20 Eylül 2016

,

Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler - Scott Lynch | Kitap Yorumu

Kitap Adı: Kızıl Gökler Altında Kızıl Denizler (Centilmen Piç #2)
Orijinal Adı: Red Seas Under Red Skies (Gentlemen Bastard #2)
Yazar: Scott Lynch
Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 696
Goodreads Puanı: 4.23/5
Benim Puanım: 5/5
Arka Sayfa;
Usta hırsız ve dolandırıcı Locke Lamora ile ölümcüllüğünden hiçbir şey kaybetmemiş Jean Tannen, evlerinin ve geçmişlerinin enkazından kaçmış, Camorr'un Belası ise Camorr'suz kalmıştır. Ancak oradan oraya sürüklenmek Centilmen Piçler için bile bir seçenek değildir, onlar da en iyi yaptıkları işe geri dönerler… Bu kez hedefleri Tal Verrar şehir devleti ve şehrin en korunaklı, görkemli binası Günahane'dir.
Görüp görülebilecek en büyük kumarhane olan ve oradan bir tek sikke çalıp hayatta kalanın olmadığı Günahane, Locke'un direnemeyeceği türden bir hedeftir…
… fakat Locke'un kusursuz suçunun beklemesi gerekmektedir.
Çoksatan serisi Centilmen Piç'in ikinci kitabında Scott Lynch, açık denizlerin ve en alçakçasından kurnazlıkların eksik olmadığı sürükleyici öyküsünü, kırılma noktasına kadar sınanan bir dostluğu anlatarak dokuyor ve sarsıcı kalemiyle okurların hayal dünyasını alabora etmeye devam ediyor.

Dört gün içinde bu harika kitabı bitirebildim. Bu kitapta ilk kitaba göre eleştirebileceğim daha çok şey var. Aslında bu durum yüzünden biraz puan kırmayı düşünüyordum ama yazarımız Scott beni son bölümde o kadar çok memnun edip gülümsetti ki kıyamıyorum. Bu kitap ilk kitap gibi başlarda Centilmen Piçlerin yaptığı işleri karmaşık anlatmıyor. Her şey daha açıklayıcı şekilde. Fakat benim açımdan ilk kitap kadar dolu dolu değildi. Bana göre ilk kitap çok daha mükemmeldi. Bu kitapta özellikle ortalar önce beni sıktı ama sonrasında Ezri'nin hikayeye dahil olmasıyla kalbimi çaldı. Jean ve Ezri diyorum başka bir şey demiyorum. Sabetha falan yok, ne geçmişte ne de şimdiki zamanda. Locke ile ilk tanıştıkları zamanlara değinilir diye ümit ediyordum ama tek bulduğum birkaç tane Locke'un özlem dolu cümleleriydi. Kitaba Locke'un ilk kitapta başına gelen berbat olaylar sonucu büründüğü isyankar ruh haliyle başlıyoruz ama meğerse aradan iki sene geçmiş. Çünkü kitapta arada sırada Jean ile Locke'un Günahane'yi kapsayan planlarını iki senedir kurduklarını okuyoruz. Fakat bu iki sene içinde Locke'un berbat bir ruh haliyle yaşamasına izin veren Jean zorla onu kendine getiriyor. Bunu niye daha önce denememiş ya da Locke bu kadar berbat haldeyse Günahane'de kumar hilelerini yapacak çevikliği nereden buldu diye soruyorum. Bu kitapta yazara öfkeliydim çünkü ilk kitapta olduğu gibi karakterleri bağrınıza bastırıp sonra bir anda buhara dönüştürüyor. Bu durum tekrar gerçekleşince öfkemden o ruh haline girip ilk kitaptaki gibi ağlamadım. Bu kitapta açık ara en çok bayıldığım yerler Locke ve Jean'ın aralarındaki bağdı. Özellikle de final bölümü mükemmeldi. İlk kitaba göre daha durağandı ama arayı kapatacak harika bölümler vardı. "Yok be. Sadece kafaları karışır. Öyle aval aval bakarken sen de onları öldürürsün."

Şu Locke'un sürekli kediye bağlanmayacağım demesi ve bağlıbüyücüler için götoş deyip durmaları beni güldürüp durdu. Tüm seri muhteşem bir mizah anlayışıyla süslenmiş. Bu kitap ilkine göre karakterlerin planlarını öğrendikçe sizi hayrete düşürme bakımından daha az olay içeriyordu. Serinin üçüncü kitabında artık ciddi anlamda bol bol Sabetha&Locke okuyup Jean'la oturup ağlamak dileğiyle..

"Nereye gidersen git, eğer başın belaya girerse o keseyi seni rahatsız edenlere gösterip, 'Kiminle dalaştığınızdan haberiniz yok. Ben duyduğu hoşnutluğun bir ifadesi olarak bana bu nesneyi veren kadının koruması altındayım,' diyebilirsin."
"Peki öyle yaprsan çekip giderler mi?"

0 yorum:

Yorum Gönder