlattığıma bu kitapta tanık oldum. Benim için yeri tartışmasız, kendisini kütüphaneden okumuştum, şimdi fark ettim de benim bu kitabı kesinlikle satın alıp tekrar okuyup bir yerlerini okur sıfatımla işaretlemem gerekiyor.


 Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer | Laurent Gounelle 
Okuduğum ilk kişisel gelişim türündeki kitap diyebilirim ama bu kitabın ayrıca bir de romanımsı bir havası vardı. Kendine has kurgusu yavaş yavaş ilerlerken hayata dair bir çok öğüt ve öneriyle doluydu. Tabii ki yine kendi payımı çıkarttığım ve öz güvenim konusunda bana yardımını hiç unutmayacağım bir kitap oldu. Yazarın diğer kitapları da okunmak için sırasını bekliyor.

• Hayvanlardan Tanrılara Sapiens | Yuval Harari •
Bir bakmışsın bir zamanlar okumanın aklının ucundan geçmeyeceği kitapları eline almış deli gibi okuyorsun. Evet, zaman sillesini savurarak beni bir şekilde asla kurgusu olmayan, asla roman niteliği taşımayan kitapları okumaya şevk edecek kadar geliştirdi. Böylece elime Sapiens kitabını alarak hem içeriğiyle çok fazla bilgi edindim hem de bu kitabı bitirdiğimde bu tarz bilgi dolu kitaplara aç bir şekilde bambaşka bir okur kimliği kazanmaya adımlarımı atmaya başladım.
 Harfler ve Notalar | Hasan Ali Toptaş 
Ee artık kurgu olmayan roman kitaplarındaki tadın bambaşkalığını almış biri olarak elbette bunu tek bir türle sınırlandıramazdım. Bu nedenle kendimi yine şaşırtarak deneme kitaplarına yönelmeye başladım. İlk başlangıcımı kendimce öyle harika bir kitapla yaptım ki Harfle ve Notalar'ın benim için inanılmaz ayrı bir yeri var. Kitabı okurken resmen okuma serüvenim gözlerimin önünden geçti ve bu kitabı bayılarak okuyor olmak, bana bir şeyler kattığını görüyor olmak gerçekten kendimle ufak da olsa gurur duymamı sağladı.
 Sofie'nin Dünyası | Jostein Gaarder 
Sıra geldi okuduğum ikinci felsefi romana! Ama bu seferki öyle bir roman ki felsefenin başladığı günden günümüze kadar yolculuğunu anlatarak felsefeye olan ilgimi kamçıladı. Kişisel anlamda düşünce yapıma çok bir şey kattığını söyleyemeyeceğim ama bilgi anlamında hakkını asla yiyemem.



 Sanat Kitabı | Adam Butler 
Evet, işte son zamanlardaki en büyük tutkuma değinmenin vakti geldi. Gözümü kapayıp bir açtım ki artık kütüphanelerde, kitapçılarda gözlerim daha farklı kitapları arıyor. Sanat, tarih, felsefi, psikoloji ve daha birçok farklı alanlarda kitapları not alırken buluyorum kendimi. Özellikle hep metis yayınlarının farklı konular üzerine basılan kitaplarını ne zaman okuyacağımı merak ederdim, anlamadan o kıvama gelmişim meğer. Son zamanlarda özellikle dünya tarihi ve sanat tarihi kitaplarını okumaya bayılıyorum. Sadece son birkaç ay içinde inanılmaz bir bilgi birikimi edindim bu tarz kitapları okumaya vakit ayırarak. Sanata olan ilgimin başlangıcı da bu gördüğünüz kitap oldu. İçerisinde incelediği 500 eserin her birine ait detayları okumak, incelemek gerçekten ufkumu açtı.

Her tatlı şeyin bir sonu olduğu gibi bu yolculuğumuz da sona erdi. Kemerlerinizi bir süreliğine gevşetebilirsiniz çünkü daha istediğim okuma kıvamına yeni gelmişken önümde okuyup bu şekilde bahsedeceğim çok fazla kitap olacak. Daha doğru düzgün keşfedemediğim okuma türleri bile beni bekliyor. Hikaye, öykü, şiir ve daha bir çoğu bu yazının devamını getirecek ikinci seferinde umarım yerlerini alırlar. Kendim için bile bu kitapları hatırlamak çok faydalı oldu. Umarım size de bir şeyler katabilmişimdir. Okur olarak hala aynı yerde sektiğinizi düşünüyorsanız ya da bazı türleri okumak konusunda çekingeleriniz varsa bu yazıdan sonra fikirleriniz artık farklıdır diye tahmin etmek istiyorum. Vakit ön yargıları kırma vakti, en azından benim listemden bile birkaç kitabı not edip okursanız umarım ki değişimi göreceksiniz. Kanıtı burada sonuçta :) Ama şunu da söylemeliyim ki ben zaman içinde okuduğum türlerin, kitapların şekil değiştireceğini bu denli tahmin etmemiştim. Ve bugüne kadar okuduğum hiçbir roman vb. kitaba ayırdığım vakitten pişman değilim. Onları okurken de inanılmaz güzel zaman geçiriyordum ki hala arada o tarz okumayı da çok seviyorum. O kitaplar olmasaydı şu an bu bahsettiğim kitapları okuyacak duruma gelecek yolu çizemezdim, dünya bakışımı ve kişisel bilgi birikimimi geliştiremezdim. Lafın kısası zamanında okuduğunuz hiçbir kitabı da yabana atmayın, her kitap birbirinden değerli, bunu sakın unutmayın..
Continue reading • Ufkumu Açan Kitaplar •