19 Temmuz 2017

, ,

Lord of Shadows - Cassandra Clare | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Lord of Shadows (The Dark Artifices #2)
Dili: İngilizce
Yazar: Cassandra Clare
Sayfa Sayısı: 701
Goodreads Puanı: 4,58/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
A Shadowhunter’s life is bound by duty. Constrained by honor. The word of a Shadowhunter is a solemn pledge, and no vow is more sacred than the vow that binds parabatai, warrior partners—sworn to fight together, die together, but never to fall in love.
Emma Carstairs has learned that the love she shares with her parabatai, Julian Blackthorn, isn’t just forbidden—it could destroy them both. She knows she should run from Julian. But how can she when the Blackthorns are threatened by enemies on all sides?
Their only hope is the Black Volume of the Dead, a spell book of terrible power. Everyone wants it. Only the Blackthorns can find it. Spurred on by a dark bargain with the Seelie Queen, Emma; her best friend, Cristina; and Mark and Julian Blackthorn journey into the Courts of Faerie, where glittering revels hide bloody danger and no promise can be trusted. Meanwhile, rising tension between Shadowhunters and Downworlders has produced the Cohort, an extremist group of Shadowhunters dedicated to registering Downworlders and “unsuitable” Nephilim. They’ll do anything in their power to expose Julian’s secrets and take the Los Angeles Institute for their own.
When Downworlders turn against the Clave, a new threat rises in the form of the Lord of Shadows—the Unseelie King, who sends his greatest warriors to slaughter those with Blackthorn blood and seize the Black Volume. As dangers close in, Julian devises a risky scheme that depends on the cooperation of an unpredictable enemy. But success may come with a price he and Emma cannot even imagine, one that will bring with it a reckoning of blood that could have repercussions for everyone and everything they hold dear.
 
Gölge avcıları dünyasında geçen yazarın tüm kitaplarını okuyan biri olarak Geceyarısı Leydisi, Karanlık Sanatlar serisinin ilk kitabı olmasına rağmen tek kelimeyle mükemmeldi. Serinin başlangıcında karakterlere öyle bağlanıp, gölge avcıları dünyasında yazarın her kitabında geçen parabatai bağlantısını farklı bir şekilde konu edilmesini  böyle imkansızken ilk kitap bitince öyle canımızı yakmıştı ki tüm okurlar olarak bir sene nasıl bekleyeceğiz diyerek kara düşüncelere boğulduk. Özellikle de sonunun vurucu bölümü sayesinde ikinci kitap için deli gibi bekliyordum. Seri olan kitaplarda ilk kitabı çok beğenip ikinciyi bir tık daha az beğenme durumu bende çok fazla oluyor ama bu seride öyle bir şeyin olacağına hiç ihtimal yormuyordum. O yüzden aynı beğeni hissiyatı ve beklentisiyle ikinci kitabı elime aldım. Öncelikle fantastik bir dünyada geçtiği için orijinal dilinde yazarı ilk defa tamamıyla okuyacağımdan elime aldığımda içimde doğan bir tereddüt vardı fakat özellikle kitapları çok fazla replik barındırdığı için beklediğimin aksine hiç zorlanmadan tüm kitabı okuyor olmam çok sevindirdi beni. İlk önce şunu belirtmem gerekiyor; baştan sona harika bir kitaptı.
Ancak ilk kitaptan sonra aylardır beklediğim ikinci kitap beklentisini ufaktan içimde ukte bıraktı. İlk kitabı hala daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bunun başlıca en büyük nedeni ilk kitabın sonundan sonra asıl konu olan Emma ve Julian arasındaki parabatai engeline daha çok odaklanmasını, hatta bu imkansız çıkmazla ilgili daha çok canımızı yakıp, gözlerimizi şokla irileştirecek bir patlak bekliyordum. Ama bunun yerine kitapta da çok fazla karakter olduğu için ve yazar sırasıyla her birine değindiğinde fazlasıyla olay okuduk ve bunların çoğu da yayılarak anlatılmıştı. Değindiğim kısımdan içimde bir eksiklik kaldı. Bir diğer eleştirebileceğim kısımsa Cristina ve Mark'ın arasında devam eden bu yakınlaşmanın bu kadar gergin geçmesiydi. Aralarına Kieran'ın girmesi büyük bir engel oluşturuyor fakat Mark ve Cristina da hislerinden eminken, Kieran'ın aslında olayların arka planında geçersiz eleman olduğunu ikisi de bilirken Mark'ın hislerini itiraf etmeyi bu kadar uzatması canımı sıktı. Fakat ilk kitapla beraber yavaştan sevdiğim Cristina'ya bu kitapta bayıldım. Mark ve arasında geçen o büyü faslını okuduğum gibi içim eridi. Gözümde son eksik kısım da Julian, Emma ve Mark üçlüsünün biraz erken refaha kavuşmasıydı. Evet, Julian'dan beklediğimiz tepkiyi görerek kalbimiz parçalara bölündü.
Fakat Emma ve Mark'ın bunu baya uzun tutmasını beklemiştim ve aynı şekilde bu çakma ilişkinin de bu kadar basit söndürülmemesini. Yani genel olarak şunu söylemeliyim ki; kitabı bitirdiğimde bir türlü içimden tam puan vermek gelmedi. Bu bahsettiğim kısımlar kitap boyunca benim gözüme çok battı. Karakterleri ne kadar çok sevsem ve konu akışına aşık olsam da hele de parabatai olayının bu kitapta beklediğim kadar şiddetli işlenmemesine haliyle üzüldüm. Fakat sonrasında uzun uzun düşününce gönlümün en ufak bir puan kıramayacağını da aynı şiddetle fark ettim. Kitabın sonlarına gelirsek o son on beş sayfayı böyle gözlerim iri iri, suratımda garip bir ifadeyle bir diğer paragrafa geçerken derin nefes alarak okudum. Kesinlikle böyle bir son beklemiyordum ve yazar kalbimizi parçalamayı öyle mükemmel bir şekilde biliyor ki sanki olayın gerçekleşmesi yeterince canımızı yakmamış gibi son satırlara eklediği geçmişten ünlü bir cümleyle dolduğu halde ısrarla akmayan gözyaşlarımı şakır şakır akıttı. Çok kalın olduğu için aşırı dolu dolu bir kitaptı, zerre sıkılmadım ve her seferinde okumak için elime şevkle aldım.
Kit ve Ty'a da çok fazla ayrılmış bir kitaptı. Unlisee King ile Annabel'in geçtiği bölümler ayrı heyecanlıydı. Üçüncü kitapla seriye veda ettiğimiz için bizi çok fazla şey bekliyor ama şunu da söylemeliyim. İlk kitap bittiğinde ikinci için bir sene bekledik ve baya sabırsızlanmıştım fakat üçüncü kitap için her ne kadar heyecanlıysam da beklediğim şeyler gerçekleşmediği için Emma ve Julian arasında ne olur, ne olmaz diye kurup kendimi heyecana sokamıyorum. Yalnızca bizi nasıl bir yasın beklediğini düşünerek yüzümde hüzünlü bir ifadeyle acı acı iç çekiyorum. Ayrıca bu kitapla beraber yazarın yazdığı kitapların hepsini sırasıyla okumanız gerektiğini şiddetle not düşüyorum. Aksi halde kendi serilerinde ana karakter olup, diğer serilerde yan karakter olan ana kadromuzun değerini anlayamazsınız. Ölümcül Oyuncaklar serisinin okumasaydınız bu kitapta Magnus ve Alec'in olayların gidişatı konusunda üzerlerine ne kadar büyük rol düştüğünü anlayamazsınız. Unutmadan bu kitapta Jace ve Clary'le ilgili çok önemli bir bölüm okuduk. Onların serisi bitmişken sürekli Emma ve Julian'a yardım ettikleri için aslında onlara ayrılan hikaye kısmının bitmediğini görüyoruz. Hatta büyük bir heyecan içinde üçüncü kitapta aşkları nereye varacak diye merakla okumayı bekliyorum. İlk kitapta zaten Julian'ın aile kavramına aşık olmuştuk ama inanın bu kitapta o sevgi bağı kat be kat artıyor. Ayrıca ilk kitabın sonunda Mark'dan aşırı hoşlanmazken bu kitapta bir yerden sonra Julian ve Emma'dan çok Cristina ve Mark'ı okumak istiyorsunuz. Üçüncü kitabın yorumuyla seneler sonra görüşürüz. Türkçe'ye çevrilmeden okuyabilenlere ne mutlu, umarım yayınevi çok bekletmez. Bol heyecanlı okumalar!

0 yorum:

Yorum Gönder