24 Mayıs 2016

Küçükken Tiyatro Tutkunuydum

Bu kısmı çok boşladığımın farkındayım. Son zamanlarda tek derdim kitap okumak gibi görünse de ay sonu yazılarımda aslında o kadar da bağımlı olmadığımı anlıyorsunuzdur. Başlıktan anladığınız üzere küçükken yani ilkokul ve ortaokul (altıncı sınıf sadece) dönemimde ağır bir tiyatro tutkunuydum. Tiyatro sevdam aklıma gelince bir anda anılar hücum etti ve belki de bundan birkaç sene sonra hepsi hafızamdan silenecek diye düşünerek bugünlerde benim için en değerli yer olan blogumda bu anılarımı okuyacak olanlarla paylaşmak istedim. Küçüklüğümden beri şuanda da büyük bir sinema sevdalısıyım ama bunun altında bir de tiyatro aşkım vardı. Şimdi hafızamda yer edinmiş bu derin anıları sizlerle de paylaşacağım. Özellikle dördüncü ve beşinci sınıftayken tiyatroya çok meraklıydım. Sınıf öğretmenimiz de arada bana bu yolla önerilerde bulunurdu. Şuan da mantıklı bir espri anlayışına sahibim ve sanırım küçükken de sırıtıyordum. Tam olarak bu sevdam nasıl başladı hatırlamıyorum ama en belirgin anım sürekli sınıfta kısa gösteriler yapmak istememdi. İlkokul son senelere doğru olmalı ki defterlere komik diyaloglar yazar ve tek kişi olduğum halde tüm sınıfı güldürecek kadar derin düşünmeyi amaçlardım. Bunun meyvesi olarak da on beş dakikalık kısa bir gösteriyle sınıftaki herkesi güldürmeyi başarmıştım. Ne kadar üzerinde düşünürsem düşüneyim bu gösterinin sadece ufak esprileri hatırlayabiliyorum. Bundan sonra sınıf öğretmeninin övgüleri de çoğalmıştı, böylece tiyatro kursuna gitmek hayallerim arasında ön sıradan biletini almıştı. Ardından aynı türde bir gösteri daha hazırladım ama biraz şımarmış mıydım neydi ki ikinci de aynı hissi yaşatamadım. Yine gülenler oldu elbette ama aldığım karşılık üçüncüsünü yapmamam için bir cevap oldu.

Birkaç yazımda üzerinden belirttiğim gibi muhafazakar bir aileden geliyorum. Sanırım annem küçüklükten kafama koyduğumu yapan biri olduğumu anladığı için tiyatro kursuna karşı çıkmıştı. Babamın bundan haberi var mıydı açıkçası emin değilim. Beşinci sınıfa gidiyor olmalıydım ve o zamanlar sınıfta hoşlandığım bir çocuk vardı. Hatta sevgiliydik önceki senelerde. Şimdi dördüncü sınıfa giden kız kardeşime bakınca kahkahalara boğulasım geliyor. O yaşta sevgili bizim neyimizeydi şimdi fark ediyor insan. Biricik sevgilimle ayrılmıştık ama o çocuk kalbimle onu hala seviyordum, o zamanlar bir erkeği sevmek nasıl mümkün olabilirse. Bir yandan da okul dışında ona yakın olmak için tiyatro kursuna gitmek istiyordum. Fakat annem kursa karşı çıktı. Konuk olarak gidecektim ama onu da istemedi. Hatta o günü çok iyi hatırlıyorum, elimde repliklerle dolu kağıt tomarı vardı ve annem gitmeyeceğimi söylediğinde öfkeyle kağıtları yere fırlatıp onu ardımda bırakıp hızlı adımlarla eve gitmiştim. O hafta içinde cuma akşamı sürpriz bir şekilde akşam iki yakın arkadaşım bize gelip anneme ısrar etmişlerdi. Ben de onlara "repliklerimi attığımı" söylediğimde hala evin arayerinde duran gazete çekmecesinden annem repliklerle dolu tomarı çıkarmıştı. Aynı bir film sahnesi gibi samimiydi o an. Sonra o akşam yağmurlu havada bizim caddede okula doğru yanımda iki arkadaşımla hızlı adımlarla yürürken içimdeki mutluluğu dün gibi hatırlıyorum.

Sanırım iki kez tiyatro kursuna gittim ama annem kesin olarak beni kayıt yaptırmamakta ısrarlıydı. Ben de kursa gitmeyi aklımdan çıkarmak zorunda kaldım ve monolog kitapları aldım, evde kendi kendime aynanın karşısında çalıştım. Kafamdan senaryolar yazıp arkadaşlarıma roller dağıttım. Sınıfta tiyatro sevdamla az çok biliniyordum. Özellikle de herkesi güldüren o iki gösterimden sonra. Bunların ardından sınıf öğretmenimiz proje ödevi misali herkese oyun sergileyecekleri ödevler vermişti ve herkes grup olmuştu. Ben de ayrıldığım o salak çocukla grup olmuştum ve çok rahatsız ediciydi. İstesem o projede en çok dikkat çekecek kişi olabilecekken parfümleri beyefendilere taşıyan sakar bir hizmetçiyi canlandırmıştım. O gün sınıfta canlandırma yapılacağı zaman LC'den aldığımız beyaz elbisem ve manyak aşık olduğum beyaz converse'lerimi giymiştim. Bu projeden sonra da son kez sınıf öğretmenimizin herkese ödev verdiği monologlardan birini canlandırmıştım ve hafızamın o kısmındaki anılar da yanmış. Oysa ne giydiğime kadar hatırlayacakken nasıl birini canlandırdığımı bile unutmuşum.

Son olarak da kız kardeşimin sayesinde kolum çatladığı zaman konuk olarak ufak bir tiyatroda yer alacaktım ve replikleri ezberlemiştim. Kolum dirseğime kadar alçıydı ve o zamanlar yeni namaz kılıyordum. O günü de dün gibi hatırlıyorum. Beyaz uzun kollu bir bluz giymiştim ve kolumu terletiyordu. Abdest almadan külot çorap giydiğim için annem kızıp üzerimi çıkarmamı söylemişti. Hatta dayım da bizim evdeydi ve o zamanlar Bez Bebek vardı. Hatta ve hatta Bez Bebek izlemeye daldığım ve annemin namaz ısrarı sayesinde okula geç kalıp rolümü, sınıf öğretmeninin kızının amatörce yerime geçmesine kaptırmıştım. Ama o gün üzüldüğümü hatırlamıyorum, zaten o tiyatro çok fazla kişi tarafından izlenmeyecekti. Sanırım asıl sebebi ise çoktan tiyatro sevdamdan vazcaymış olmamdı. Küçüklüğümde içimde doğan bu hevesi ailem yerine getirseydi ve bu heves kat kat artsaydı muhtemelen bugün üniversitede gerçekten tiyatroyla alakalı bir bölüm okurdum ama iyi ki okumuyorum. Sapacağım yolların çoğunun yarısına varmışken aile yargılarımın tasdik etmediği daha beter yerlere gelmek istemezdim. Yani anlayacağınız bu da benim geçip giden tiyatro sevdamdı. Böyle okul zamanlarımdan ve çocukluğumdan bahsetmek çok hoşuma gitti. Bakarsanız aklıma bir başkası eserse yine yazarım.

1 yorum: