26 Şubat 2017

,

Kuğu ve Çakal - J. A. Redmerski | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kuğu ve Çakal (Katiller Çetesi #3)
Orijinal Adı: The Swan and The Jackal (In the Company of Killers #3)
Yazar: J. A. Redmerski
Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 400
Goodreads Puanı: 4.22
Benim Puanım: 4,5/5
Arka Sayfa;
Fredrik Gustavsson hiçbir zaman aşka inanmamış ve kimsenin karanlık hayatını kabul edebileceğini düşünmemiştir. Ta ki en az kendisi kadar tekinsiz Seraphina’yla karşılaşana dek... Fredrik ve Seraphina beraber dopdolu iki sene geçirmiş ve aşkın en karanlık halini tatmıştır. Fakat bir gün Seraphina Fredrik’i geride bırakıp kayıplara karışır.
Gelgelelim Fredrik Seraphina’yı bulmaya kararlıdır.  Fredrik’in elindeki tek koz ise Cassia adında, hafıza kaybı yaşayan masum bir kızdan başkası değildir. Fredrik’in Cassia’nın yaşananları hatırlaması için çabalamaktan başka şansı yoktur. Ve bu esnada hiç umulmadık olaylar yaşanır ve Fredrik kendini türlü açmazın içinde bulur.
Katiller Çetesi’nde macera Sarai ve Izabel’in ardından devam ediyor, gerilim iyiden iyiye tırmanıyor. Kuğu ve Çakal J.A. Redmerski’nin dünya çapında büyük yankı uyandıran serisinin üçüncü kitabı.
  • Şöyle şaşalı bir cümleyle başlamak istiyorum ki; tek kelimeyle bayıldım. Seri boyunca bir kitabı bu kadar beğenebileceğimi tahmin etmemiştim ve muhtemelen sıradaki kitapları da bunun kadar bağrıma basamayacağım. Kitap çok keskin bir giriş yapıyor ki bu tür alengirli başlangıçları okumak beni meraktan çatlatıyor. Seraphine'nin ne kadar kafadan kontak bir kadın olduğunu anladığım gibi tüylerim ürperdi çünkü aşk romanlarında büyük genellikle bu tür derin karakterleri erkek olarak okuyoruz. Ardından Fredrick'in Seraphine ile olan ilişkisinin her ne kadar coşkulu olsa da zannımca fazlaca sağlıksız olduğuna kanaat getirmek ilerdikçe nasıl bir yol alacaklar diye merak etmemi sağlıyordu ki zaten arka kapağında okuduğumuz ayrılık patlak verdi. Ardından Cassia karakterine geçtik ki kızla ilgili en ufak bir şeyi okumak onu bir anda sevmemi sağladı. Fredrick'in ona davranış biçimi, Cassia'nın o masum dokunulmaz saflığı karşısında kitabı gittikçe daha çok beğeneceğimi düşündüm.

  • Fakat sonradan Cassia ile Fredrick arasındaki iletişim beni rahatsız etmeye başladı. Cassia'nın ona ne yaparsa yapsın Fredrick'i deli gibi seveceğini söyleyip durması, ayrıca onu bir senedir sevdiği kadını bulabilmek için bodruma kilitlemesi karşılığında böyle büyük bir aşkı hissetmesi bir yandan beni saçmalığıyla sarstı, diğer yandan da geçmişine dair zerre bir şey hatırlamayan bir kadının ona nazik davranan bir erkeğe sığınması mantığıyla klişe olduğunu reddettim. Ama ne zaman ki Cassia'yı Seraphine'yı bulmak için aylardır hapseden ve Cassia'yı umursamayan Fredrick'in bir anda her şeyi bir kenara bırakıp o anı yaşamasını söylemesi absürtlüğüyle beni duraksattı. Çünkü Fredrick, Seraphine'yi bulmak konusunda öyle takıntılıydı ki böyle bir düşünceden vazgeçmesi olasılığı geçince direk artık kitabı sevemeyeceğim hissine kapıldım ve her ne kadar bu olayın mantığını sonradan anlasak da uzun bir süre bu tatsızlıkla okumaya devam ettim. Ama sonra öyle mükemmel bir hava kazandı ki ben de inanamadım. Tamamen beklediğimin dışında harika bir kurgu çıktı karşıma. Sonlarına doğru da en önemli olaylardan biri bizi şoka uğratmak için çok hızlı geçilmişti. Bunun haricinde gerçekten bayılarak okudum. Keşke çeviri ve düzenleme konusunda biraz daha hassas davranılsaydı ama ufak rahatsızlık verecek hatalar haricinde keyfimi bozacak kadar değildi. Benim tahminimce serinin devamında muhtemelen hiçbir kitabı bunun kadar sevemeyeceğim, umarım Fredrick hakkında daha fazla bir şeyler karalanır çünkü okumak için çırpınıyorum. Canı gönülden öneririm, rica ediyorum okuyunuz..

0 yorum:

Yorum Gönder